19. DERS: ÖFKE - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

19. DERS: ÖFKE

3. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:


Al-i İmran / 134.

“O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.”

BİR HADİS:

        

İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):


"Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?" diye sordu. Ashab radıyallahu anhüm: "Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!" dediler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Hayır, dedi; gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hâkim olabilen kimsedir."    


ÖFKE BALDAN TATLI, BALDIRANDAN ACIDIR!

       

Hazreti Ebû Hüreyre'nin (radıyallahu anh) rivayet ettiği bir hadis-i şerifte şunlar ifade edilmektedir:

Bir adam Allah Resûlü'ne "Bana nasihat et!" dileğinde bulundu.

Resûlullah ona, "Gazaba kapılma, öfkelenme!.." buyurdu.

Bunun üzerine, o şahıs, Resûl-ü Ekrem'den tekrar tekrar nasihat etmesini istedi; Sâdık u Masdûk Efendimiz de her defasında ona "Gazaplanma!.." öğüdünü verdi.

       

Bilindiği üzere, "gazap", infiâle kapılma, öfke, hışım, aşırı hiddet, hoşa gitmeyen bir hâdise karşısında intikam arzusuyla heyecanlanma ve saldırganlık hali gibi manalara gelmektedir.


Aslında bu duygu, su-i istimal edilmediği takdirde, hariçten gelen hücumları önlemek için itici bir kuvvet ve tedbirli olmaya yarayan bir güçtür.


Cenâb-ı Allah insana, dışarıdan gelecek saldırılardan kendisini muhafaza etmesi için "kuvve-i gadabiye" (öfke hissi) dediğimiz duyguyu vermiştir. İnsanın, mücahede etmesi gereken yerlerde güç ve kuvvetin hakkını vermesi; yiğit ve yürekli olması icap eden durumlarda cesaretli davranması ve ırzını, namusunu, vatanını, canını, malını, nefsini ve neslini koruması ancak bu duygu sayesinde mümkün olmaktadır.
       

Bazıları, gazap hissinin de bir yaratılış gayesi olduğunu bilemez ve normal insanları çok kızdıracak meseleler karşısında dahi öfke tavrı ortaya koyamazlar; dahası hiç korkulmayacak şeylerden dahi korkar, sürekli vehimlerle oturup kalkar ve değişik paranoyalarla hayatı yaşanmaz hâle getirirler; bunların halini "korkaklık” kelimesi ifade eder. Fakat bazı insanlar da vardır ki, onlar da hiç yoktan yere küplere binerler, en önemsiz hadiseler karşısında dahi aşırı hiddet gösterirler ve bir anda saldırganlaşırlar; akıbeti hiç düşünmeden, ölçüsüzce ve muhakemesizce her işe girişir ve neticesi mutlak felaket olan tehlikelere bile pervasızca atılırlar.


Kuvve-i gadabiyenin bu ifrat hâline de "korkusuzluk ve saldırganlık” denir. Bu duygunun istikamet üzere olanına ise, "şecâat" adı verilir.


Evet, bütün kin, nefret, hınç, hiddet, dargınlık ve kızgınlığın menşei sayılan gazap hissi, selim fıtratların öfkesine sebep olacak vakıalar karşısında kızmasını da bilme, hiddeti gerektiren durumlarda hiddet gösterme, korkulacak şeyler karşısında temkinli davranma ve onları telâşa kapılmadan savmaya çalışma anlamındaki yiğitçe duruşun, yani "şecâat"in de kaynağıdır.


Bu itibarla, kuvve-i gadabiye, tabiatımızın bir parçasıdır ve böyle çok önemli hususları temin etmek için mahiyetimize konmuştur.
       

Dolayısıyla, İnsanlığın İftihar Tablosu'nun kendisinden nasihat isteyen sahabîye defalarca "Lâtağdab - Gazaba kapılma!." demesi, hepimiz için çok önemli bir ikazdır. Çünkü, gazap insanın en zayıf damarlarından biridir.


Maruz kaldığı kabalıkları dahi vicdan genişliğiyle karşılayabilecek, öfke hissini kolaylıkla dengeleyebilecek ve bunu yaparken de ifratlardan, tefritlerden uzak kalarak istikamet üzere olabilecek insan sayısı çok azdır. Bunu başarabilmek iradeye vâbestedir ve hususi cehd istemektedir.

       

Haddizatında, gazap muvakkat bir cinnettir. Öfkeyle köpürmüş bir insanın o esnadaki tavır ve davranışları iyi bir psikiyatri uzmanı tarafından değerlendirilse ve o anda bir psikanaliz yapma imkânı olsa, onun halini şizofreni kategorilerinden birine irca etmek mümkün olacaktır.


Çünkü, aşırı öfke aklın afetidir; şuurlu bir varlığı bile mecnun haline getirip vahşi bir hayvana dönüştürebilir.


Zira hiddet, akıl ve idrakin yerine kontrolsüz his ve heyecanı ikâme eder; insanı, insan olma çizgisinin altına düşürür.


ŞEYH VE PADİŞAH

       

Bir padişah, bir şeyhe bir gün: "Benden bir şey dile." dedi. Şeyh cevap verdi:   

"Ey padişah bana bunu söylemekten utanmıyor musun? Hele biraz daha yüksel de öyle konuş. Benim iki kölem var, onlar çok basit kimseler oldukları hâlde her gün sana hükmederler, emrederler" dedi.
        

Padişah bundan dolayı kızdı:
"Ey Şeyh bu sözün hatalı bir söz, kim bana emredebilir, o dediğin kişiler kimlerdir, söyle!" dedi.
       

Şeyh gülerek cevap verdi:
"Sana emreden kölelerimden biri kızgınlık, diğeri şeh¬vettir." dedi.


HZ. İSA’YA (AS) SORULAN SORU

       

Akıllı, gönlü açık biri İsa aleyhisselam'dan:
"Âlemde her şeyden daha sarp daha güç olan nedir?" diye sordu.

Hz. İsa (a.s) gülerek cevap verdi:
"Ey uyanık ve akıllı er, dünyada en sarp ve en güç şey Allah'ın (c.c.) gazabıdır. Çünkü o gazaptan cehennem bile su gibi erir, titrer." buyurdu.

Bunun üzerine adam şöyle sordu:
"O zaman Allah'ın (c.c.) bu şiddetli gazabından nasıl korunup kurtulmalı?" dedi.

Hz. İsa (a.s):
"Kızdığın zaman kızgınlığına, hırsına yenilmemekle bundan korunabilirsin. Kötü kişiler bu hırsın ve kızgınlığın madeni gibidir. Kötü kişinin kızgınlığı en vahşi hayvanın kızgınlığından daha beterdir. Allah'ın (c.c.) gazabından korunmak için kızgınlıktan sakın." Dedi.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön