ŞABAN 26 (12 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 26 (12 MAYIS)

ÖZEL KUR-3

MEAL”

ENFAL-28-29. “İyi bilin ki, mallarınız da, çocuklarınız da ancak birer imtihan sebebidir;

ve (yine iyi bilin ki) Allah, evet O’nun katındadır en büyük ücret ve mükâfat.

Ey iman edenler! Kalbleriniz Allah saygısıyla dopdolu olur ve O’na karşı gelmekten sakınır (daima takva duygusuyla hareket ederseniz),

Allah sizin için (kalbinizde), ona dayanarak hakkı bâtıldan, doğruyu yanlıştan ayırabileceğiniz şaşmaz bir ölçü var eder, kusurlarınızı örter ve sizi bağışlar.

Allah, çok büyük fazl sahibidir, karşılıksız lütf u ihsanda bulunmada pek cömerttir.”

-----------------------------------------------------------------------------

HADİS”

Ben Muhammed’im, Ahmed’im,
(peygamberlerin izinden giden) Mukaffî’yim,
(insanları etrafına toplayan) Hâşir’im,
tevbe peygamberiyim, rahmet peygamberiyim.”

(Müslim, Fedâil, 126)

-----------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Yaşama zevki, insanı yüceltecek duygular üzerine oturmuş bir dev, azim ve iradenin başına indirilmiş bir balyozdur.

*Hayat tutkusu, ferdi bohemleştiren bir maraz ve toplumun boynuna takılmış bir kementtir.

*Fert bu marazdan kurtulacağı, toplum da bu kemendi boynundan atacağı âna kadar, millet meflûç ve bahtsız; vatan da bir “dârülaceze”den ibarettir.

*Yaşama zevki, daha doğrusu yaşamak için yaşama, hangi millete çengel atmışsa, onu baştan çıkarmış, azdırmış, sonra da yerle bir etmiştir.

*Bu “devvâr u gaddar”ın eline düşüp de sağ kalan, onun iklimine uğrayıp da erimeyen yok gibidir.

*Bugün, varlıklarını sadece tarihin sayfalarında görebileceğimiz eski kavim ve milletler, hep bu içtimaî hemoroitle kan kaybede-ede, eriyip gitmişler ve geride esefli, yıkık birer rüya bırakmışlardır.

*İşte ibret sayfalarıyla Pompei! İşte eski Mısır! İşte Roma! İşte Endülüs! Ve işte koca Osmanlı İmparatorluğu...

*Evet, hep aynı kader çizgisinde ve birbirine yakın felaketlerle, hem de geriye dönmemek üzere silinip giden bu medeniyet ve bu milletler, zevkin, safânın, rahat ve rehavetin öldürücü cazibesiyle evvela mahmurlaşıp kendilerinden geçtiler. Sonra da birer enkaz yığını hâline geldiler.

*Ah! Keşke, geçmişi bütün dehşetiyle yâda getirip de bu enkaz yığınını görebilse ve bu üst üste yıkılıştaki çığlıkları duyabilseydik!.

Heyhât.! O iz’an kimde var? O irfan nerede..?

-----------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Cenâb-ı Hakk’ın cemâl tecellilerini gösteren hayat, nasıl ki bir ehadiyet delilidir ve O’nun birliğinin bir çeşit tecellisidir.

Celâl tecellilerini gösteren ölüm de O’nun birliğine delildir.

Evet, mesela büyük bir ırmağın kabarcıkları ve yeryüzündeki diğer parlak, şeffaf şeyler güneşin ışığını yansıtarak onun varlığına şahitlik ettikleri gibi, o damlaların ve şeffaf şeylerin kaybolup gitmesinden sonra, arkalarından gelenlerin üstünde yine güneşin aksinin görünmesi, ışığın tecellisinin haşmetle, noksansız sürmesi kesinlikle gösterir ki, sönüp yanan, değişip tazelenen, gelip parlayan o misalî güneşçikler, parıltılar, ışıklar; bâki, daimî, yüce ve tecellisi yok olmayan bir tek güneşin cilveleridir.

Demek, o parlayan damlalar, görünmeleriyle ve vücuda gelmeleriyle güneşin varlığını bildirdiği gibi, yok olup gitmeleriyle de güneşin bekâsını, devamını ve birliğini gösteriyor.

Aynen öyle de, şu kâinatta akıp giden şeyler, varlıklarıyla ve hayatlarıyla Vâcibü’l-Vücud’a, O’nun vücûbiyet derecesindeki varlığına, ehadiyetine şahit oldukları gibi; yokluğa gitmeleriyle, ölümleriyle de O’nun ezeli oluşuna, bekâsına ve ehadiyetine şahitlik ederler.

Evet, gece ve gündüzün, kış ve yazın, asırların ve devirlerin değişmesiyle, ölüm ve yokluk perdesinde yenilenen ve tazelenen güzel, sanatlı varlıklar, elbette yüce, bâki ve tecellisi daimî bir cemâl sahibinin varlığını, bekâsını ve birliğini gösterir.

O varlıkların görünüşteki kıymetsiz sebepleriyle beraber yok olup gitmesi ise o sebeplerin hiçliğine ve bir perde olduğuna işarettir.

Şu hal kesinlikle ispat eder ki, bu sanatlar, nakışlar ve cilveler, bütün isimleri kutsî ve güzel olan Cemîl-i Zülcelâl’in tazelenen sanatları, yeni bir şekil alan nakışları, hareket eden aynaları, birbiri arkasından gelen damgaları ve hikmetle değişen mühürleridir.

Kısacası: Şu büyük kâinat kitabı, nasıl ki Cenâb-ı Hakk’ın varlığına ve birliğine delil olan yaratılış kanunlarını bize ders veriyor.

Aynen öyle de, o Zât-ı Zülcelâl’in bütün kemâl, cemâl ve celâl vasıflarına şahitlik eder.

Kusursuz, noksansız Zât’ının kemâlini ispatlar. Çünkü açıktır ki, bir eserdeki mükemmellik, onu meydana getiren fiilin mükemmelliğine delildir.

Fiilin mükemmelliği ismin mükemmelliğine, ismin mükemmelliği sıfatınkine, sıfatın mükemmelliği sahibinin zâtındaki o sıfatın eseri olan icraatın mükemmelliğine ve bu da onun zâtına ait hususiyetlerin mükemmelliğine sezgi yoluyla, zorunlu olarak ve açıkça işaret eder.

Mesela, nasıl ki kusursuz bir sarayın mükemmel nakış ve süslemeleri, bir ustanın yaptığı işin mükemmelliğini gösterir. İşin mükemmelliği, o ustanın maharetini, ustalık derecesini ifade eden unvan ve isimlerinin mükemmelliğini ortaya koyar. Bunlar da o ustanın sanatına dair sıfatlarının mükemmelliğine işaret eder. Bu ise o sanatın sahibinin “şuun-u zâtiye” denilen, şahsına ait kabiliyetlerinin mükemmelliğini gösterir. Ve bu da o ustanın zâtının mükemmelliğinin delilidir. Aynen öyle de, “(Çevir de bak gözünü) görebilir misin bir kusur?” ayetinin sırrına mazhar olan, şu kusursuz âlemdeki gözle görülen eserler ve şu muntazam kâinattaki varlıklarda şahit olunan sanat, hüküm ve iktidar sahibi bir Zât’ın fiillerinin mükemmelliğine açıkça delildir. Bu ise apaçık bir şekilde o Fâil-i Zülcelâl’in isimlerinin kemâlini gösterir.

O isimlerin kemâli, zorunlu olarak onların Sahibinin sıfatlarının mükemmelliğine delil ve şahittir. Sıfatların mükemmelliği, şüphesiz, Sahibinin icraatının kemâlini bildirir. Bu ise, hakkalyakîn şekilde, O’nun Zât’ının kemâline öyle delâlet eder ki, kâinatta görülen bütün mükemmelliklerin, O’nun kemâline nispeten sönük, zayıf bir gölge gibi kaldığını, o Zât’ın kemâlinin, celâlinin ve cemâlinin işaretleri olduğunu gösterir.

-----------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey Yüce ve Kerîm Rabbim! Kudsiyetinin nurlarını müşahede ile beni şereflendir.

Beni ünsiyetinin şiddet-i zuhuru ile te’yîd et; et ki, isimlerinin marifet dalgaları içinde dolaşayım.

Öyle dolaşayım ki, müşahedelerimde vücudumun bütün zerrelerinin esrarına muttali olayım.

Mülk ve melekût âlemlerine tevdî ettiğin her şeyi müşahede edeyim.

Âlem-i Lâhût ve nâsût âyinelerinde kudsiyet sırrının nasıl her şeye sirayet ettiğini ayne’l-yakîn göreyim.

Bana tam bir marifet ve aşkın bir hikmet lutfet ki, mevcudâtta esrârına muttali olmadığım hiçbir hakikat kalmasın. Ve yine o marifetle âyetlerin hakikatini idrake mâni olan bütün zulmet perdelerini kaldırayım.

Muhabbet, sevgi, rüşd ve reşâdın müheyyicâtı ile kalblerde ve ruhlarda tasarruf edebileyim.

Zâtında muhib ve mahbûb, tâlib ve matlûb sadece Sensin.

Ey kalbleri evirip çeviren, tasaları gideren Rabbim!

Gaybı bilen, ayıpları örten ve günahları çokça mağfiret eden yalnız Sensin. Ey Settâr-ı Ezelî ve ey Ğaffâr-ı Ezelî! Ey Ğaffâr, ey Settâr, ey Hafîz, ey Vâfî, ey Dâfi’, ey Muhsin, ey Atûf, ey Raûf, ey Azîz ve ey Selâm!

Beni bağışla. Beni setret. Beni muhafaza buyur. Beni koru. Başımdaki sıkıntıları uzaklaştır. Bana ihsanda bulun. Şefkatinle beni sarıp sarmala. Re’fetini üzerimden eksik etme. Kalbimi sevginle ihya buyur. Beni azîz kıl ve selâmette olunacak ne varsa hepsinden sâlim eyle. Nâhoş fiillerimden dolayı beni muâheze etme. Kötü amellerim sebebiyle beni cezalandırma. Tastamam lütuflarınla şimdi ve sonra hep yanımda ve yardımcım ol. Rahmetinle beni her türlü kirden arındır ve ihlasın özüne ulaştır. Beni Senden başkasına muhtaç etme. Bana afiyet ihsan et, günahlarımı bağışla ve bütün işlerimi ıslah buyur.

Ya Rabbî! Sensin ilah, Senden başka yoktur ilah! Sübhansın, bütün noksanlardan münezzehsin,
Yücesin! Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!”

Sen Merhametliler Merhametlisisin. Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm), tayyib ve tâhir ehline, hepsi ebrâr olan bütün ashâb-ı kirâmına salât eyle ve o salavât hürmetine dualarımıza icabet buyur. “Selam bütün peygamberlere. Hamd Âlemlerin Rabbi Allah’a.”

-----------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ: " YA ZÜL-CELÂLİ VEL İKRÂM "

TESBİH ADEDİ:  1100

TESBİH NİYETİ:   BÜYÜK BİR VARLIĞA SAHİP OLMA, MESLEĞİNDE İLERLEME…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön