ŞABAN 27 (13 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 27 (13 MAYIS)

ÖZEL KUR-3

MEAL”

ENFAL-28. “Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin ve aranızda çekişmeyin;  

yoksa korkuya kapılıp yılgınlık gösterirsiniz ve gücünüz, enerjiniz gider;  

ve tam manâsıyla sabredin. Hiç şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”

---------------------------------------------------------------------

HADİS”

Sizden biriniz yatağına girdiğinde, şöyle dua etsin:

Rabbim! Senin adınla yan tarafıma uzandım, senin adınla da kalkarım.
Eğer ruhumu alırsan, bana merhamet et.
Eğer ruhumu geri verir(uyandırır)sen,
salih kullarını koruduğun gibi beni de koru!”

(Buhârî, Daavât, 13; Müslim, Zikir, 64)

---------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Şimdiye kadar kaç kişi bu birbirini takip eden derslerden ibret aldı..?

*Tarihî tekerrürler birbirini takip edip durdu. Sefahat ve ruh sefaletleri hep yeni felaketler doğurdu.  

*Bu sarhoşluk ve bu hissizlikle “ilelebed” yaşayamazlardı ve öyle de oldu. Gök, parça parça üzerlerine döküldü. Yer, bütün gayz ve nefretiyle onların üstüne yürüdü.

*İğrenç hamamları, lüks saraylarıyla müstehcenin kucağında can veren Pompei ne açık bir dil, ne ibretamiz bir tablodur!

*Ya şu Mısır’ın, Roma’nın, Endülüs’ün takallüs etmiş çehresinde, kendi kaderini okuma imkânına sahip olan Osmanlı?  

*Evet, bari o, sarayların duvar ve tavanlarına altın sıvamadan; kuğu tüyü döşeklerde gecelemeden; atlas elbiseler ve pırıl pırıl formalarıyla çalım satmadan vazgeçerek, kendini yenileyebilseydi.!

*Hükümdarın, “Asker-i Hümayun”dan ayrılıp saraylara kapandığı aynı anda, hareketsiz kalan devlet erkânı da, içten içe birbirini kemirmeye başladı.  

*Rahatın ve rehavetin kucağında balmumuna dönen devlet ricalinin bu acıklı ve esefli hâli, askere de sirayet edip onu da çürüttü.

*Felaketler içinde didinip duran ve düşe kalka yürüyen günümüzün bahtsız nesilleri, ancak geçmişten alacakları ibret dersleriyle geleceği kurabileceklerdir.  

*Ötelere ait yumuşak yaşayışı, çekip buraya getirdik ve bedenî hazlarından başka bir şey düşünmeyen nefsinin esiri yığınlar hâline geldik.  

*“Eyvah! Aldandık. Şu dünya hayatını sabit zannettik. O zan sebebiyle de bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat, bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür de çay gibi akar gider.”  

---------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

İkisi de birer güneş olan Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) ile hükümleri sapasağlam, sarsılmaz o Furkan ki;

Biri: Şu görünen âlemin lisanı olarak bin mucize içinde bütün peygamberlerin ve asfiyanın tasdikiyle, İslamiyet ve peygamberlik parmaklarıyla, bütün kuvvetiyle bir hakikati gösterir.

Diğeri: Gayb âleminin lisanı hükmünde, kırk çeşit mucizelik yönüyle, bütün yaratılış kanunlarının tasdikiyle, hakkaniyet ve hidayet parmaklarıyla, bütün ciddiyetiyle aynı hakikate işaret eder.  

Acaba o hakikat, güneşten daha parlak, gündüzden daha açık değil midir?

Ey dalâlete düşmüş inatçı insancık!

Ateşböceğinin ışığından daha sönük kafa fenerinle nasıl şu güneşlere karşı gelebilirsin, onlara kayıtsız kalabilirsin, onları üflemekle söndürmeye çalışırsın?  Tüh senin o inkârcı aklına!  

Gayb âleminin ve görünen âlemin o iki lisanının, bütün âlemlerin Rabbi ve şu kâinatın Sahibi adına, O’nun hesabına söyledikleri sözleri ve davalarını nasıl inkâr edebilirsin!  

Ey aklı uyanık, kalbi tetikte arkadaş!

Binlerce elektrik lambası kuvvetinde bir hakikat ışığını bularak arş-ı âzamdan gelen Kur’an ayetlerine yapış.  

Cenâb-ı Hakk’ın yardımının burağına bin, hakikatin semâsına yüksel, Allah’ın marifetinin arşına çık

 “Şehadet ederim ki, Senden başka ilah yoktur. Sen teksin, Senin ortağın yoktur.” de  

ve

Allah’tan başka ilah yoktur. O birdir. Ortağı yoktur. Mülk tamamen O’nundur. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet O’na mahsustur ve O’na lâyıktır. Hayatı veren de, alan da O’dur. O, ezelî ve ebedî hayat sahibidir. Bütün iyilikler O’na aittir; O, yapılan her hayrı kaydeder ve karşılığını verir. O’nun her şeye gücü yeter ve hiçbir şey O’na ağır gelmez.”  

diyerek her şeyin üstünde, bu büyük âlem mescidinde Cenâb-ı Hakk’ın birliğini ilan et!..

“Sübhansın ya Rab! Senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin.” (Bakara sûresi, 2/32)

“Ey Rabbimiz! Unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme! Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma. Affet bizi, lütfen bağışla kusurlarımızı, merhamet buyur. Sensin Mevlamız, yardımcımız, kâfir topluluklara karşı Sen yardım eyle bize.” (Bakara sûresi, 2/286)

“Ey Kerîm Rabbimiz, bize hidayet verdikten sonra kalblerimizi saptırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz bağışı bol olan Vehhab sensin Sen! Sen, geleceğinde hiç şüphe olmayan bir günde bütün insanları bir araya toplayacaksın. Allah sözünden asla dönmez.” (Âl-i İmran sûresi, 3/8-9)

Allahım! Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta, onun bütün âl ve ashabına salât ve selam eyle. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi, rahmetin hürmetine bize ve O’nun ümmetine merhamet eyle, âmin...

---------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey Yüce Allah’ım! Sen yüce Zâtınla Kâim, ulvî sıfatlarınla Muhît, birbirinden güzel isimlerinle Mütecellî, ef’âlinle Zâhir, Zâtını Senden başkalarının hakikatiyle ihata edemeyeceği Bâtın’sın.  

Celâlinde teksin. Sen nazîri, veziri, dengi, benzeri olmayan bir yektâ Vâhid, ikincisi olmayan tek ve Ehad’sin.  

Ezel ve ebedde Bâkî olmanla yegâne Ferd’sin. “İyyâke” nazm-ı şerîfindeki vahdaniyetin biricik sultanı Sensin.  

Ne Senin yanında ne de Seninle beraber Senden başka bir varlık olamaz.  Senin sonsuzluğunda fâni olup Seninle bekaya ermek istiyorum Allah’ım!  

Senden başka ilah yoktur. İlahî! Beni Sende var ederek, beni benden yok et. Beni varlığında fâni eyle. Müşahedende beni erit.

Beni Senden alıkoyan her şeyi benden uzak kıl. Sadece Seninle meşgul eyle ve Senden uzak tutan meşguliyetlerden beni uzak tut.

Allah’ım! Senden başka ilah yoktur. İlahî! Sen Gerçek Mevcûd’sun, ben ise gerçek ma’dûmum.  

Senin bekân bizzat, benim varlığım ise bi’l-arazdır.

İlahî! Hak olan varlığınla benim aslında adem olan hâlime cömertçe muamele et; et ki, olmadığım zamanki gibi olayım. Sen zaten ezelden ebede varlığı hiç değişmeyen Yüceler Yücesisin.

Allah’ım! Senden başka ilah yoktur. İlahî! Sen dilediğini işlemeye muktedir Yüceler Yücesisin; ben ise Senin kullarından bir kulum.  

İlahî! Sen beni murad ettin ve benden murad ettin. Bu itibarla ben murad Sen de mürîdsin. Zira benim iradem Senin iradene bağlıdır. Senin murad benim de mürîd olmam hasebiyle Sen, Senin benden muradın oldun. Senden başka ilah yoktur.  

İlahî! Her gayb olanda Bâtın Sen, her görünende Zâhir Sensin. Doğru olan ve olmayan her haberde duyulan Sensin. Teklik ve ikilik mertebelerinde bilinen Sensin. Sen nüzûl esmasıyla isimlendin, gözlerden gizlendin ve akılların idrakinden Zâtını uzak tuttun.

Allah’ım! Gözleri sadece Hakk’a nâzır, mülahazaları yalnız Rabbilerine kilitli, cemâl ve celâl nurlarına müstağrak, kadem ve kalbleri üzerinde Benî Âdem’den mukarreb kulların kalbleri olan ve ind-i İlahî’de ikrama mazhar olmuş mükremîn meleklere salât eyle.  

Senin salavât ve tahiyyâtın mahşere kadar Efendimiz’in ve onların hepsinin üzerine olsun.

---------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - MUKSİT "

TESBİH ADEDİ: 209

TESBİH NİYETİ:  EŞLERİN ARASINI DÜZELTMEK VE ADALETLİ OLMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön