ŞABAN 16 (2 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 16 (2 MAYIS)

ÖZEL KUR-3

MEAL”

A’RÂF-138-139. İsrail evlâtlarını denizden geçirdik. Derken yolları, günün belli vakitlerini kendilerine has birtakım putlara ibadete ayırıp onlara tapan bir topluluğa uğradı.

Musa!” dediler: “Nasıl şunların birtakım ilâhları varsa bizim için de öyle bir ilâh tayin et.”

Musa, “Şurası bir gerçek ki,” diye cevap verdi: “siz, hep böyle cehalet içinde gidip gelen bir topluluksunuz.”

İmrendiğiniz şu kimselerin din diye içine düştükleri şey bir helâkten ibarettir ve ibadet kastıyla işleye geldikleri bütün ameller de boştur, manasızdır.”

--------------------------------------------------------------------------------

HADİS”

"Veren el üstündür.

Vermeye, geçimini sağlamakla yükümlü olduğun kimselerle;
annenle, babanla, kız ve erkek kardeşlerinle başla.

Sonra da yakınlık durumuna göre devam et."

(Nesai, Zekat, 51)

--------------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Affı faziletten, fazileti de aftan ayrı düşünmek kat’iyen yanlıştır.

* “Küçükten kusur, büyükten af.” darb-ı meselini bilmeyen yoktur. Ve ne kadar yerindedir!

*Affediliş, bir tamir, bir öze dönüş ve yeniden kendini buluş demektir. Bundan ötürüdür ki, Rahmeti Sonsuz’un katında en sevimli davranış, hareket, bu dönüş ve arayış hafakanları içinde sürdürülmüş olandır.

*Canlı-cansız bütün varlık affı, insanla tanıdı.

*Hak, insanda affediciliğini gösterdiği gibi, affetmekteki güzelliğini de onun kalbine koydu.

*İlk insan, insanlık fıtratının gereği olan sürçmesiyle, özüne bir darbe indirirken, vicdanında duyulan şey bir inilti ve yakarış, bu feryada semadan kopup gelen de bir aftı...!

*İnsanlık ilk atası ile elde ettiği bu armağanı; ümidi, tesellisi olarak asırlarca muhafaza etti.

*Her hata işleyişinde, o sihirli tahtın üstüne binerek, günahların hacaletinden ve ümit kırıcılığından yükselip, sonsuz rahmetlere ulaştığı gibi, başkalarının işlediği günahlara karşı da onu, gözüne perde yapma alicenaplığını gösterdi.

*Affedilme ümidi sayesinde insan, ufkunu saran kasvetli bulutların verâsına yükselip, dünyasını aydın görme imkânına ulaşır.

*Affın yükseltici kanatlarından haberdar olan talihliler, bütün bir hayat boyu, ruhlara inşirah veren bu zemzeme içinde yaşarlar.

--------------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(Dünden Devam)

Yedinci Delil:

Ey arkadaş, gel!

Şimdi bu küçük şeyleri bırakıp saray şeklindeki şu hayret verici âlemi meydana getiren unsurların birbirine karşı vaziyetlerine dikkat edeceğiz.

İşte bak: Şu âlemde küllî işler ve umumi değişimler o kadar intizamla oluyor ki, âdeta bütün bu saraydaki taşlar, topraklar, ağaçlar, her bir şey istediğini yapmakta serbest, irade sahibiymiş gibi bütün âlemin umumi düzenini gözetip ona göre hareket ediyor.

En uzak şeyler birbirinin imdadına koşuyor.

İşte bak! Binekleri ağaçlara, bitkilere, dağlara benzeyen hayret verici birer kafile (Hayvanların rızıklarını taşıyan, bitki ve ağaç kafileleridir.) gaipten çıkıp geliyor.

Başlarında birer erzak tablası taşıyorlar. İşte, bu tarafta bekleyen türlü hayvanların rızıklarını getiriyorlar.

Hem bak, bu kubbedeki büyük elektrik lambası (güneş) onlara ışık verdiği gibi, bütün yemeklerini de güzelce pişiriyor.

Yalnız pişirilecek yemekler görünmez bir el tarafından birer ipe takılıp (ağaçların ince dalları ve leziz meyveleri) o lambaya karşı tutuluyor.

Bu tarafa da bak… Şu biçare, zayıf, çelimsiz, kuvvetsiz hayvancıkların önüne nasıl tatlı bir gıdayla dolu çeşme gibi iki tulumbacık takılmış. Kuvvetsiz yavrusunun yalnız ağzını ona yapıştırması kâfidir.

Kısacası: Bu âlemde her şey, birbirine bakar gibi yardımlaşır.

Birbirini görür gibi el ele verir. Birbirinin işini tamamlamak için omuz omuza, sırt sırta beraber çalışır.

Başka şeyleri de buna kıyasla; örnekler saymakla bitmez...

İşte bütün bunlar, iki kere iki dört eder derecesinde kesin bir şekilde gösterir ki, her şey şu hayret verici sarayın ustasına, yani şu garip âlemin sahibine itaat eder, O’nun hesabına çalışır, O’nun emrine amade birer asker hükmündedir.

Her şey O’nun kuvvetiyle döner, emriyle hareket eder, hikmetiyle düzenlenir.

Bütün varlıklar O’nun lütfuyla yardımlaşır, O’nun merhametiyle bir diğerinin imdadına koşar, yani koşturulur.

Ey arkadaş, gücün yeterse buna karşı bir söz söyle!

(Devamı Yarın)

--------------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey Evvel, ey Âhir, ey Zâhir, ey Bâtın, ey Ğafûr, ey Halîm, ey Rahîm, ey Mevlâm, ey Ğâfir, ey Latîf ve ey Habîr!

Ya İlahî! Şayet hâlimi ve âkıbetimi biliyor olsaydım sürçüp işlediğim günahları Sana şikâyet etmezdim.

Ve günahlarım gelip gelip zihnime üşüşmeseydi gözyaşlarım böyle sel olup akmazdı.

Kurb-u huzuruna geldim Allahım; rahmetine dehâlet ediyor ve sürçmelerden kaynaklanan dağınıklığımı bu boşalıp duran gözyaşlarımla gidermeni diliyorum.

Yine Senin yaratmanla benden sâdır olan azıcık hasenât hürmetine ne olur, o çoklardan çok seyyiatımı bağışla.

Ey sadece Kendisine dayanıp güvendiğim Allahım! İşlediğim günahlar dilimi lâl edip beni susturdu.

Huzurunda arz edebileceğim bir vesilem, salih bir amelim ve bana şefaat edecek bir yakınım da yoktur.

Varsa bir tek dayanağım, o da Sana karşı hep canlı tuttuğum ümit ve emelimdir.

İlahî! Azıcık hasenâtıma karşı Senin cûd ve keremine güveniyor, sayısız seyyiatım için de sonsuz af ve mağfiretini diliyorum.

İlahî! İsyankâr olsam da hakkındaki reca ve ümitlerim bir lahza kesintiye uğramaz; tıpkı taat ve kulluğumla beraber, azabın karşısındaki korkumun hep devam ettiği gibi.

İlahî! Ancak Senin havl ve ismetinle meâsîye düşmekten kurtulabilir ve sadece Senin kuvvet ve tevfîkinle ibadete devam edebilirim. İlahî!

Senin kahrının kabzasındaki bir kimse nasıl olur da havf yaşamaz ve bir kimse iraden altındaki göklerin ve yerlerin hududundan çıkıp nereye gidebilir!

İlahî! Ben Senin iradesiz, aciz, güç ve kuvveti olmayan zavallı bir kulunum.

Zayıflığımı, çaresizliğimi, insanlar arasındaki önemsizliğimi, değersizliğimi Sana şikâyet ediyorum.

Bütün çaresizlerin Rabbi de, bu çaresiz kulunun Rabbi de Sensin; Sen Erhamürrâhimînsin; beni kötülük yapacak, düşmanlıkta bulunacak kimselerin insafsızlığına terk etmezsin.

Ah, keşke bu mücrim kuluna karşı gazabın olmadığını bir bilebilseydim; işte o zaman başka hiçbir şeyi önemsemezdim. Affına layık değilim ama onu da dört gözle beklerim. Gazabının gelip çatmasından, hiddetine maruz kalmaktan yüce Zâtının nuruna sığınıyorum. Hoşnutluğunu elde edinceye kadar da sığınmaya ve kapının tokmağına dokunmaya devam edeceğim.

Allah’ım! Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve melâike-i kiramdan arşı taşıyanlara, mahlûkat için istiğfarda bulunanlara ve Senin, kelâmın Ümmü’l-Kitap kuvvetiyle te’yid buyurduğun meleklerine salât ve selâm eyle. Ey Vehhâb, Senin salât ü selâmın Efendimiz’in ve o meleklerin üzerine olsun.

--------------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EZ - ZÂHİR "

TESBİH ADEDİ: 1106

TESBİH NİYETİ: HER MESELENİN ZUHURU, AÇIKLIĞI, GİZLİ OLMAMASI

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön