ŞABAN 12 (28 NİSAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 12 (28 NİSAN)

ÖZEL KUR-3

MEAL”

A’RÂF-57. “O Allah ki, rahmetinin önünde müjdeci olarak rahmet rüzgârlarını gönderir.

Nihayet bu rüzgârlar, o ağır bulutları pek hafifmişçesine kaldırıp yüklendiklerinde, Biz onları ölmüş bir memlekete doğru sevkeder,

derken oraya o bildiğiniz suyu indirir ve o su ile her türlüsünden ürünler, meyveler bitiririz.

İşte, ölüleri de (kabirlerinden) böyle çıkaracağız. Gerekir ki, düşünüp ibret alasınız.”

---------------------------------------------------------------------------------

HADİS”

"Allah'ın hanım kullarına vurmayın..!
(Bu gece) Muhammed'in eşlerine pek çok kadın geldi.
Hepsi de kocalarından şikâyetçiydi.
Bu adamlar sizin hayırlılarınız değillerdir."

(Ebu Davud, Nikâh, 41-42)

---------------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Merhamet varlığın ilk mayasıdır.

*Onsuz, her şey bir bulamaç ve kaostur.

*Her şey merhametle var olmuş, merhametle varlığını sürdürmekte ve merhametle nizam içindedir.

*Gökler ötesinden gelen merhamet mesajlarıyla, yer, düzene kavuşmuş; sema tesviye görmüştür.

*Makro âlemden mikro âleme kadar her şey, hayranlık uyaran bu âhenge ve çelik çavak işleyişe merhamet sayesinde ermiştir.

*Bu hareket ve işleyişte her şeyin, ebedî var oluşta kazanacağı hâl ve alacağı durumun provası yapılmaktadır.

*Ve bütün varlıklar bu istikamette bir çırpınış içindedir.

*Titreyen havanın letafetinde, raks eden suların kıvrılışında, burnumuzun dibine ve ayağımızın ucuna kadar gelen bu dâsitanî rahmeti görmemek mümkün mü?

*Bulut, merhametten kanatlarıyla başımızın üstünde dolaşır durur.

*Yağmur, kemer kuşanmış süvari gibi, onun dölyatağından kopup imdadımıza gelir.

*Yıldırımlar, şimşekler bin bir tarraka ile o gizli rahmetten muştular getirir.

*Ve âlem her şeyiyle “Rahmeti Sonsuz” adına bir gazelhan olur.

*Karalar ve denizler; ağaçlar ve otlar, yüz yüze ve diz dize, ayrı ayrı söz ve nağmeleriyle merhamet türküsü söyler durur.

---------------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Bir zamanlar iki adam bir havuzda yıkanmış, fevkalâde bir tesir altında kendilerinden geçmişler. Gözlerini açtıkları vakit hayret verici bir âleme götürüldüklerini görmüşler.

Bu öyle bir âlemmiş ki, kusursuz düzeniyle bir memleket, bir şehir, hatta bir saraya benziyormuş.

O iki adam son derece hayret içinde etraflarına bakmış, görmüşler ki:
Burası bir taraftan bakınca büyük bir âlem… Bir taraftan bakınca düzenli bir memleket… Bir taraftan mükemmel bir şehir… Bir başka taraftan bakınca ise gayet muhteşem bir âlemi içine alan bir saray… O hayret verici âlemi gezerek seyretmişler.
Yine görmüşler ki, farklı bir tarzda konuşan bir kısım varlıklar var, fakat onlar dillerini bilmiyor. Yalnız işaretlerinden, o varlıkların mühim işler gördüğü ve mühim vazifeler yaptığı anlaşılıyor.

O iki adamdan biri, arkadaşına demiş ki:
Şu hayret verici âlemin elbette bir idarecisi, şu düzenli memleketin, şu mükemmel şehrin bir sahibi, şu süslü sarayın bir ustası vardır. Çalışmalı, O’nu tanımalıyız. Zira anlaşılıyor ki, bizi buraya getiren O’dur. O’nu tanımazsak kim bize yardım edecek? Dillerini bilmediğimiz ve bizi dinlemeyen şu aciz varlıklardan ne bekleyebiliriz? Hem koca bir âlemi bir memleket suretinde, bir şehir, bir saray şeklinde yapan ve baştanbaşa harika şeylerle dolduran, türlü ziynetlerle süsleyen ve ibret verici mucizelerle donatan bir Zât’ın, elbette bizden ve buraya gelenlerden bir istediği vardır. O’nu tanımalı, bizden ne istediğini öğrenmeliyiz.

Öteki adam şöyle demiş:
Böyle bahsettiğin gibi bir zât bulunduğuna ve onun bütün bu âlemi tek başına idare ettiğine inanmam.

Arkadaşı cevap vermiş:
O’nu tanımayıp kendisine karşı kayıtsız kalırsak, bunun bize hiç faydası yoktur ama zararı olursa pek büyük olur. Eğer O’nu tanımaya çalışırsak zahmeti pek hafiftir, faydası ise olursa pek büyüktür. Bu yüzden O’na karşı kayıtsız kalmak hiç akıl kârı değildir.

O serseri adam tekrar demiş ki:
Ben bütün rahatımı, keyfimi onu düşünmemekte görüyorum. Hem böyle aklıma sığışmayan şeylerle uğraşmayacağım. Bütün bu işler tesadüf ve karmakarışıktır; kendi kendine oluyor. Neme lâzım!

Akıllı arkadaşı da ona,
Senin bu inadın benim de, belki çoklarının da başımıza belâ getirecek. Bir edepsizin yüzünden bazen bir memleket harap olur, diye cevap vermiş.

O serseri dönüp demiş ki:
Ya bu koca memleketin tek bir sahibi, tek bir ustası olduğunu bana kesin bir şekilde ispat et ya da ilişme!

Arkadaşı şöyle cevap vermiş:
Madem inadın divanelik derecesine çıkmış, o inadınla bizi, belki bütün memleketi kahra uğratacaksın. Ben de sana ‘On İki Delil’ ile göstereceğim ki, bir saraya benzeyen şu âlemin, bir şehir gibi olan şu memleketin tek bir ustası vardır ve her şeyi idare eden yalnız O’dur. O’nda hiçbir şekilde noksanlık bulunmaz. Bize görünmeyen o usta, bizi ve her şeyi görür, sözlerimizi işitir. Bütün işleri mucize ve harikadır. Gördüğümüz ve dillerini bilmediğimiz bütün bu varlıklar O’nun emrindedir.

(Devamı Yarın)

---------------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Allahım! Hak ve hakikati görmeye, Hakk’ın kapısını bulmaya ve o kapının önünde durmaya muvaffak kılan hiç şüphesiz Sensin. Bu kulunu ayrıca Hakk’ın davetçisi ve dellâlı olmakla lütuflandıran da Sensin.

Şimdi Sen, o davet ettiğim kullara vuslat nasip eder de, beni vuslattan men edersen, o zaman vay benim hâlime!

Onlara ihsanda bulunur da, beni mahrum bırakırsan, o zaman esefler olsun hâl-i pürmelâlime!

Onları kabul eder de, beni kovarsan yazıklar olsun benim acınacak zavallı hâlime.

Allahım! İzzet ve celâline kasem olsun ki, hizmetine ve huzurunda durmaya layık birisi olmadığımı çok iyi biliyorum.

Kullarından gizli kalmış o kadar çok ayıbım var ki, o kusurlar yüzünden Senin sevgini hak etmediğimin de farkındayım.

Lâkin ey Rabbim!

Tutunacak bir delili ve ifade edecek bir mazereti olmayan, bununla beraber hatalarını telafi etmek isteyen, hem seyyidinden kaçmış hem de onun gazabından ve kovmasından endişe eden bir köleye düşen, bir vesile ve şefaatçi ile tekrar efendisine teveccühte bulunmak değil midir?

İşte bu mülahazalarla Allahım, huzuruna bu kez de nezdinde şefaati makbul azîz kullarını vesile ederek geldim.

Ne olur, kovulmaya müstehak olsam bile, kabul ettiğin kulların yüzü suyu hürmetine kapından uzaklaştırma.

Mahrum bırakılmaya layık olsam bile, rahmetine mazhar kıldığın kulların hakkı için bana da merhamet eyle.

Başkalarının söküklerini tamir edip de, kendisi hep üryan duran bir iğne ya da kendini yakarak başkalarını aydınlatan bir mum gibi de eyleme.

İlahî, -Sen en iyi bilirsin ki- ikramda bulunmak için evine davet ettiği misafirlerin içinde bulunan bir tufeylî ve bir miskini geri çevirmemek kerem sahibinin şanındandır.

Sen Ekramülekramîn ve Erhamürrâhimînsin. Merhamet buyur ya Rahman, ya Erhamerrâhimîn!

Allahım! Hazreti İbrahim’e ve aile efradına Rahmaniyetinle muamele ettiğin gibi, Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enam (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz’e ve ehline de Rahmaniyetinle muamele et. Yine İbrahim nebîne ve ailesine Rahîmiyetin ile teveccüh buyurduğun gibi, Beşerin İftihar Tablosu Efendimiz’e ve ailesine de Rahîmiyetinle teveccüh buyur.

Allahım, yarattıkların sayısınca, hoşnutluğun miktarınca, arşın ağırlığınca ve kelimelerini yazan mürekkepler kadar ve bunların milyon katlarıyla Efendimiz Hazreti Muhammed ve âline de selâm ve esenlikle ihsanda bulun.

---------------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - MUKADDİM "
TESBİH ADEDİ: 184
TESBİH NİYETİ: DAİMA YÜKSELMEK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön