ŞABAN 23 (9 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 23 (9 MAYIS)

ÖZEL KUR-3

MEAL”
A’RÂF-200-201. “Eğer (davette bulunurken, ibadet ederken, günlük hayatın esnasında) şeytandan herhangi bir dürtme hissedersen, hemen Allah’a sığın.

Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir; hakkıyla bilendir.

Kalpleri Allah’a karşı saygıyla dopdolu olan ve O’na isyandan, dolayısıyla bu isyanın getireceği cezadan sakınanlar:

eğer onlara şeytandan bir sinyal ilişecek olsa hemen kendilerini toparlar ve Allah’ı hatırlarlar;

ve artık basiretleri tam yerindedir.”

--------------------------------------------------------------------------------

HADİS”

Rabbiniz gerçekten çok merhametlidir.

Kim içinden bir iyilik yapmayı geçirir de onu yapmazsa, ona bir iyilik sevabı yazılır.
Eğer onu yaparsa,
on katından yedi yüz katına hatta kat kat fazlasına kadar iyilik sevabı yazılır.

Kim de içinden bir kötülük yapmayı geçirir de onu yapmazsa, ona bir iyilik sevabı yazılır.
Eğer onu yaparsa, bir kötülük günahı yazılır veya Allah onu siler.”

(Dârimî, Rikâk, 70)

--------------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Bir şeyin var olması, şekillenmesi ve olgunluk çağına ermesi için, ne kadar cehd ve gayret gerekli ise, hayatiyetini devam ettirmesi ve varlığını sürdürmesi için de, en az o kadar, belki daha fazla safvet, öze bağlılık, aşk ve vecde ihtiyaç vardır.

*Bir tomurcuk, bir yumurta, bir yavru bin bir zorluklarla meydana gelir ve varlığa erer. Sonra küçük bir ihmal, az bir gaflet ve ehemmiyetsiz bir arıza ile mahvolur gider.

*Gider de, ne bahar bekleyen tomurcuktan, ne yığın yığın müşkilleri aşarak ortaya çıkan yumurtadan ne de yavrudan eser kalmaz.

*Toplum hayatı da öyledir. Bin meşakkatle elde edilen zaferler; debdebe ve ihtişama ulaşan medeniyetler; göz kamaştırıcı ümranlar, beklenmedik bir kırağı ile yerle bir edilir de, esefli birer rüya, hasretli birer hayal olur kalırlar.

*Nedendir bu çözülüş ve çöküşler? Nedendir önüne geçilmez gibi işleyen bu hâdiseler? Acaba, toplumları ve medeniyetleri, bu afetlere karşı koruyacak bazı seralar bulunamaz mı.? Bulunamazsa, insanın cemadattan farkı nedir...?

*Üst üste bu sorular, hazandan ürkmüş bir dimağın istifhamlarını aksettiriyor.

*Belki daha bir sürüsünü bunlara ilave etmek de mümkündür…

*Vâkıa, her fert gibi, her toplumun da belli bir ömrü ve takdir edilmiş bir eceli vardır.

*Müddetini dolduran her fert ve toplum –büyük veya küçük bir sebeple– elveda diyerek ayrılır. Ayrılır da kimse onu durduramaz.

--------------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Biraz dikkatle baksan, yeryüzü sayfasında Ehad ve Samed Zât’ın mühürlerini görebilirsin.

Başını kaldır, gözünü aç, şu muazzam kâinat kitabına bir bak!

Göreceksin ki, kâinatın bütünü üstünde, büyüklüğü ölçüsünde, açık bir tevhid mührü okunuyor. Çünkü şu varlıklar bir fabrikanın, bir sarayın, muntazam bir şehrin unsurları ve mensupları gibi sırt sırta verip birbirine yardım elini uzatarak birbirinin ihtiyaçlarına “Buyur! Baş üstüne!” der, el ele verip bir düzen içinde çalışır.

Baş başa verip canlılara hizmet ederler. Omuz omuza verip bir gayeye doğru, her şeyi idare eden sonsuz hikmet sahibi bir Zât’a boyun eğerler.

Evet, güneş ve aydan, gece ve gündüzden, kış ve yazdan tut, ta bitkilerin muhtaç ve aç hayvanların imdadına gelmesinde, hayvanların zayıf ve yaradılıştan şerefli olan insanların yardımına koşmasında, hatta gıda maddelerinin nazik, kuvvetsiz yavruların ve meyvelerin; besleyici zerrelerin ise beden hücrelerinin ihtiyacına yetişmesinde işleyen yardımlaşma düsturu, bütün bütün kör olmayana gösterir ki, onlar, her şeyi terbiye ve idare eden gayet Kerîm ve Hakîm bir tek Zât’ın emri altındadır.

İşte kâinatta işleyen bu dayanışma, yardımlaşma, kucaklaşma, birbirine sarılma, itaat ve intizam kanunu, her şeyin bir tek Müdebbir’in (her şeyi çekip çeviren Zât’ın) düzene koymasıyla idare edildiğine ve bir tek Mürebbi’nin (terbiye edicinin) hükmüyle sevk edildiğine kesin bir şahittir.

Bununla beraber, eşyadaki sanatta açıkça görünen şu geniş hikmet içindeki kusursuz inayet, o inayet içinde parlayan engin rahmet ve o rahmet üstüne, rızka muhtaç her canlının ihtiyacına uygun bir tarzda cevap vermek için serilen ve serpilen umumi rızık ve nimetler, öyle parlak bir tevhid mührüdür ki, aklı tamamen sönmeyen ve bütün bütün kör olmayan bunu anlar, görür.

Evet, kast, şuur ve iradeyi gösteren bir hikmet perdesi bütün kâinatı kaplamış ve o perde üstüne Cenâb-ı Hakk’ın lütuflarını, her şeyi ziynetlendirip güzelleştirme iradesini ve ihsanlarını gösteren bir inayet perdesi serilmiştir.

O ziynetli inayet perdesi üstünde, kendini sevdirmek, tanıtmak, nimet vermek ve ikram etmek için parıltılarını gösteren bir rahmet örtüsü, kâinatı içine almıştır.

O nurlu ve geniş rahmet perdesi üstüne ise Cenâb-ı Hakk’ın merhametini, ihsanlarını, ikramlarını, kusursuz şefkatini, verdiği güzel terbiyeyi ve rubûbiyetinin lütuflarını gösteren umumi bir rızık sofrası dizilmiştir.
  
Evet, zerrelerden güneşlere kadar her varlığa -fertler olsun, türler olsun; küçük olsun, büyük olsun- netice, gaye ve faydalarla nakışlı bir hikmet kumaşından muhteşem bir gömlek giydirilmiş.. hikmet ifade eden o suret gömleği üstünde, her şeyin endamına göre, lütuf ve ihsan çiçekleriyle süslü bir inayet elbisesi biçilmiş.. o ziynetli inayet elbisesinin üzerine muhabbet, ikram, şefkat ve nimet parıltılarıyla nurlanmış rahmet nişanları takılmış.. o nurlu ve süslü nişanları ihsan etmenin yanında, yeryüzünde bütün canlı topluluklarına yetecek, onların ihtiyaçlarını karşılayacak umumi bir rızık sofrası kurulmuştur.

İşte bu, sonsuz Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzak bir Zât-ı Zülcemâl’e işaret ediyor ve O’nu güneş gibi açıkça gösteriyor.

--------------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Allahım! Senden nur, hidayet ve iktidâda edep diliyorum. Nefsimin şerrinden ve beni Senden alıkoyan her şeyin şerrinden de yine Sana sığınıyorum. Senden başka bir ilah yoktur.

Allahım! Nefsimi şüphelerden, ahlâk-ı seyyieden, nefsânî hazlardan ve gafletten arındır ve beni her hâlimde Sana itaat eden bir kul eyle.

Ey Alîm, bana ilminden öğret. Ey Hakîm, beni hikmetlerinle te’yîd et. Ey Semî’, bana Kendinden duyur.

Ey Basîr, bana nimetlerini göster. Ey Habîr, bana nezdinden anlayış lutfet. Ey Hayy, beni zikrinle dirilt.

Ey Mürîd, menn ü kudret ve azametinle irademi kayıtlardan arındır. Arındır ki, Sen hiç şüphesiz her şeye gücü yeten bir Kudreti Sonsuz’sun.

Allahım! Her şeyi tedbîr eden Lâhûtiyetinden, musahhar kılınmış nâsûtiyeti ve netice veren fiili diliyor ve tesirli, küllî, mücmeli ve mufassalı takdirde kuşatıcı bir ihata istiyorum.

Senin idrak edilemeyen fakat aynı zamanda da vazgeçilemeyen Zâtın, maiyyet tevehhüm edenlerin şirke düşeceği ehadiyetin ve ezeliyetinde Seninle beraber başka bir varlık olduğu zannına kapılanların bühtanda bulunmuş ve ihlas dairesinden ayrılmış olacağı ihatan hakkı için istiyorum.

Ey kıdemine yakışmayan şeyler Kendisinden tenzih edilen!
Ey ihata ve azametiyle her şeye kâdir bulunan!
Ey nûrânî olan varlığı zulmetli ademden ortaya çıkaran!
Ey kalemine ezelî ilminden bahşettikleriyle felekleri tasvir eden!
Ey hikmet sırlarıyla, hükümlerini değişik şekillerde ortaya koyan!

Uzak olanın yakın bulunandan istemesi gibi Sana nida ediyorum. Sevenin sevdiğini talep etmesi gibi Seni istiyorum. Izdırar içinde kıvranan bir muzdarrın, icabet edeceğine katiyen inandığı birisine el açması gibi Sana yalvarıyorum.

Allahım! Senden gayb perdelerini kaldırmanı ve vehim bağlarını çözmeni diliyorum.

Allahım! Varlığı kendinden olan hayatınla bizi de, fâni hayatlarımızı bâkîleştirmeye muvaffak kıl.

Yine bizi malum olan her şeyin esrârını muhît olan bir ilimle bizi serfiraz eyle.

Nihayetsiz kudretinle Cennet ve Arş hazinelerini bize de aç ve Yüce Zâtını bilip tanımaya bizi muvaffak kıl. Sıfât nurlarınla beni erit. Ve lütfunla beni bütün kayıtlardan halâs eyle.

Allahım! Mefhar-i Mevcûdât Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve daha beşikte iken konuşan, bedenini, annesine kusursuz, mükemmel bir insan şeklinde temessül eden Ruhu’l-Emîn’in nefhasından inşa buyurduğun, sonra da İncil’i verip Benî İsrail’e elçi olarak gönderdiğin ülü’l-azm peygamber Hazreti İsa’ya salât ü selâm eyle.

Senin salât ve selâmın Efendimiz’in ve onun üzerine olsun.

--------------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - AFUVV "

TESBİH ADEDİ: 156

TESBİH NİYETİ:  RIZIK BOLLUĞU, KALP HUZURU…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön