ŞABAN 1 (17 NİSAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 1 (17 NİSAN)

ÖZEL KUR-3

MEAL”

EN’ÂM-141. “(Sizi helâl ve temiz rızıklardan asla mahrum bırakmayan) O Allah ki, asmalı asmasız bağlar-bahçeler-bostanlar, hurmalıklar, istifade ve tüketim açısından farklı farklı ekinler, birbirlerine bazı yönlerden benzeyen bazı yönlerden benzemeyen zeytinler ve narlar yaratıp yetiştirmektedir.

Her birinin meyve veya taneleri olgunlaştığında onlardan yiyin;
hasat zamanı (fakirlerin, muhtaçların) onlardaki hakkını verin
ve israfa gitmeyin. Şüphesiz ki Allah, müsrifleri sevmez.”

-------------------------------------------------------------------------

HADİS”

Altı şey güzeldir. Fakat bu altı şey, altı sınıf insanda olunca daha güzeldir:

Adâlet güzeldir, fakat idarecilerde olursa daha güzeldir.
Cömertlik güzeldir, fakat zenginlerde olursa daha güzeldir.
Dinde titiz olmak güzeldir, fakat âlimlerde olursa daha güzeldir.
Sabır güzeldir, fakat fakirlerde olursa daha güzeldir.
Tövbe güzeldir, fakat gençlerde olursa daha güzeldir.
Hayâ güzeldir, fakat kadınlarda olursa daha güzeldir.”

(Münavi, Feyzu’l-Kadir, 4/378; Suyuti, Camiu’s-Sağir, hadis no: 8292)

-------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Ümit her şeyden evvel bir inanç işidir. İnanan insan ümitlidir ve ümidi de inancı nispetindedir. Bu itibarladır ki, sağlam inanç mahsulü çok şey, bazılarınca harika zannedilmektedir.

*Aslında, ümit, azim ve kararlılık, iman dolu bir kalbe girince, beşerî normaller aşılmış olur. Bu seviyede gönül hayatına sahip olamayanlar ise bunu fevkaladeden sayarlar.

*Hele insan, inanacağı şeyi iyi seçebilmiş ve ona gönül vermişse, artık onun ruh dünyasında, ümitsizlik, karamsarlık ve bedbinlikten asla söz edilemez.

*Fert, ümitle varlığa erer; toplum onunla dirilir ve gelişme seyrine girer. Bu itibarla, ümidini yitirmiş bir fert var sayılamayacağı gibi, ümitten mahrum bir toplum da felç olmuş demektir.

*Ümit, insanın kendi ruhunu keşfetmesi ve ondaki iktidarı sezmesinden ibarettir. Bu sezişle insan, kâinatlar ötesi Kudreti Sonsuz’la münasebete geçer ve onunla her şeye yetebilecek bir güç ve kuvvete ulaşır.

*Bu sayede, zerre güneş; damla derya; parça bütün ve ruh kâinatın bir soluğu hâline gelir.

*Âdem Nebi (aleyhisselam), semasının karardığı, azminin kırıldığı ve canının dudağına geldiği bir devrede, ümitle silkindi, “Nefsime zulmettim.” dedi ve dirildi.

*Şeytan ise, gönlünden akıttığı ümitsizlik kan ve irini içinde bocaladı durdu ve nihayet boğuldu...

*Her gönül eri ümitten bir meş’ale ile yola çıkmış, bununla tufanları göğüslemiş; fırtınalarla pençeleşmiş ve dalgalarla boğuşmuştur.

*Bir de, her şeyin bittiği; milletin kaddinin büküldüğü, gururunun kırıldığı devrede, iman ve ümidin dâsitanî bir hâl alması vardır ki; inancın derecesine göre, onu elde eden, kâinata meydan okuyabilir; elli bin defa çarkı, düzeni bozulsa sarsılmadan yoluna devam eder; yoklukta, varlık cilvesi gösterip ölü ruhlara can olur.

-------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Soru: “Şimdi şu kadar araştırma ve incelemeden sonra, Kur’an’da pek çok hakikatle beraber, hâlihazırdaki medeniyetin harikalarına ve belki daha da ilerisine işaretler bulunduğuna şüphem kalmadı, bunu tasdik ettim.

İnsanın dünya ve ahiret saadetine lâzım olan her şey, değeri ölçüsünde Kur’an’da bulunur. Fakat Kur’an onları niçin açıkça zikretmiyor? Ta ki inatçı kâfirler de tasdike mecbur kalsın, kalbimiz de rahat olsun…”
  
Cevap: Din bir imtihandır. İlahî teklifler, yani Cenâb-ı Hakk’ın insana yüklediği mükellefiyetler, yüksek ruhlar ile bayağı ruhların müsabaka meydanında birbirinden ayrılması için bir tecrübedir.

Nasıl ki, elmas ile kömür, altın ile toprak birbirinden ayrılsın diye bir madene ateş veriliyor.

Aynen öyle de, bu imtihan meydanında ilahî teklifler, insanın kabiliyetlerinin madenindeki yüksek cevherler ile süflî vasıfların birbirinden ayrılması için bir tecrübedir ve bir müsabakaya sevktir.

Madem Kur’an, bu imtihan yerinde, müsabaka meydanında, bir tecrübe suretinde, insanlığın kemâle ermesi için indirilmiştir.

Elbette, şu dünyevî ve herkese görünen, geleceğe ait gaybî hadiselere yalnızca işaret edecek ve akla sadece delillerini ispatlayacak kadar kapı açacaktır.

Eğer her şeyi açıkça zikretse, teklif sırrı bozulur.

Bu, âdeta gökyüzündeki yıldızlarla aşikâr bir şekilde “Lâ ilâhe illâllah” yazmaya benzer. O zaman herkes ister istemez onu tasdik eder.

Bu ise müsabaka olmaz ve imtihan ortadan kalkar. Kömür gibi bir ruh ile elmas gibi bir ruh aynı derecede kalır.

Ebûcehl-i Laîn ile Ebûbekir-i Sıddık eşit görünecek. Teklif sırrı ziyan olacak...

Kısacası: Kur’an-ı Hakîm, sonsuz hikmet kaynağıdır. Her şeye kıymeti ölçüsünde bir makam verir.

İşte Kur’an, bin üç yüz sene önce, istikbalin karanlığında saklı ve gaybî olan neticeleri ve ilerlemeleri görüyor ve gördüğümüzden, göreceğimizden daha güzel bir surette gösteriyor.

Demek, Kur’an öyle bir Zât’ın kelâmıdır ki, o Zât bütün zamanları ve içindeki her şeyi bir anda görüyor.

İşte Kur’an’ın peygamber mucizelerinin yüzünde görünen bir i’caz parıltısı...

-------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey emrinde galip, mahlûkatı üzerinde kaim olan ve insan ile kalbi arasına giren Allah’ım!

Benimle şeytanın, onun şerli şerarelerinin ve kulların içinde kendisine güç yetiremeyeceğim kişilerin arasına da gir.

Dilleriyle ve gözleriyle bana zarar vermelerine müsaade etme. Ellerine kelepçeler, ayaklarına da prangalar vur.

Onlarla benim arama azametinin nurundan bir set, kuvvetinden bir perde ve saltanatından bir kale koy.

Muhakkak ki Sen, Hayy ve Kâdirsin.

Allah’ım! Kem nazarla bakanların gözlerini tehlikeli yerlerin en aşağısında kör et.

Zalimlerin gözlerini de perdele ki, onların endişesiyle yaşamaktan kurtulayım.

Ey Hayy u Kayyûm!

Ey semâvât u arzı eşsiz bir surette yaratan Yüce Yaratıcı!

Ey celâl ve ikram sahibi! Ey Yüceler Yücesi Allahım!

Senden marifetinin nuruyla her zaman kalbime diriliş üflemeni diliyorum.

Allahım! Din yolunu açıp şehrah eyleyen ve insanlığa Cennet’e giden yolları gösteren, kulun ve elçin, apaçık nurun, dosdoğru ve emîn Resûlün, İnsan-ı Kâmil Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm) salât ü selâm eyle.

Kendisinden razı olup şefaat hakkı tanıdığın ve seçilmiş bir elçi olarak âlemlere gönderdiğin o Nebîler Serveri’ne şefaat hakkını ver ve O’nu vaad buyurduğun, başkalarına yardım elini uzatma makamlarının doruğu olan Makam-ı Mahmud’a ulaştır.

Yüceler Yücesi Allahım! İbrahim peygambere ve ehline salât ü selâm ettiğin gibi, Efendimiz Hazreti Muhammed’e, âline ve ashâbına da bütün âlemlerdeki mahlûkatın ve kelimelerin adedince, arşının ağırlığınca ve hoşnutluğun miktarınca, çok çok salât ve selâm eyle.

Şüphesiz hamdedilmeye layık Yüceler Yücesi yalnız Sensin.

-------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - MUÎD "

TESBİH ADEDİ: 124

TESBİH NİYETİ: ELDEN KAÇANI GERİ KAZANMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön