ŞABAN 24 (10 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 24 (10 MAYIS)

ÖZEL KUR-3

MEAL”

A’RÂF-204-205. “Kur’an okunurken hemen dikkat kesilip ona kulak verin, susup dinleyin ki, rahmete erdirilesiniz.

Rabbini sabah ve akşam içten içe, yalvararak, ürpererek, yüksek olmayan (fakat kendinin işitebileceği) bir sesle zikret ve sakın gafillerden olma.”

------------------------------------------------------------------------------

HADİS”

Bir adam yanındaki çocukla Hz. Peygamber (s.a.s.)’e geldi.
Adam çocuğu bağrına basıyordu.

Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ona karşı merhametlisin değil mi?” diye sorunca adam:
Evet” dedi.

Bunun üzerine O (s.a.s.):
Allah, ona karşı senden çok daha merhametlidir.
O, merhametlilerin en merhametlisidir” buyurdu.

(Buhârî, Edebü'l-Müfred, 137)

------------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Her varlık bu mihnet evine birer birer gelir, birer birer gider; bu geliş ve gidişte fertleri, milletler ve devletler takip eder.

*Gelenler bir yığın çare ve tedbire dayanarak gelir. Ama gidenler, sezilmedik sebeplerle ve sessizce silinir gider.

*Şimdiye kadar bu kahhâr-ı devvârın dişleri arasında binlerce millet ve yüz binlerce ümran çiğnenip gitti.

*Kim bilir, daha nice medeniyetler, o diş ve damaklar arasında eriyip yok olacaktır.!

*Ancak bu geliş gidiş devr-i daimini, mutlak bir kadercilik içinde mütalaa etmeye de imkân yoktur.

*Bilakis, bu hususta hem fert hem de topluma terettüp eden pek çok mesuliyetler vardır.

*Fert, iç müşâhede ve kendi kendini kontrol etme; toplum da ona, emniyet içinde varlığını sürdüreceği bir zemini hazırlamakla mükelleftir.

*Fert; aşk, hassasiyet, iç düzenleme ve kendini hesaba çekmede ihmal gösterir; toplum da, kendisi için tehlike arz eden faktörleri baştan sezemezse, o millet ve o toplum için ölüm emareleri belirmeye başlamış demektir.

*Bu itibarla, ferdin hem kendini, hem de içinde yaşadığı toplumu; toplumun da, ferdi görüp gözetmesi, hayatî ehemmiyet arz eden ciddî bir husustur.

*Sıhhatli bir toplum, onu teşkil eden fertlerin iç derinliği ve kalbî, ruhî hayatıyla mevcut sayılır.

*Ve varlığını, canlılığını da ancak onlar sayesinde devam ettirebilme durumundadır.

------------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Nasıl ki, bir tarlaya ekilen bir çeşit tohum, o tarlanın elbette tohum sahibinin tasarrufu altında olduğunu, kendisinin de aynı zâta ait bulunduğunu gösterir.

Aynen öyle de, şu “anâsır” (unsurlar, elementler) denilen, varlıkların tarlası hükmündeki maddelerin, birlik ve basitlikleriyle beraber külliyet ve kuşatıcılıkları; tüm kâinata yayılmış olmaları…

Şu “mahlûkat” denilen, birer rahmet meyvesi, kudret mucizesi ve hikmet kelimesi olan bitki ve hayvanların, benzerlikleriyle beraber her tarafta bulunması, oraları yuva edinmesi; tek bir Mucize Sahibi Sâni’in tasarrufu altında olduklarını gösteriyor.

Hem bu öyle bir tarzda oluyor ki, âdeta her bir çiçek, meyve ve hayvan, her şeyi sanatla yaratan o Zât’ın birer damgası, mührü, imzasıdır.

Nerede olursa olsun, her biri hal diliyle der ki:

Ben kimin damgasıysam bulunduğum yer de O’nun sanatlı bir eseridir. Ben kimin mührüysem bu mekân da O’nun mektubudur. Ben kimin imzasıysam vatanım da O’nun tezgâhından çıkmıştır.”

Demek ki, en basit bir varlığın terbiye ve idaresi, bütün unsurları hükmü altında tutan Zât’a mahsustur.

En basit hayvanı idare etmenin, yaşatıp beslemenin ancak bütün hayvanları, bitkileri, varlıkları rubûbiyeti altında terbiye eden Zât’a has bulunduğunu kör olmayan görür.

Evet, her bir fert, diğerleriyle benzerliğinin lisanıyla der ki:

Kim bütün hemcinslerime sahipse, bana da ancak o sahip olabilir.”

Her canlı türü, diğer türlerle beraber yeryüzünün her tarafına yayılır ve hal diliyle der ki:

Kim bütün yeryüzüne mâlikse bana ancak o mâlik olabilir.”

Dünya, diğer gezegenlerle birlikte güneşin yörüngesinde, göklerle ahenginin lisanıyla der ki:

Kim bütün kâinata sahipse, bana o sahip olabilir.”

Evet, bir elmayı şuurlu farz etsek ve biri ona, “Sen benim sanatımsın” dese, o elma hal diliyle “Sus!” diyecektir, “Eğer yeryüzündeki bütün elmaları var etmeye gücün yeterse, yeryüzünün her tarafına yayılmış, hemcinsimiz olan bütün meyveli ağaçlara, bitkilere, rahmet hazinesinden gelen bütün Rahmanî hediyelere hükmedebilirsen benim üzerimde hak iddia et!”

İşte o elma böyle diyecek ve o ahmağın ağzına bir tokat vuracaktır...

------------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Sübhansın Allah’ım, bütün eksik sıfatlardan münezzehsin.

Sonradan var edilen mevcûdâtın özelliklerinden ve noksanlıkla ma’lûl vasıflarından berîsin.

Öyle yüce ve paksın ki, ne bir kimse zemme kalkışabilir ne de bu hakikati redd ü inkâra bir yol bulabilir.

Sübhansın; Sana Senin rızan dışındaki yollarla ulaşmak isteyenleri aciz bırakırsın.
Sübhansın; Seni Senden başka hakkıyla hiçbir kimse bilemez.

Sübhansın Allah’ım; müteâl ve aşkın olmanla beraber yakınlardan daha yakınsın!

Allah’ım! Bana da sena urbası ve izzet ridası giydir. Celâl ve mecd/şeref tâcıyla taçlandır.

Beni beşeriyetime ait bütün hezl, ciddiyet, adediyet, haddiyet, zıddiyet ve nakziyet kayıtlarından tamamıyla tecrid et.

İlahî! Sende yok olmam gerçek varlığa ermemdir. Senin gerçek varlığında beni eriterek bendeki varlık tevehhümünü izale et ve beni bende fâni kılarak darlık ve dağınıklığımı gider.

Allahım! Senden başka bir ilah yoktur ve Sen bir misli bulunmaktan münezzehsin.

Senden başka bir ilah yoktur ve Sen bir nazîri bulunmaktan müteâlsin. Senden başka bir ilah yoktur ve Sen bir vezir ve müşîrden müstağnisin.

Senden başka bir ilah yoktur ey Muğîs, ey Ehad ve ey Samed! Senden başka bir ilah yoktur; vücud Seninle, Senin tutmanla ayakta durur ve alınlar sadece Sana karşı secdeye durur.

Gerçek Ma’bûd yalnız ve yalnız Sensin. Kendimden, nefsimden Sana sığınıyorum. Senden bendeki benlik sıfatlarını izâle eylemeni diliyorum.

Senden uzaklaştıran, nefsime yaklaştıran, açık ya da kapalı bana benliğimi hissettiren bütün bakiyelerden dolayı istiğfar ediyor ve beni onlardan kurtarmanı diliyorum.

Burada ve ötede dilediğini alçaltan, istediğini yükselten, dilediğini eşsiz şekilde yaratan, bazılarını mahrum bırakan, dağıtan ve toplayan Sensin.

Ey kurtuluşumun yegâne sebebi ve biricik sığınağım!

Bütün bu isteklerimde ilk var edilen ama vücuda sonradan gelen, Hazreti İlm’in en kâmil nuru, hayatın ruh-u ekmeli, ezelde rahmetin açılmasının ve yayılmasının biricik sebebi, lâhûtî buudlu en yüce ahlâkın zirvesi, hâtemiyetiyle dünya sahnesini kapatıp âhiret sahnesini açan, hidayet ve beyan nuru, ilim, temkin ve iman derinlikli mücessem rahmet, Resûl-ü Müctebâ Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi vesellem) vesileliğine sığınıyor ve O Nebîler Serveri hürmetine dualarıma icabet mührü vurmanı diliyorum.

Yüce Allahım! O Efendiler Efendisi’ne, tertemiz, pırıl pırıl ehl-i beytine, kerem ve iyilik timsali ashâb-ı güzinine, hepsine, kıyamet gününe kadar çok, çok salât ve selâm eyle. Evvel-âhir bütün hamd ü senalar yalnız Sanadır Allahım!

------------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " ER - RAÛF "

TESBİH ADEDİ: 287

TESBİH NİYETİ: MERHAMETİNİN ARTMASI, HİÇBİR VARLIKTAN ZARAR GÖRMEMEK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön