ŞABAN 19 (5 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 19 (5 MAYIS)

ÖZEL KUR-3

MEAL”

A’RÂF-172. “Düşün ki Rabbin, Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onları bizzat kendilerine, kendi nefislerine karşı şâhit tutup,

Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuştu.

Elbette” dediler, “şâhidiz!”

Böyle yaptık ki,

Kıyamet Günü, “Doğrusu biz Sen’in bizim Rabbimiz olduğundan habersizdik!” demeyesiniz.”

------------------------------------------------------------------

HADİS”

"Aziz ve Yüce olan Allah,
annelere saygısızlık etmeyi, kız çocuklarını diri diri gömmeyi, hak etmediğini istemeyi
size haram kılmıştır.

Sizin için üç şeyi de çirkin görmüştür:

Dedikodu, anlamsız çok soru sormak ve malı boşa harcamak!"

(Müslim, Akdiye, 12)

------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Yollar kıvrım kıvrım uzanır sonsuzluğa kadar.

*Ve yolcular vardır bu yollarda, çağlayan sular, ağlayan bulutlar gibi.. sular gibi başını taştan taşa vurarak koşar sonsuz ummanlara doğru.

*Ve ışıkla, hararetle yükselir yükselebildiği kadar.. bitip tükenme bilmeyen bu devridaim, bu ebedî yolculuk, bir lahza dinmeden sürer gider.

*Mahlûkatın solukları sayısıncadır yollar.

*Ve her varlık, kendine has bir yolda koşar durur hedefinden yana...

*Solucan sürüm sürüm kateder yolunu. Kaplumbağa adım adımdır kendi yolunda. Atlar sekerek, kuşlar kanat çırparak geçer giderler yollarından. Yıldırımların bir ayrı seyahati; güneşlerin bir ayrı akıp gidişi vardır bu yollarda...

*Ve asıl yol, insanoğluyla doğmuş, onun şuuruyla aydınlığa kavuşmuş ve onun duygu ve düşüncesiyle sonsuzluk kazanmıştır.

*Ne gariptir ki; yolsuzluk da onunla doğmuş ve yolların rağmına; bir lahza olsun, onun yakasını bırakmamıştır.

*Evet, her devirde, yıldızlar arası seyahat edenlere mukabil, bataklıkta yol arayanlar da eksik olmamıştır.

*Aslında yol, yol vurup yürüyen ve yürüdüğü yolun erkânını bilenler için vardır.

------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Tevhid iki kısımdır. Mesela, nasıl ki bir çarşıya, bir şehre büyük bir zâtın çeşitli malları gelse, bunların o zâta ait olduğu iki şekilde bilinir:

Biri basitçe, avamcadır: “Bu kadar çok mala ondan başka kimse sahip olamaz.” denilir. Fakat böyle diyen avam tabakadan bir adamın o mallara nezareti sırasında çok hırsızlık olabilir. Malların bazılarında çok kişi hak iddia edebilir.

İkincisinde ise bir adam, her destenin üzerindeki yazıyı okur, her bir topun üstündeki imzayı tanır, her ilandaki mührü bilir ve bu şekilde, “Her şey o zâtındır” der. İşte şu halde her bir şey mânen o zâtı gösterir.

Aynen bunu gibi, tevhid de iki çeşittir.
Birincisi: Avamca ve görünüşte olan tevhiddir ki, “Cenâb-ı Hak birdir, ortağı-benzeri yoktur, bu kâinat O’nundur.” demektir.

İkincisi: Hakiki tevhiddir. Üzerlerinde kudretinin damgasını, rubûbiyetinin mührünü ve kaleminin nakışlarını görmekle her şeyden doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’ın nuruna karşı bir pencere açıp O’nun birliğini, her şeyin kudret elinden çıktığını, ulûhiyetinde, rubûbiyetinde ve mülkünde hiçbir şekilde ortağı ve yardımcısı olmadığını gözüyle görmüş gibi kesin, şüphesiz bir şekilde tasdik etmek ve buna inanmaktır.

Bir nevi, daima O’nun huzurunda olma şuuru elde etmektir. Biz de bu Söz’de, o hâlis ve yüce hakiki tevhidi gösteren parıltıları zikredeceğiz.

Birinci nükte içinde bir ihtar:
Ey her şeyi sebeplere bağlayan gafil! Sebepler bir perdedir, çünkü izzet ve büyüklük öyle ister. İş gören ise Samed Yaratıcının kudretidir, çünkü tevhid ve celâl öyle ister ve her şeyden bağımsız olmayı gerektirir.

O Ezelî Sultan’ın memurları, rubûbiyet saltanatında icraatçısı değil, saltanatının ilancısı ve rubûbiyetinin seyircisidirler.

Ve o memurlar, o vasıtalar kudretin izzetini, rubûbiyetin haşmetini göstermek içindir. Ta ki kudret ile kıymetsiz işler arasında temas görünmesin.

Görünüşteki sebeplerin bir hikmeti de şudur: Haksız şikâyetlerin ve temelsiz itirazların mutlak adalet sahibi Allah’a yönelmemesi için o şikâyetlere ve itirazlara hedef olmak maksadıyla yaratılmışlardır. Çünkü kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor.

Bu sırra hoş bir misal olarak manevî bir temsil rivayet ediliyor:
Hazreti Azrail (aleyhisselam), Cenâb-ı Hakk’a demiş ki:
Ruhları alma vazifesinde kulların benden şikâyet edecek, bana küsecekler.
Cenâb-ı Hak, hikmet lisanıyla ona şöyle buyurmuş:
Seninle kullarımın arasına musibetleri, hastalıkları perde yapacağım ki şikâyetler onlara gitsin, kullarım sana küsmesin.

İşte bak, nasıl ki hastalıklar, ecelde var olduğu zannedilen fenalıklara perdedir ve ruhların alınması işinde bir hakikat olarak bulunan hikmet ve güzellik, Azrail Aleyhisselam’ın vazifesiyle alâkalıdır. Aynı şekilde, Hazreti Azrail de bir perdedir. Ruhların alınmasında, merhametsiz addedilen ve Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin kusursuzluğuna zıt görünen bazı haller kendisinden bilinsin diye o işle vazifeli bir memurdur ve ilahî kudrete bir perde olmuştur.

Evet, izzet ve büyüklük ister ki, sebepler kudret elinin perdedârı olsun aklın nazarında… Tevhid ve celâl ister ki, sebepler ellerini çeksin hakiki tesirden…

------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Yüce Allahım! Bizleri sohbeti uzun, hizmeti devamlı, hürmet ve ihtiramını her zaman muhafaza eden, murakabeyle duygu, düşünce ve davranışlarını sürekli kontrol altında tutan, en geniş manasıyla kullukla ünsiyet etmiş, münacat ve yakarışın halâvetini kalbinin derinliklerinde duymuş, mağfiretin lezzetini yudumlamış, gönül duruluğuna ermiş, sevgisinde alabildiğine samimi, her zaman ahdine vefalı, Hakk vuslatına inancı tam, bir zelleye düşmekten bile tir tir titreyen ve emellerine sadece salih amellerle ulaşabileceğine yürekten inanan müminler eyle.

Ey gönülleri iştiyakla yanıp tutuşan müştak kullarının damarlarında her şeyin başı olan sevgisini akıtan, yakîn lutfederek şek ve şüphe satvetlerini onların kalblerinden silip süpüren Yüce Allahım!

Bizim isimlerimizi de sıddıklar divanında sabit tut. Yolumuzu ülü’l-azm peygamberlerinin yolu eyle ve böylece ünsünün latifeleriyle bâtınımızı ıslah buyur.

Allahım! Sırrınla bize, Sana yaklaştıran en güzel amellerden biri olan vera’ libasını giydir. Bizi bidatlardan ve neticesi elem üstüne elem olan dalâletten koru.

İsteyeceklerimizi Senden istemeyi bize emreden Sensin Allahım! İşte kalblerimiz inkisar içinde Sana münacatta bulunuyor.

Gönül gözlerimiz ihtiyaç tezkerelerini sunup lutfedeceğin ihsanlarını gözlüyor. Kudretinin lütuflarıyla zillet ve inkisarımızı Sen tamir buyur Allahım!

Her çeşit kötülükten, kötülükte ısrar etmekten bizi uzak tut. Bizi hayra kilitlenmiş azim sahibi kullarının yolundan ayırma.

Allahım! Bizi Sana yaklaştıracak salih amellerle tanıştır. Senden uzaklaştıracak tavır ve davranışlara karşı bizi hep kapalı tut.

Kendimizi Senden müstağni görmek gibi bir cürümle bizi gerçek mahrumiyetin zindanlarına mahkum etme.

Kerem buyur ve bizi amellerimizde samimiyet ve ihlasa ulaştır.

Küllî iradenle tecelli buyurup bizleri sadece Senden yardım isteyen kulların eyle.

Allahım! Ehl-i makamın makamı, ashâb-ı hâlin hâli, hürmet sahiplerinin hürmeti hakkı için, hepsinden öte, hakkında “Biz Senin sadrına inşirah vermedik mi.” Buyurduğun İnsanlığın İftihar Tablosu aşkına, O’nun sadrını genişlettiğin gibi, hidayet ve iman nimetleriyle bizim vicdanlarımızı da genişlet.

O Nebîler Serveri’nin işlerini kolaylaştırdığın gibi bizim işlerimizi de kolaylaştır. Sana kullukta bize kolay bir yol bahşet. Bizi gaflet hâlimizde ansızın derdest edip muâhezeye tâbi tutma.

Sana tam bir teveccühle yönelebilmemiz için bize mühlet ver ve bu mühlet süresince bizi kurb-u huzuruna yaklaştıracak ve rızana vesile olacak güzel amellerde istihdam buyur.

Allahım! Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm) ve aile efradına salât ve selâm eyle.

------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - MÜTEÂLÎ "
TESBİH ADEDİ: 551
TESBİH NİYETİ: İSTEDİĞİ MAKAMA GELMEK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön