ŞABAN 8 (24 NİSAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

ŞABAN 8 (24 NİSAN)

ÖZEL KUR-3

MEAL”

A’RÂF-26. “Ey Âdem’in çocukları!

Bakın, size edep yerlerinizi örten (değişik şekil ve türlerde) elbise ile ayrıca onun üzerine giyip süsleneceğiniz giysiler indirdik.

Ama unutmayın ki, takva elbisesi var ya, işte o en güzel, en hayırlı elbisedir.

Bütün bunlar, Allah’ın (gerçeği gösteren) delilleri ve vahyettiği ayetlerindendir.

Olur ki insanlar, üzerlerinde düşünüp ders alırlar.”

--------------------------------------------------------------------------------

HADİS”

"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.
Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım."

(Tirmizi, Menakıb, 63)

--------------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Akıl, felsefî tarifiyle: “Kanun ve prensiplerden hareket ederek, umumî olandan hususî hâlleri çıkaran bir kabiliyettir.”

*Hayvanla insan arasındaki mahiyet farkının temelinde de, bilhassa bu faal akıl gözükmektedir ki, bu da insanlığa has bir nimettir.

*İnsanı insan yapan âmillerin başında akıl gelir; ne var ki o, mükemmelleştirilmiş şekli ve olgunlaştırılmış hâliyle değil de, basit ve kapalı olarak insana verilmiştir.

*İnsan, kendisi ile hayvan arasındaki bu mahiyet farkını geliştirerek, inkişaf ettirme mecburiyetindedir.

*Akıl, iç ve dış dünya arasında kordon durumuna gelip, vicdanla birleşince apayrı bir hüviyet alır.

*Aklın zihinleşip, kendi vazifesini eda etmesinde en son gaye, en ulvî ideal ise, Allah mârifetine ermektir.

*Bu mârifete eren akıl veya zihin, kemale vâsıl olmuş ve vicdanî mükellefiyetlerin de altına girmiş demektir.

*İnsanı insan yapan hususlardan biri de onun hürriyetidir: Yani, kendi hareketlerini kendinin tayin etmesi, faal bir akla, “ otonomiye” mâlik olmasıdır.

*Bu sayede insan, canlı cansız bütün tabiatın fevkine çıkar; hareketlerini kontrol etme ve hesabını verme kabiliyetini kazanır.

*Hürriyet ve insan iradesi hesaba katılmadan, ne ahlakîliği, ne de laahlakîliği izah etmek mümkün değildir.

--------------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(Dünden Devam)

İkincisi
Mânâlar kalbden çıktığı vakit, bir sureti olmadığı halde hayale girer, orada surete bürünürler.

Hayal, her vakit bir sebep perdesi altında suretleri bir nevi dokur.

Önem verdiği şeyin suretini yol üstünde bırakır; hangi mânâ geçse o sureti ona ya giydirir, ya takar, ya bulaştırır veyahut da perde yapar.

Eğer mânâlar çirkinlikten arınmış ve temiz, suretler pis ve rezil ise temiz mânâlar pis suretleri giymez, fakat onlara temas eder.

Vesveseli insan, bu teması, mânâların sureti giymesiyle karıştırır.

Eyvah!” der, “Kalbim ne kadar bozulmuş! Bu sefillik, nefsimin bu açgözlülüğü beni Allah’ın rahmetinden kovulmuşlardan edecek!”

Şeytan onun bu damarından çok faydalanır.

Bu yaranın merhemi şudur:

Dinle ey biçare!

Nasıl ki, karnının içindeki pislik, senin, namazın şartlarından ve adabından olan dış temizliğine tesir etmez ve onu bozmaz.

Aynen öyle de, mukaddes mânâların pis suretlere komşuluğu onlara zarar vermez.

Mesela, sen Allah’ın ayetlerini tefekkür ediyorsun. Birden bir rahatsızlık, bir iştah ya da ihtiyaç gidermek gibi zaruri bir hal şiddetle hislerine dokunuyor.

Elbette hayalin, bunun çaresine bakacak ve o ihtiyacını gidermek için lâzım olan şeyleri bulacak, onlara uygun süflî suretleri dokuyacak ve gelen mânâlar bu suretlerin ortasından geçecek.

Bunda ne sakınca ne pislenmek ne zarar ne de tehlike vardır.

Asıl tehlike, dikkatini buna yoğunlaştırmak, zarara düştüğünü zannetmektir.

(Devamı Yarın)

--------------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ya Azîm ü ya Mennân, ya Kerîm ü ya Rahman, ya Sâhibe’l-cûdi ve’l-ihsan ve’r-rahmeti ve’l-ğufran, ya Allah, ya Rab, ya Allah, ya Rab, ya Allah, ya Rab! Kevn ü mekânın artık dar geldiği, varlığın bütünüyle kendisinden uzak durup bir türlü ünsiyete yanaşmadığı, gece-gündüz şaşkın şaşkın, hafakanlar içinde sağda-solda dönüp dolaşan, sılada bile gurbet yaşayan, hiçbir yere sığmayan, zaman geçse de dertleri, tasaları azalmayan, bir kısım vahşiler gibi mahlûkatla bir türlü ünsiyet kuramayan bu zavallı kuluna merhamet buyur!

Rahmeti, şefkati, re’feti ve merhameti, zayıfların ve güçsüzlerin sığınağı olan Yüceler Yücesi Rab!

Her şeyi bilen ve dilediği her şeyi gerçekleştirmeye muktedir olan yalnız Sen iken, kime gidip hâlimi arz edebilirim ben? Her hâlimi görüp bilen, dost ve yardımcı Sen olduğun hâlde, başka kimden yardım dilenebilirim? Kerem Senin şanın iken başka hangi kapıya iltica edebilirim? Benim yaralarımı Senden başka kim tedavi edebilir, kırıklarımı kim sarabilir; dağlar cesametindeki günahlarımı kim affedebilir?

Ey bütün sırlara nigehbân ve sadırlarda saklanan her şeye muttali olan, gücü, kuvveti elinde bulunduran ve varlığa hükmeden, her şeyin evveli ve her şeyin âhiri olan Rabbim!

Senden, beni sorgusuz, sualsiz, meccanen affetmeni dileniyorum.

Ey her şeyin dizginlerini elinde tutan.. hiçbir şey Kendisine zarar ve fayda veremeyen, galebe edemeyen.. hiçbir şey ilminden ve nazarından kaçamayan, Kendisine ağır gelmeyen.. hiçbir yardıma ihtiyacı olmayan.. hiçbir şey Kendisini meşgul edemeyen.. aciz bırakamayan.. Kendisine benzemediği.. her şeyin yegâne mâliki olan ve anahtarlarını elinde bulunduran Yüce Rabbim! Lütfen ve keremen, üzerimde dönüp dolaşan bütün zararları ve bütün belaları uzaklaştır.

İşlerimi kolaylaştır ve bereketlendir. Beni altından kalkamayacağım şekilde muhasebe ve muâhazeye tâbî tutma.

Mevhibelerini sağanak sağanak başımdan aşağıya yağdır.

Her şeyin hayırlısını nasip et ve bütün muzır ve şerîr şeylerden beni sıyanet buyur!

Ey her şeyin evveli, âhiri, zâhiri, bâtını.. her şeye hükmeden.. her şeyi sayıp ortaya döken.. başta yaratan, ölümden sonra tekrar hayat veren.. bilen.. kuşatan.. müşahedeeden.. kim ne işlerse hepsini kaydeden.. küçük-büyük yapılan her şeyi gören, haberdar olan.. Kayyûm ismiyle varlığı ayakta tutan.. görünür âlemin verasında, verâların da verasında tasarruf sahibi yegâne zât olan Yüce Rabbim! Sen her şeye kâdirsin, ne olur, benden bilerek ya da bilmeyerek sâdır olmuş ne kadar hata, günah ve isyan varsa hepsini mağfiret buyur!

Ya Ekramelekramîn ve ya Erhamerrahimîn! Zerrelerden seyyarelere kadar bütün varlık, Senin mehâbet ve mehâfetin karşısında hep iki büklümdür. Sen ise bütün korkulardan münezzeh ve müberrâsın. Senden bir daha sorgu-suale maruz kalmayacağım şekilde beni affetmeni istirham ediyorum, ey kat kat perdeler ötesinden, verâların verâsından bütün varlığı evirip çeviren Allahım!

Ey inanan kulların recâ kaynağı! Ümit ettiğim hususlarda beni hayal kırıklığına uğratma.
Ey rahmet dileyenlere merhamet tecellîlerinde bulunan, bana da rahmetinle muamele eyle.
Ey inanmış gönülleri inayetiyle koruyup kollayan, yardımınla beni de te’yîd buyur.
Ey tevbe edip yeni bir teveccühle dergâhına yönelenleri muhabbet tecellileriyle karşılayan Rab!

Kainatın Medar-ı İftiharı, Senin habîbin Muhammedü’l-Emîn hürmetine, benim ve bütün Müslümanların tevbelerimizi Bârigâh-ı İzzetinde kabul eyle. Âmîn, Âmîn ya Rabbelâlemîn!

Ya Rab! Senin Kitab-ı Mübîn’indeki, “Muhakkak ki Allah ve melekleri şanı büyük O Nebî’ye Peygambere hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.” emrine ittibaen, O İnsanlığın Efendisi’ni, tertemiz ehl-i beytini, kerem ve iyiliğe kilitlenmiş ashâbını salât ü selâmlarla anıyor, el açışlarımızın, yakarışlarımızın en güzel ve en hayırlı şekilde cevap bulacağını ümit ediyoruz!

İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin onların bütün bâtıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberleredir. Bütün hamdler Âlemlerin Rabbi Allah’adır.”

--------------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - VÂHİD "
TESBİH ADEDİ: 19
TESBİH NİYETİ: KALBİN UYANIKLIĞI, İSTEKLERİN OLMASI…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön