ŞABAN 10 (26 NİSAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 10 (26 NİSAN)

ÖZEL KUR-3

MEAL”

A’RÂF-44. “Cennet ehli, Ateş’in yârânına seslenir:

İşte görüyorsunuz: Biz, Rabbimizin bize va’dettiğini gerçek bulduk;

siz de Rabbinizin size va’dettiğinin gerçek olduğunu gördünüz mü?”

Diğerleri, “Evet!” derler.

Derken, aralarında duran bir görevli, “Allah’ın lâneti bütün zalimlerin üzerine olsun!” diye bağırır.”

-------------------------------------------------------------------------------

HADİS”

"Mümin bir kimse, eşine karşı nefret beslemesin.

Çünkü onun bazı huylarından hoşlanmasa da hoşlandığı başka huyları mutlaka vardır."

(Müslim, Rada, 61)

-------------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Gözyaşları ruh inceliğinin şahitleridir. İnce insan, yüzünü gözyaşları ile yıkayan insandır.

*Hakk’ın sâfi nebisi Âdem (as), saadet kâsesini gözyaşları ile doldurup içmedi mi?..

*Dertli Nebi, Tufan Peygamberi (as) o katrelerle âlemi sele vermedi mi?

*Yaratılış esrarına ilk dokunan Mevla’nın Halîl’i “Hasbî, Hasbî” diyerek gözyaşlarıyla ateşi “berd ü selam” etmedi mi?

*O incelerden ince, Hak esrarının merkezîleştiği, Faraklit müjdecisi Ruhullah’ın hâli hep ağlamak değil miydi?

*Masum resûl Dâvud’un (as) ağlamalı feryadı değil miydi ki, insan derûnunda lâhutî âhenk ve sızlanışın adı olan Zebur’u tilavet ederken, en ince gönül telleri üzerinde yüzlerce mızrabın âhı duyulurdu...

*Ve son durakta, en doğru yolun başında, büyük muammanın Keşşâf’ı, yaradılışın özü aziz Ruh, kördüğümü çözer gibi bu esrarı gözyaşlarıyla çözmedi mi?

*Ta ana kucağında bin niyaz ile: “ Ümmetim, Ümmetim...” dediği andan, ba’sü ba’del mevt’e ve ötesine kadar hep aynı şey için inlemedi mi?

*İşte o en büyük devlet adamı Ömer, Peygamber halesinde en büyük devlet adamı.. şiddeti, öfkesi ve nefretiyle beraber, bir kalbi kırığın yanında, bir “yerdeki yüz” karşısında çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlar ve etrafını da ağlatırdı.

*Uzun senelerden beri ne kadar hasretiz gözyaşlarına..!

*Cehaletimize ağlayalım! Kaybettiğimiz şeylerden habersizliğimize ağlayalım!

*Kusurdan bir heykel hâline gelmiş mahiyetimize, duygularımızın dumura uğrayışına ve hoyratlaşan gönlümüze ağlayalım!

-------------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(Dünden Devam)

Dördüncüsü:
Amelin en iyi şeklini aramaktan doğan vesvesedir. Takva zannıyla bu arayış arttıkça vesvese şiddetlenir. Hatta bir dereceye varır ki, insan amelin daha makbulünü ararken harama düşer. Bazen bir sünneti araması, bir vacibi terk ettirir.

Acaba amelim sahih oldu mu?” der, onu tekrar eder. Bu hal sürdükçe de büyük ümitsizliğe düşer. Şeytan şu halinden faydalanarak insanı yaralar.

Bu yaranın iki merhemi var:

Birinci Merhem: Bu gibi vesvese, Mutezile mezhebindekilerde olabilir. Çünkü onlar şöyle der:
İlahî emir ve yasaklara mevzu olan fiiller ve şeyler, ahiret itibarı ile ya kendi zâtında güzel ya da kendi zâtında çirkindir. Yani ya bizzat güzel olduğu için emredilmiş ya da bizzat çirkin olduğundan yasaklanmıştır. Demek, eşyada ahiret ve hakikat noktasından güzellik ve çirkinlik zâtidir (kendindendir), ilahî emir ve yasaklar ona tâbidir.”
Bu mezhebe göre, işlediği her amelde insana şöyle bir vesvese gelir: “Acaba amelim, hakikatteki zâti güzelliğine uygun oldu mu?”

Hak mezhep olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat ise der ki:
Bir şey, Cenâb-ı Hak emrettiği için güzel; O yasakladığı için çirkin olur.”
Demek, güzellik emirle, çirkinlik ise yasakla bir hakikat olarak ortaya çıkar.
Güzellik ve çirkinlik, amelden sorumlu kulun bilmesine bakar ve ona göre yerleşir. Bunlar, görünüşte ve o amelin dünyaya bakan yüzünde değil, ahirete bakan yüzündedir.

Mesela, namaz kıldın veya abdest aldın ama sen hiç farkında olmadan, aslında namazını veya abdestini bozacak bir sebep varmış.

Şu halde senin namazın ve abdestin hem sahih hem güzeldir.

Mutezile mezhebindekiler ise der ki: “O ibadet hakikatte fena ve kusurludur fakat kabul edilir. Çünkü bilmiyordun, özrün var.”

Öyleyse Ehl-i Sünnet mezhebince, görünüşte dinin kaidelerine uygun şekilde işlediğin amelin hakkında, “Acaba sahih oldu mu?” deyip vesvese yapma! Fakat “Kabul olmuş mudur?” de, gururlanma, ameline güvenme!

İkinci Merhem: Dinde zorluk yoktur. Madem dört mezhep haktır ve madem istiğfarı gerektiren “kusurlarını idrak etmek” -böyle vesveseli kimse için- gurura sebep olan “amelini güzel görme”ye tercih edilir.

Yani vesveseli insanın, amelini güzel görüp gurura girmektense onu kusurlu sayıp istiğfar etmesi makbuldür.

O halde, vesveseyi at! Şeytana de ki: “Şu hal bir zorluktur. Hakikatini bilmek güçtür, dindeki kolaylığa zıttır. Şu amelim elbette bir hak mezhebine uygun olur. Bu bana yeter.

Hem en azından aczimi itiraf ederek, ibadeti lâyıkıyla yerine getiremediğimden, istiğfar ve yakarış ile Cenâb-ı Hakk’ın merhametine sığınıp kusurumun affedilmesi ve noksan amelimin kabulü için acizliğimin ve küçüklüğümün şuurunda olarak bir duaya vesiledir.”

(Devamı Yarın)

-------------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Allah’ım! En güzel dost ve yardımcı Sensin; dilediğin her şeyi gerçekleştirmeye de muktedirsin; kötülüklere karşı dilediğin keyfiyette biz kullarına da inayet buyur.

Sübhansın Allah’ım; Seni, Senin senâ ettiğin ölçüde asla senâ edemem. Koruyup kollaman pek kavî, tutup kaldırman da pek yüksektir. Kudretinle dilediğini gerçekleştirir ve izzetinle dilediğin şekilde hükmedersin. Hayy u Kayyum Sen, gökleri ve yeri eşsiz surette yaratan Sen, Mâlikü’l-Mülk Sen, celâl ve ikram sahibi de Sensin.

Rahmetine iltica ediyor, azabından Sana sığınıyoruz.

Ey yardım dileyenlerin imdadına koşan Rabbimiz, bize de inayet elini uzat.

Senden başka ilah yoktur. Rahmet Peygamberi, Efendimiz Hazreti Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yüce makamı hakkı için bize de yardım et.

Gizliyi, gizlinin de gizlisini bilen, arz ve semayı ayakta tutan, devam ve bekâ sahibi Allah’ım! Sana, esmâ-i hüsna ve sıfât-ı ulyâna, Zâtının ululuğu, celâl-i vechin, azamet ve saltanatın, sıfatların, rubûbiyetin ve yüce ilmin nasıl iktiza ediyorsa öylece iman ediyoruz.

Bizi de âyât-ı kerîmelerinde ferman buyurduğun hakikatlerle dirilt; onların gereklerini ifaya muvaffak kıl; o hakikatler üzerine sâbit-kadem eyle ve yine onlarla haşret ey Âlemlerin Rabbi olan Allah’ım!

Ya Erhamerrâhimîn! Şanın hakkı için Senden dileniyorum, ne olur, rahmet, fazl, kerem, cömertlik ve cemâl kapılarınla arama bir perde ve örtü koyma.

Ey bütün kâinatın Rabbi, mukaddes kitapların Sahibi, hesabı çabuk olan, dualara icabette bulunan, ey Rahîm, Karîb, Mücîb, Hannân, Mennân, ey semaları ve arzı eşsiz şekilde yaratan, ey Mâlikü’l-Mülk, zü’l-Celâli ve’l-İkram, ey Hayy ve ey Kayyum Allah’ım!

Ulvî sıfatların, tastamam kelimelerin, münzel kitabın, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Resûlün hakkı için Senden diliyoruz: “Bize hem dünyada hem de âhirette güzellikler ihsan eyle ve bizi Cehennem azabından koru.”

Allah’ım! Bize hidayet, takva hissi, iffet ve gönül tokluğu ver.

Ya Rab! Dergâh-ı İzzetine rahmet, re’fet ve merhamet Peygamberi Efendimiz Hazreti Muhammed’in şanını şefaatçi kabul ederek teveccühte bulunuyorum. O’nun hürmetine, benim ve kadın-erkek topyekün müminlerin ve Müslümanların günahlarımızı mağfiret buyur.

Şüphesiz Senin gücün her şeye yeter.” hakikatinin esintileriyle beni de ferahlandır. Nihayetsiz mevhibelerinden ve muazzam fazl u ihsan hazinelerinden beni de feyizlendir. İşlerimde birbirinden güzel çıkış yolları lutfeyle. Gayb hazinelerinden güzel, geniş ve bereketli rızıklarla beni de rızıklandır. En güzel amellerimi sonuncuları ve en hayırlı günlerimi Sana kavuşacağım günler eyle. Ey merhameti sonsuz Rabbim! O gün, ne olur, bu kulundan razı ve hoşnut ol.

O, bütün yaratılmışların en hayırlısı olan Nebiy-yi Mükerrem Efendimiz’e, âl ü ashâbına da salât, selâm ve bereket lutfet.

-------------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - KÂDİR "
TESBİH ADEDİ: 305
TESBİH NİYETİ: İSTEDİĞİNİ YAPMAYA GÜÇ YETİRMEK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön