ŞABAN 11 (27 NİSAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 11 (27 NİSAN)

ÖZEL KUR-3

MEAL”

A’RÂF-54. “Rabbiniz Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı;

sonra da Arş’ın üzerine istiva buyurdu:

geceyi gündüze bürüyor ki, birbirinin peşinden ısrarla koşturur dururlar;

güneş, ay ve yıldızlar da, tam bir boyun eğmişlik içinde O’nun buyruğu ile hareket ederler.

Bilin ki yaratma da, emir ve idare de mutlak manâda O’na aittir.

Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir, her buyruğu ve icraatı ne bereketler yüklüdür!”

-------------------------------------------------------------------------------------

HADİS”

"Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir:

Utanma (hayâ) duygusu, güzel koku sürmek, misvak kullanmak ve evlenmek."

(Tirmizi, Nikah, 1)

-------------------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Fâniler arasında en muazzez varlıktır ana.

*O, yeryüzünde dolaşırken gökteki bir baş ve Cennet de ayaklarının altındadır.

*Pabucunun tozu gözlere sürme kadar aziz ve ayaklarına sürülen yüzler Arş eşiğindeki başlar kadar yücedir.

*Ana inleyen varlıktır. Bütün bir hayat boyu inleyen ve sızlayan...

*Ana vardır, evladıyla âbideleşir ve başı semaya ulaşır.

*Ana vardır, evladıyla derbeder ve perişan olur.

Ana vardır, sessiz, belirsiz ve meçhuldür; fakat güller, çemenler yetiştirir.

*Ana vardır destanlara sığmaz; o, zihinlerde, sinelerde, göklerdedir.

*Ana vardır, kâğıttadır, kalemdedir, romandadır...

*Toprak, tohuma ana; kaynak çağlayana; Havva insanoğluna; Meryem bir Ruh’a; Âmine bütün bir hakikate, varlığın sırrına, sırların özüne...

*Ana-evlat iki vücut bir ruh. Evlat, ananın vücudundan bir parça, kucaklarda “gönül yakan sevgili”, emekleyen yumurcak ve nihayet birbirini takip eden ayrılışlarla, ana için sineyi yakan bir kor, kalbe saplanan bir mızrak...

*Gelişme dönemi, tahsil hayatı, askerlik çağı.. bunların her biri, ananın yüreğini ağzına getiren bir ızdırap dönemeci.

*Artık ağlama anam! Gözyaşlarında meydana gelen bulutlar, ta Arş’a kadar yükseldi. Bak şimdi orada şimşekler, burada rüşeymler... Dağınık kâkülünü düzeltmek için sana koşuyorlar.

-------------------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(Dünden Devam)

Beşincisi:
İmana dair meselelerde şüphe suretinde gelen vesvesedir.

Biçare vesveseli insan, bazen hayal etmekle düşünmeyi birbirine karıştırır.

Yani, hayale gelen bir şüpheyi aklına girmiş zannedip inancının zarar gördüğünü düşünür.

Bazen de kendi kurduğu bir şüpheyi, imana zarar veren bir şüphe zanneder.

Hem bazen tasavvur ettiği bir şüpheyi, aklıyla tasdik ettiğini sanır.

Yine bazen küfürle ilgili bir mesele hakkında düşünmeyi küfür sayar.

Yani dalâletin sebeplerini anlamak için bir mesele üzerinde fikir yürütmeyi, onu araştırmayı ve tarafsızca değerlendirmeyi imana ters zanneder.

İşte şeytanın telkinlerinin eseri olan şu zanlardan ürkerek, “Eyvah! Kalbim bozulmuş, inancım zayıflamış!” der.

O haller çoğu kere irade dışı olduğundan ve insan onları kendi sınırlı iradesiyle düzeltemediğinden ümitsizliğe düşer.

Bu yaranın merhemi şudur:
Küfrü hayal etmek küfür olmadığı gibi, onu vehmetmek de küfür değildir.

Dalâleti tasavvur etmek dalâlet olmadığı gibi, onun hakkında düşünmek de dalâlet değildir. Çünkü hayal etmek, vehmetmek, tasavvur etmek ve düşünmek; akılla tasdikten, kalbin bir şeye teslim olmasından farklıdır, başkadır. Bunlar bir derece serbesttir, insanın cüzî iradesini pek dinlemez. Dinî sorumluluk altına çok girmez.

Tasdik ve teslim ise öyle değildir, bir ölçüye tâbidir. Hem nasıl ki, bunlar tasdik ve teslim değildir; aynen öyle de, şüphe ve tereddüt de sayılmazlar. Fakat eğer lüzumsuz yere tekrar ede ede akla ve kalbe yerleşirlerse, o vakit onlardan bir tür hakiki şüphe doğabilir.

Hem tarafsızca değerlendirme veya insaf namına deyip diğer şıkkı lüzumlu göre göre öyle bir hale gelir ki, insan, iradesi dışında ondan taraf olur.

Üzerine vacip olan “hakkın tarafında yer alma” esası kırılır. O da tehlikeye düşer. Zihnine, onu düşmanın veya şeytanın lüzumsuz bir vekili yapacak bir hal yerleşir.

Bu çeşit vesvesenin en mühimi şudur:
Vesveseli adam, bir şeyin aslında mümkün olması ile onun zihinde mümkün görülmesini birbirine karıştırır. Yani bir şeyi zâtında mümkün görse, o şeyi zihnen de mümkün ve muhtemel zanneder. Halbuki kelâm ilminin kaidelerindendir ki: Zâtî imkân, kesin bilgiye aykırı değildir, zihnen zaruri olan bilgilere ters düşmez.

Mesela, şu dakikada Karadeniz’in sularının çekilmesi, zâtında mümkündür ve zâtî imkân ile muhtemeldir.
Halbuki gözümüzle görüyor gibi, o denizin yerinde olduğuna hükmediyoruz, bunu şüphesiz biliyoruz. O ihtimal ve zâtî imkân, bizde şüphe uyandırmıyor, kesin bilgimize zarar vermiyor.

Mesela, güneşin bugün batmaması veya yarın doğmaması da zâtında mümkündür.
Halbuki bu ihtimal, güneşin batıp doğacağına dair kesin bilgimize zarar vermez, şüphe düşürmez.

İşte bunun gibi, zâtî imkân yönünden gelen vehimler, mesela iman hakikatlerinden olan, dünya hayatının sona ereceğine ve ahiret hayatının başlayacağına dair kesin inancımızı zayıflatmaz.

Bir delilden kaynaklanmayan ihtimalin hiç kıymeti yoktur.” diye ifade edilen meşhur hüküm, hem kelâm hem de fıkıh ilimlerinin yerleşmiş kaidelerindendir.

Eğer dersen ki, “Müminlere bu derece zarar ve sıkıntı veren vesvese hangi hikmetten dolayı bize belâ olmuştur?”

Cevap: Aşırıya varmamak ve üstün gelmemek şartıyla vesvesenin aslı, uyanıklığa ve araştırmaya sebeptir, ciddiyete vesiledir.

Lâkaytlığı atar, gevşekliği yok eder. Onun için Hakîm-i Mutlak, şu imtihan dünyasında, şu müsabaka meydanında bize bir teşvik kamçısı olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş.

Şeytan onu insanın başına vuruyor. Şayet çok incitirse, Hakîm ve Rahîm Rabbimize şikâyet etmeli, “Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah Teâlâ’ya sığınırım.” demeliyiz.

-------------------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Allah’ım, cahillikten ve belalardan sana sığınıyorum.
Allah’ım! Gurbetin tasa ve kederinden, uyuşukluktan, Senin sevmemenden, yüzüme bakmamandan, reddetmenden, cismaniyetin perdelerine takılıp da Senden uzak düşmekten, mekr-i İlahîye maruz kalmaktan, altından kalkamayacağım iptilalarla imtihan edilmekten, her türlü elem ve hüzünden, acizlik yaşamaktan, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, borç altında ezilmekten, insanların kahrına uğramaktan, Hak kapısından uzaklığın hicranını yaşamaktan, cefa çekmekten, huzur-u İlahîde yüzüme bakılmamasından, teker teker bunların hepsinden Senin yüce dergâhına sığınıyorum.

Yüce Yaratıcının ismi anılınca daha korkulacak hiçbir şey kalmaz; zira mahlûkatından ne birinin ne de hepsinin gücü O’nun gücünden fazla değildir. O, “Lâ havle velâ kuvvete illa billah” kenzinin sahibidir. O, ne dilerse o olur. Bütün nimetlerin yegâne kaynağı yine O’dur. Hayır ve güzellik adına ne varsa hepsi O’ndandır. Kötülükleri bertaraf edecek yegâne zât da O’dur.

Ey Merhametlilerin En Merhametlisi! Senin rahmet peygamberin Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve bütün ashâbına evvel ve âhir, açık ve gizli hep salât ve selâm eyle.

O salât ü selâmla da bu aciz kulunun başındaki düğümleri çöz.. sıkıntılarını gider.. içine düştüğü yalnızlık girdabından kurtar ve ihtiyaçlarını is’af buyur. İbrahim nebî ve hane halkına salât ü salam ettiğin gibi, efendimiz Hazreti Muhammed ve ehline de salât ve selâm eyle. Muhakkak ki, Sen her türlü hamd ü senaya layık ve şanı yücelerden yücesin.

-------------------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - MUKTEDİR "

TESBİH ADEDİ: 744

TESBİH NİYETİ: HER İŞTE BAŞARILI OLMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön