ŞABAN 18 (4 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 18 (4 MAYIS)

ÖZEL KUR-3

MEAL”

A’RÂF-157. “Onlar ki, ellerinde bulunan Tevrat ve İncil’de bütün vasıflarıyla kaydedilmiş olduğunu gördükleri ümmî nebî o en büyük Rasûl’e tâbi olurlar.

O Rasûl, onlara iyilik, doğruluk ve güzelliği tebliğ ve emretmekte,

kötülük, yanlışlık ve çirkinliği yasaklamakta;

Allah’ın pak yaratıp pak saydığı bütün sağlıklı yiyecek ve içecekleri onlara helâl,

murdar yaratıp murdar saydıklarını ise haram kılmakta

ve sırtlarındaki (kendi şeriatlarından kalma) ağır yükü indirip, boyunlarına vurulmuş zincirleri çözmektedir.

İşte, O’na bütün samimiyetleriyle iman etmiş bulunanlar, O’nu destekleyen, O’na yardım eden ve (risalet misyonuyla gönderilmesiyle birlikte) O’na indirilmeye başlayan Nûr’a (Kur’ân) tâbi olanlar:

işte onlar, (hem dünyada hem de ve bilhassa Âhiret’te) gerçek kurtuluşa erenlerdir.”

----------------------------------------------------------------------------

HADİS”

"Sıla-i rahim yapan, akrabasından gördüğü iyiliğe karşılık veren değil,

akrabası kendisiyle ilişkiyi kestiğinde bile ona iyilik yapandır."

(Buhari, Edeb, 15)

----------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Af, insanoğluyla gün yüzüne çıkmış ve onunla kemale ermiştir. Bu itibarla en Yüce Kamet’te, en geniş affediciliğe şahit oluruz.

*Kin ve nefret ise, habis ruhların, insanlar arasına saçtığı Cehennem tohumlarıdır.

*Yeryüzünü gayyaya çeviren bu kin ve nefret körükleyicilerine mukabil, bin bir bunalım içinde, itile kakıla hep meçhullere sevk edilen insanımızın imdadına, affedicilikle koşmalıyız.

*Arkada bıraktığımız şu bir iki asır, af bilmezlerin, müsamaha tanımazların gaseyanlarıyla en kirli ve en sevimsiz hâle getirildi.

*Geleceğe de bu nasipsizlerin hükmedeceği düşünüldükçe, ürpermemek elden gelmiyor.

*Onun içindir ki, bugünkü nesillerin kendi evlat ve torunlarına en büyük armağanı, “affetmesini” öğretme olacaktır.

*En kaba davranışlar, en iç bulandırıcı hâdiseler karşısında dahi affetmesini...

*Ne var ki, ruhu hırçınlaşmış, vicdanı acı çektirmekten zevk alan insan azmanlarının, affedilmesini düşünmek de, af müessesesine karşı bir hürmetsizlik olacaktır.

*Evet, onları affetmek, hem elimizden gelmez, hem de insanlığa karşı bir saygısızlıktır.

----------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(Dünden Devam)

Dokuzuncu Delil:

Gel, ey bunları düşünüp değerlendiremeyen arkadaş!

Sen şu sarayın sahibini tanımıyor, tanımak da istemiyorsun; çünkü O’nun varlığına ihtimal vermiyorsun.

O’nun hayret verici sanatlarını ve sıfatlarını aklına sığdıramadığından inkâra sapıyorsun.

Hâlbuki asıl akıldan uzak olan, hakiki zorluk ve dehşetli külfetler, O’nu tanımamaktadır. Çünkü O’nu tanısak, bütün bu sarayın, bu âlemin varlığını izah etmek, bir tek şeyinki kadar kolay ve rahat olur. Ortadaki şu ucuzluk ve bolluk ancak o zaman akla sığar.

Eğer O’nu tanımazsak, O olmazsa, her bir şeyin varlığı, bütün bu saray kadar zor olur; çünkü her şey bu saray kadar sanatlıdır. O vakit ne ucuzluk ne de bolluk kalır. O olmasaydı, bu gördüğümüz şeylerin biri bile, değil sadece bizim elimize, hiç kimsenin eline geçmezdi. Yalnız şu ipe takılan tatlı konserve kutusuna bak!

Eğer şu sarayın sahibinin gizli, mucizevî mutfağından çıkmasaydı, şimdi kırk paraya aldığımız o nimeti yüz liraya alamazdık.

Evet, asıl akıldan uzak olan, bütün zorluk, helâk sebebi, hatta imkânsızlık, O’nu tanımamaktadır. Çünkü nasıl bir ağaca bir kökten, bir kanunla, bir merkezden hayat veriliyor. Böylelikle binlerce meyvenin meydana gelmesi, bir meyve gibi kolaylaşıyor.

Eğer o ağacın meyveleri ayrı ayrı kanunlarla, ayrı ayrı merkezlere ve köklere bağlansa, her bir meyvenin büyümesi ağacınki kadar zor olur.

Hem nasıl ki bütün bir ordunun teçhizatı bir kanunla, bir merkezden bir fabrikadan çıksa onu hazırlamak, nicelik itibarı ile bir tek askerin teçhizatını hazırlamak kadar kolaylaşır. Fakat eğer her askerin teçhizatı ayrı ayrı yerlerde yapılsa, oralardan alınsa, her biri için bütün ordunun teçhizatına lâzım olan fabrikaların bulunması gerekir.

Aynen bu iki misal gibi, şu muntazam sarayda, şu mükemmel şehirde, şu sürekli değişip yenilenen memlekette, şu muhteşem âlemde bütün bu şeylerin yaratılışı bir tek Zât'a verildiği vakit, o kadar kolay ve hafif olur ki, gördüğümüz sınırsız ucuzluğu, bolluğu ve cömertliği açıklar.

Yoksa her şey o kadar pahalı, o kadar zahmetli olur ki, dünya verilse biri bile elde edilemez.

Onuncu Delil: …    On Birinci Delil: …  On İkinci Delil:

İşte ey arkadaş! Aklın başına geldiyse bu kadar yeter... Eğer bir sözün varsa şimdi söyle.

O inatçı adam cevap olarak demiş ki:

Ben senin bu delillerine karşı yalnız, ‘Elhamdülillah, inandım.’ derim. Hem de güneş gibi parlak ve gündüz gibi aydın bir şekilde inandım; şu memleketin kemâl sahibi tek bir Mâliki, şu âlemin celâl sahibi tek bir Hâkimi, şu sarayın cemâl sahibi tek bir Sanatkârı bulunduğunu kabul ettim. Allah senden razı olsun ki, beni inadımdan ve divaneliğimden kurtardın. Getirdiğin delillerin her biri tek başına bu hakikati göstermeye yeterdi. Fakat her bir delil O’nu bilme yolunda daha parlak, daha şirin, daha hoş, daha nuranî ve daha güzel tabakalar, tanıma perdeleri, muhabbet pencereleri açtığı için bekledim, dinledim…”

----------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ya Ekramelekramîn ve ya Erhamerrahimîn! Senden, Sana arz edilmeye layık sağlam bir iman ve kıyamet gününde huzuruna çıkabileceğimiz tastamam bir yakîn dileniyorum.

Azametinle bizi günah vartalarına düşmekten muhafaza buyur. Rahmetinle kusur ve ayıplarımızın kirlerinden bizleri temizle.

Bir ilim ihsan et ki, onunla Senin emir ve nehiylerini nasıl anlaşılmaları gerekiyorsa öylece anlayıp hayatımıza tatbik edebilelim.

Bir anlayış lutfet ki, o anlayışla Sana nasıl münacaatta bulunmamız gerektiğini duyabilelim.

Allah’ım! Dünyada ve âhirette bizi velayet ehli kullarından eyle.

Akıllarımızı hidayetinle doldur. Fikirlerimizi şüphe mahallerinde kaymaktan, gönüllerimizi de şek ağlarına düşmekten koru.

Bizleri namazlarını hakkını vererek kılan ve cismaniyetin dehlizlerine düşmekten âzâde olan kulların zümresine kat.

İşleme imkânı vereceğin hasenât ile amel defterlerimizden seyyiat satırlarını sil.

Kullarının bizden yüz çevirdiği ve ümitlerimizin bütün bütün tükenip karanlık kabirlere girmeyi bile göze aldığımız gün elimizden tut.

Yevm-i meşhûd olan âhiret gününe kadar kusursuz ameller işlemeye bizi muvaffak kıl.

Ya İlahena! Bize kapımıza gelen miskinleri boş çevirmememizi emir buyurdun. Biz de Senin kapının miskinleriyiz.

Ey keremine hudut olmayan Kerîm, Sen de bu miskinleri kapından boş çevirme.

Bize fakirlere tasaddukta bulunmamızı ferman buyurdun. Biz de Senin fakirleriniz, her hâlimizde Sana muhtacız. Sen de bize tasaddukta bulun.

Kölelerimizi âzâd etmemizi emrettin. Ya Rahîm, biz de Senin köleleriniz. Sen de bizi ateşinden âzâd eyle.

Bize zulmedenlere karşı afv u safh yolunu seçmemizi istedin. Ya Rab, biz de nefislerimize zulmettik. Rahmetinle muamele buyur da ey merhameti merhametlerin en hayırlısı olan Rabbim, Sen de bu kullarını affet.

Kadrine rûhânîlerin destan kestiği Efendimiz Hazreti Muhammed’e, tertemiz, dupduru aile efradına, kerem ve iyiliğin simgesi ashâb-ı güzinine de Din gününe kadar hep salât ve selâm eyle.

----------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - VÂLÎ "

TESBİH ADEDİ: 47

TESBİH NİYETİ: SÖZÜNÜN TESİRLİ OLMASI, İNSANLARIN KENDİNİ SEVMESİ…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön