ŞABAN 20 (6 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 20 (6 MAYIS)

ÖZEL KUR-3

MEAL”
A’RÂF-179. “Yarattığımız cinler ve insanlar içinde (iradelerini yanlış yolda, nefislerinin arzusu istikametinde kullanan) pek çoklarını Cehennem için ayırdık.

Onların kalbleri vardır, fakat onlarla meselelerin özüne inip gerçeği idrak edemezler;

gözleri vardır, fakat onlarla görülmesi gerekeni göremezler;

kulakları vardır, fakat onlarla duyulması gerekeni duyamazlar.

Bu halleriyle onlar, küçük veya büyükbaş hayvan sürüsü gibi, hattâ onlardan daha çok insiyaklarına tâbi, yol bilmez ve güdülmeye mahkûmdurlar.

Onlardır gerçeklerden bütünüyle habersiz olanlar.”

------------------------------------------------------------------------------------

HADİS”

"Kim anneyi yavrusundan ayırırsa,

Allah da kıyamet günü onu sevdiklerinden ayırır."

(Tirmizi, Büyû’, 52)

------------------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Her günü ayrı bir hezeyanla geçip gidenlere, yolun varlığıyla yokluğu eşittir.

*Yolda yürüme, emniyetin ve hedefe varmanın ilk şartıdır. Bu itibarla da, zevkli ve ümit vericidir.

*Ne var ki, aynı yolun, bir sürü de, inişi, çıkışı; deresi, tepesi; sıkıntı ve ızdırabı vardır.

* “Bu yol uzaktır, Menzili çoktur, Geçidi yoktur, Derin sular var.” (Yunus)

*Aşk ile çıkıp revan olanlara; yürüyüp rehberini bulanlara, dağlar dümdüz, ovalar da pürüzsüz olur.

*Onların, takılıp yolda kalmaları, yürürken vazgeçip geriye dönmeleri asla bahis mevzuu değildir.

*Halktan Hakk’a seyran eder, asla sapmazlar. Dikenli yolda tayeran eder, dikenlere basmazlar.

*Ölüme, ecele dost gibi bakar asla korkmazlar. Kabre gülerek girer, kat’iyen ürkmezler.

*Bir de, gittiği hedefi terk edip dönenler, gündüz gözü yolunu yitirenler, bir dikende takılıp kalan, bir tümseği aşamayan talihsizler de vardır bu yollarda.

*Yolda yürümenin zevkine erememiş ve bu mihnet yurdunu ebedî zannederek ikamete karar vermiş böyle bahtsızlar için, yürüyecekleri kaldırımların yıldızlardan örülmesinin bile bir mânâsı yoktur.

*Her yolun zevki, safası olduğu gibi; çilesi, ızdırabı da vardır. Hele bu yol sonsuzlukla kucak kucağa ve iç içe ise...

------------------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Bak şu kâinat bostanına, şu yeryüzü bağına!

Şu semânın yıldızlarla yaldızlanmış güzel yüzüne dikkat et!..

Göreceksin ki, bir Sâni-i Zülcelâl’in, bir Fâtır-ı Zülcemâl’in, o serilmiş ve serpilmiş sanatlı varlıklardan her birinde, her şeyin yaratıcısı oluşuna mahsus damgası ve her bir mahlûkunun üstünde, her şeyi sanatla yaratmasına has bir mührü vardır.

Kudret kaleminin eserlerinin neşredildiği gece ve gündüz, yaz ve bahar sayfalarında yazılan varlık tabakalarının üstünde taklit kabul etmez parlak bir imzası bulunur.

Şimdi o damgalardan, mühürlerden, imzalardan örnek olarak birkaçını zikredeceğiz.

Mesela, hesapsız damgalarından, hayat üzerine koyduğu pek çok misalin birine bak:

Cenâb-ı Hak bir şeyden her şeyi, her şeyden de bir tek şeyi yapar.” Çünkü spermden ve içilen basit bir sudan, sayısız uzvu ve hayvanlara ait donanımı yaratır.

İşte bir şeyi her şey yapmak, elbette bir Kadir-i Mutlak’ın işidir.

Yenilen sayısız yiyecekteki (o yiyecek ister hayvanî ister bitkilerden olsun) çeşitli maddeleri, kusursuz bir intizamla o varlığa has bir cisme çeviren, ondan hususi bir cilt dokuyan ve basit uzuvları yapan, elbette her şeye gücü yeten bir Kadir’dir ve mutlak, sonsuz ilim sahibi bir Alîm’dir.

Evet, ölümü ve hayatı yaratan Zât, şu dünya tezgâhında hikmetiyle, hayatı öyle mucize bir kanunuyla idare ediyor ki, o kanunu uygulamak, ancak bütün kâinatı tasarrufu altında tutan bir Zât’a mahsustur.

İşte eğer aklın sönmemiş, kalbin kör olmamışsa anlarsın ki, bir şeyi tam bir kolaylık ve intizamla her şey yapmak ve her şeyi kusursuz bir ölçü ve düzenle, sanatlı bir şekilde bir tek şey yapmak, her şeyin Yaratıcısına has bir damgadır.

Mesela, harika işler yapan bir zâtın, bir dirhem pamuktan yüz top çuha, ipek veya patiska gibi çeşitli kumaşları dokuduğunu ve helva, baklava gibi birçok yiyeceği yaptığını görsen… Sonra görsen ki, o zât, demiri ve taşı, balı ve yağı, suyu ve toprağı avucuna alıyor, bir güzel altın yapıyor.

Elbette, o zâtın kendine has bir sanatı bulunduğuna, yeryüzündeki bütün unsurların onun emrine itaat ettiğine ve topraktaki bütün maddelerin onun buyruğuna baktığına kesinlikle hükmedersin.

Evet, hayattaki kudret ve hikmet tecellileri, bu misaldekinden bin derece daha harikadır.

İşte hayat üzerindeki pek çok damgadan biri...

------------------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Allahım! Lisanlarımızı zikrinle coştur. Kalplerimizi masiva kirlerinden arındır.

Ruhlarımızı kurbunun nesîm ve esintileriyle ferahlat. Sırlarımızı muhabbetinle doldur.

Vicdanlarımızı ve kalblerimizi kullarına iyilik düşüncesi ile sarıp sarmala. Nefislerimizi ilminle buluştur.

Sadr u sinelerimizi Sana ta’zimle doldur. Bizi bütün benliğimizle Sana teveccühe muvaffak kıl.
Sırlarımızı, latîfe-i Rabbaniyelerimizi Seninle güzelleştir. Bizi safa veren duru şeyleri alan, keder veren bulanık şeyleri terk eden, verdiğin afiyetin kadr u kıymetini bilen, o büyük nimet karşısında hep şükürle
metafizik gerilime geçen, kefil olarak Senden razı olan, Seni en güzel vekil bilip tevekkül ile işlerini Sana havale eden kullarından eyle.

Azametin karşısında hakkıyla ta’zimde bulunmaya bizi muvaffak kıl.

Bizi vech-i kerimine nazar lezzetiyle rızıklandır.

Ey celâl ve ikram sahibi Allahım! Senin şanın yüce ve uludur. Ey Kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Rabbim!

Sen Sübhansın; bütün noksanlardan münezzeh, bütün kemâlât ile muttasıfsın. Senden başka bir ilah bulunmadığına, Senin şerîk ve ortağın olmadığına ve Hazreti Muhammed (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) Efendimizin, Senin kulun ve Resûlün olduğuna şehadet ederiz.

Allahım! Varlığınla ayrı bir genişlik ve enginliğe ulaşabilmek, bütün müşahedelerimizle Sana yönelebilmek ve müşahedemizde Senin şahit ve delillerine muttali olabilmek için, Senden ehadiyet-i Zâtın ve vahdaniyet-i esmân hürmetine bize celâlinden güç ve kuvvet, cemâlinden genişlik, bolluk ve bereket, kemâlinden de şevk ve hayatiyet lutfetmeni diliyorum.

Allahım! Karanlık gecemizin üzerine marifet güneşinle doğ. Basarlarımızın ufkunu hikmetinin beyan nurlarıyla aydınlat.

Kalblerimizin semasını muhabbetinin yıldızlarıyla donat. İzafi fiillerimizi Senin gerçek efâlin içinde erit.

Affınla kusurlarımızı sil. Gölge mahiyetindeki iradelerimizi asıl olan Senin iradenle birleştir.

Allahım! Bizleri her makamda ubûdiyetle kâim olan, ulûhiyetine karşı hep tazarru içinde duran, rubûbiyetinin âsârı ile meşgul, Sana kullukta hiç kimsenin kınamasından çekinmeyen ve kulluk borcunu ifa hususunda yüreği tir tir titreyen kulların eyle.

Razı olduklarından bizi de razı eyle Allahım! Hakkımızdaki hükmünde de lütuflarınla yardımcımız ol.

Hem külliyyen hem de cüz cüz, latife latife bizi muhabbetinde fâni kıl.

Allahım! Senden isteklerimizi Senin rızana matuf kıl ve onları bize lutfet. Bizi Senden başka şeylerin derdine düşürme. Arkamızdan ya da önümüzden gelebilecek şerleri de izale buyur.

Ey sadece Kendisi kalblere ve vicdanlara nüfuz eden Allahım! Bütün bu gizli ve korunmuş sırlar hürmetine Senden dileniyoruz.

Efendiler Efendisi, Muradlar Muradı, Habîb-i Mükerrem, Nebiy-yi Muazzam, Nebiy-yi Ümmî, Resûl-i Arabî Hazreti Muhammed (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) Efendimiz’e, âl ve ashâbına salât ve selâm eyle.

Selâm bütün elçilere; hamd Âlemlerin Rabbi Allah’a…

------------------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - BERR "

TESBİH ADEDİ: 202

TESBİH NİYETİ: HER HALUKARDA İYİLİK BULMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön