1. DERS: ANNE - BABA HAKKI - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

1. DERS: ANNE - BABA HAKKI

2. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:


“Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (4/36)



BİR HADİS:


Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Ana babasına iyilik yapana ne mutlu! Allah onun ömrünü artırsın!"  

İbn Enes radıyallahu anh. Taberânî.



ANNE-BABA HAKKI


Pek çok manevî değerin yerle bir olduğu zamanımızda, çiğnenen, unutulan, hakir görülen en büyük değerlerden biri de, Allahın Kuran-ı Kerimde pek çok yerde sadece kendisine ibadetten sonra zikrettiği bir hakikat olan anne-baba hakkıdır.


Öyle bir vahşi devirde yaşıyoruz ki, yıllarca kendisini besleyen, koruyup kollayan, nice sıkıntılara katlanan anne baba, çocuğunun nazarında bir yük, aşağılanan bir varlık olarak görülüyor.


Anne baba küçümseniyor, anne baba ademe (yokluğa) mahkum ediliyor, anne baba darül acezelere terk ediliyor, anne baba dövülüyor, anne baba öldürülüyor veya ölümleri arzulanıyor.


Hâlbuki anne babanın hakları o kadar büyüktür ki, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bir hadislerinde meseleyi şöyle vurgularlar:


“Evlad, babasının hakkını kesinlikle ödeyemez. Bu ancak şu şekilde mümkündür. Babasını bir yerde köle olarak bulur, satın alır, sonra onu hürriyetine kavuşturur. Ancak o zaman hakkını ödemiş olur.” (Müslim)


Onlara hürmet, o kadar büyük bir hakikattir ki, Cenab-ı Hak (cc), bu hakikati Kur
anda şu şekilde hatırlatıyor:


“Rabbin sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyilik etmenizi kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa, kendilerine “öf” bile deme! Onları azarlama, ikisine de güzel söz söyle! Alçakgönüllülükle, onlara merhamet kanatlarını ger. Ve onlara şöyle dua et: “Rabbim, küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara öyle rahmet et!” (İsra, 17/23-24)  


Allah burada, onların evlat üzerindeki haklarını anlatırken, en küçük bir hareket ve söz olan öf demeyi bile haram kılıyor.


Bu kadarcık söz eğer haramsa, bundan ötesi; yani onları yalnızlığa terk etme, azarlama, küçük görme, tabii ki haramdır.


Bu konuda diğer ayetler de şöyle: “Allaha ibadet edin, Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya da iyilik ve ihsanda bulunun.”(Nisa, 4/36)

“Biz insana ana-babasına karşı ihsanda bulunmasını vasiyet ettik.” (Ankebut, 29/8)  
        

Anne-babaya iyilik ve ihsanda bulunma emredildikten sonra, özellikle anne nazara verilerek, çocukla en çok meşgul olan, ona en yakın bulunan, kendisini aylarca karnında taşıdıktan sonra, doğumu kendisi için bin bir ızdırap olan, doğumdan sonra da bakımı görümüyle en çok meşgul olan bu şefkat abidesi varlıka karşı çocukta minnet hissi uyarılıyor:


“Biz insana, ana-babasına ihsanda bulunmasını tavsiye ettik. Annesi onu zahmet üstüne zahmetle taşıdı ve yine bin-bir ızdırapla doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına gelip de kırk yaşına ulaştığında, “Rabbim, bana ve anne-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın işleri yapmamı temin et! Benim için de, neslim için de iyiliği devam ettir. Ben Sana döndüm ve elbette ki ben Müslümanlardanım.” (Ahkaf, 46/15)


Allah anne babanın evlatlarına karşı yaptıklarını hatırlatarak evlatları anne-babalarına karşı minnet altında bırakmaya devam ederek şöyle buyuruyor:


“Biz insana ana-babasına iyi davranmasını tavsiyede bulunduk. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması -en uzun süre olarak- iki yılda olur. İşte bunun için, önce Bana şükret, sonra da ana-babana teşekkür et. Bilesiniz ki, dönüş banadır.” (Lokman, 31/14)  


Anne baba, Allahın göndereceği azaba karşı en büyük garantimizdir. Zira Allah Resulü, şöyle buyuruyorlar:


“Eğer içinizde beli bükülmüş ihtiyarlar, anasından süt emen çocuklar ve diğer canlılar olmasaydı, belalar üzerinize sel gibi akardı.”


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön