17. DERS: MUHABBETULLAH - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

17. DERS: MUHABBETULLAH

3. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:

       

Al-i İmran / 31. (Resûlüm!) “De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”


BİR HADİS:

       

Ebü'd-Derdâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hz. Dâvud (aleyhisselâm)'un duaları arasında şu da vardır: "Allahım! Senden sevgini ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine beni ulaştıracak ameli taleb ediyorum. Allah'ım! Senin sevgini nefsimden, âilemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl."    


MECAZDAN HAKİKATE

       

"Seven sevdiğini bildiği ölçüde sever" düsturundan da anlaşılacağı gibi marifet ile muhabbet arasında sıkı bir münasebet vardır. Bu itibarla denebilir ki kalb ve kafasını marifet hüzmeleriyle aydınlatmış bir kul bunun zaruri bir neticesi olarak Yaratıcısına karşı bir muhabbet duyacaktır.


Hele bir de "Allah'ın fıtratımıza dercetmiş olduğu bütün muhabbetleri bir noktada toplayıp evvela O'na teveccüh etmeliyiz. Sonra da O'ndan ötürü mahlukatına." cümlesi ile ifade edilen dengeyi yakalamış ise bu muhabbetin aşk, şevk ve cezb u incizab istikametinde daha bir derinleşmemesi için hiçbir sebep yoktur.
       

Allah sevgisi İslam literatüründe umumiyetle hubbullah ya da muhabbetullah tabirleri ile ifade edilegelmiştir. Bu sevgiyi aşk kelimesi ile ifade etme meselesi ise kelamcılar ile mutasavvıflar arasında tartışma mevzuu olduğu gibi mutasavvıflar da bu konuda kendi aralarında farklı yaklaşımlar sergilemişlerdir.


Allah sevgisinin aşk kelimesi ile ifade edilmesine karşı çıkanlar aşk kelimesinin 'sevgide aşırı gitme' manasını havi olduğunu, Allah için ise aşırı sevgi diye bir şeyin bahis mevzuu olamayacağını, zira O'na duyulan sevgi ne kadar fazla olursa olsun yine de eksik kalmadan dur olamayacağını söylerler.


Buna mukabil aşk kelimesinin kullanılmasının mahsurlu olmadığını düşünenler ise:

"İman edenler, Allah'ı daha şiddetli bir sevgi ile severler" (Bakara 2/165) ayeti ve: "(Ya Ömer), ben sana herkesten daha ziyade sevimli olmadıkça hakiki imana ermiş olamazsın" (Buhari, İman 8,9; Müslim, İman 67-70) gibi hadis-i şerifleri hatırlatarak yaklaşımlarının doğruluğunu ispat etmeye çalışmışlardır. Ama bütün bunlarla beraber Allah'a aşık olduğunu iddia ettiği için tekfir edilenlerin bile olduğu düşünülecek olursa tartışmanın boyutu hakkında bir fikir sahibi olmak mümkündür.
       

İmam-ı Gazali aşk kelimesinden ziyade muhabbet kelimesini tercih ederken Mevlana, Yunus Emre gibi mühim isimler ise aşk kelimesini daha fazla kullanan isimler arasında yer almışlardır.

Muhabbet, herkeste aynı seviyede değildir:
       

1) Avamın muhabbeti, düşe-kalka bir muhabbettir ki, bunlar, Hakikat-ı Ahmediye (sas)'nin gölgesinde ihsan rüyaları görür, marifet şafaklarına dair emareler müşahede eder ve yer yer ötelerden şehaplarla ürperir, uzaktan uzağa hayret raşeleri duyarlar.
       

2) Havassın muhabbeti ki; onlar, muhabbet âleminin üveyikleri gibidirler. Hemen her zaman Kur'an'ın aydınlık dünyasında ahlak-ı Muhammedi (sas)'yi temsille ömürlerine derinlik kazandırırlar. Onu temsil ederken de maddi-manevi, bedeni-ruhi hiçbir beklentiye girmez, hiçbir zevke talip olmazlar. Vazifelerini en seviyeli şekilde yerine getirip, başarılı bir temsil sergileyebilirlerse, salkımları ağırlaşan meyve ağaçları gibi tevazu kanatlarını yerlere kadar indirir ve "Sevgili" der inlerler. Bir falso ve fiyaskoyla sarsıldıklarında da nefislerinin başına çullanır ve onunla yaka-paça olurlar.
       

3) Havas ötesi havassın muhabbetidir ki; bunlar Muhammedi (sas) semada yağmurla bütünleşmiş bulutlar gibidirler; varlığı O'nunla duyar, O'nunla yaşar; O'nunla görür, O'nunla soluklarlar. Hiç bitmeyen bir devr-i daim içinde sürekli dolar-boşalır; dolarken hasret, çile ve vuslat arzusuyla dolarlar; boşalırken de ışığa biner, yeryüzüne iner ve canlı-cansız bütün varlığı şefkatle kucaklarlar.

       

*Eğer insan, gerçekten Allah'ı seviyorsa, O'ndan gelen gülü de, dikeni de hoş görmelidir.
       

*İnsan başına gelen şeylerin neticelerini pek kestiremez; oysaki bunların içinde dünya kadar maslahatlar da olabilir. "Olur ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız ama, o sizin hakkınızda hayırlıdır.. ve yine olur ki siz bir şeyi seversiniz ama, o sizin için şerdir; siz bilmezsiniz, her şeyi Allah bilir" (Bakara, 2/216)  ferman-ı sübhanisiyle bunu tasrih etmektedir.
        

*Müslüman Allah'a teslim olmuş kimse demektir.. bu itibarla da onun Cenab-ı Hakk'ın icraatına karşı hoşnutsuzluğu söz konusu olamaz.



ALLAH
IN YAKINLIĞIYLA BERABER GURBET Mİ OLUR?


Zünnun-u Mısriden:
Bir gece Ken
an vadisinden ayrılıp yola koyulmuştum. Vadide ilerlerken önüme bir karartı belirdi. Bana doğru geliyordu.


Ben:
-Bu karartı kim? Diye seslendim.


O da:
-Bu adam kim? Diye karşılık verdi.


Ben de:
-Bir garip, dedim.


O da dedi ki:
-Sübhanallah! Allah, kullarına şah damarından bile daha yakınken, insan için gurbet söz konusu olabilir mi?


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön