20. DERS: HASBİLİK - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

20. DERS: HASBİLİK

2. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:


“Sizden ücret istemeyen kimselere tâbi olun, onlar hidayete ermiş kimselerdir.” (Yâsîn, 36/21).

BİR HADİS:


Ebu Hüreyre'den gelen bir rivayete göre:


"Bir gün Hz. Peygamber'in huzuruna bir adam geldi ve açlıktan takatinin kesildiğini söyledi. Rasûlullah, hanımlarına bu adama bir şeyler vermeleri için haber gönderdi.


Hanımları evlerinde sudan başka bir yiyecek bulunmadığını söyleyince Rasûl-i Ekrem:
"-Bu gece bu adamı kim misafir edecek?" dedi.


Bunun üzerine Ensâr'dan biri:
-Ya Rasûlallah, ben misafir ederim, dedi. Onu evine götürdü. Evde hanımına yiyecek bir şey bulunup bulunmadığını sordu. Karısı da yalnız çocukların yiyeceği kadar bir şey bulunduğunu söyledi.
O da:

"-Öyleyse onları bir şeyle avut, sofraya gelmek isterlerse uyut. Misafirimiz eve gelince lambayı söndür, ona kendimizi de yiyormuş gibi gösterelim," dedi. Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu. Kendileri karanlıkta yiyormuş gibi davrandılar ve aç yattılar. Sabah olunca ev sahibi Peygamberimiz (s.a.s.)'in yanına gitti.


Rasûlullah ona:
"Bu gece misafirinize karşı yaptığınız davranıştan Allah razı oldu." buyurdu.


PEYGAMBERLİK ÖZELLİKLERİNDEN BİRİ: HASBİLİK

       

Peygamberler yaptıkları hizmet karşılığında maddî-manevî hiçbir ücret beklemezler. Kurân-ı Kerîm onların bu hususiyetlerini çeşitli vesilelerle ve muhtelif âyetlerde dile getirmiştir. Hepsinin sözündeki ortak ve odak nokta “Benim mükâfatım ancak Allaha aittir” hakikatinde toplanmaktadır. Bizler, maddî olmasa da manevî bir ücret bekleyebiliriz. Hâlbuki nebîler bunu da beklemezler ve bütün yaptıklarını Cenâb-ı Hakkın emri olması zaviyesinden değerlendirerek yaparlar.
       

Peygamberler maddî-manevî füyuzât hislerinden fedakârlıkta bulunan insanlardır ve bu mevzuda zirve varlıklardır. Cennet sevdası da cehennem korkusu da değildir onlara bu çetin ve zorlu vazifeyi yaptıran; bu zorlardan zor hizmeti gördüren sadece ve sadece Rabbin rızasını kazanabilmektir.
       

Her peygamber hasbîdir. Ancak hasbîlikte doruk nokta Nebîler Sultanına aittir. Doğduğu zaman “Ümmetî” demiş, mahşerde de “Ümmetî, Ümmetî” diyecektir. Bu nasıl hasbîliktir ki, cennet kapıları ardına kadar açılıp Onun teşrifini beklerken O, ümmetini de oraya götürebilmek için mahşerin en bunaltıcı anlarını cennete tercih edebilmektedir. Ve yine bu nasıl bir hasbîliktir ki, sadece sıhriyyet ve kurbiyyet itibariyle kendine yakın olanları değil; en mücrimi de dâhil, bütün ümmetini toptan istemektedir.

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Bir gün Allah Resûlünün yanına gittim. Namazı oturarak kılıyordu. Namazını tamamlayınca sordum:
-Ya Resûlallah hasta mısınız?
-Hayır, açlık!. Ya Eba Hureyre, dedi.
Ağlamaya başladım. Kâinat kendisi için yaratılmış, Allahın en sevgilisi açlık ve gıdasızlık sebebiyle ayağa kalkacak gücü olmadığından namazını oturarak kılıyordu. Benim ağladığımı görünce teselli etti.
-Ağlama Ya Eba Hureyre! Bu dünyada açlık ızdırabını çeken, diğer tarafta Allahın azabından emin olacaktır.”

Ensardan bir kadın kendisine döşek gibi bir şey getirmiş ve Hz. Âişe Vâlidemiz (r.anha) de onu Allah Resûlünün her zaman üzerinde istirahat buyurduğu hasırın üzerine sermişti. Geldiğinde bu manzarayı gören Allah Resûlü, ne olduğunu sormuş ve aldığı cevap üzerine de şöyle buyurmuştu:
-Âişe! Onu derhal geriye teslim et. Allaha yemin ederim ki, eğer istese ve arzu etseydim, Allah benim sağımda ve solumda, altından ve gümüşten dağlar yürütürdü; fakat ben istemiyorum...

Efendimiz, oturur, köle ve hizmetçilerle beraber yemek yerdi. Bir kadın bu manzarayı görünce: “Oturmuş da köle gibi yemek yiyor” dedi. Kâinatın Efendisi cevap verdi: “Benden güzel köle mi olur! Ben Allah
ın kölesiyim.”


Allah Resûlünün bütün hayatı hasbîlik tablolarıyla doludur. Şimdilik misâllerin tafsîlatını, Onun hayat-ı seniyesini konu alan binlerce kitaba havale ediyoruz. Evet, O başta olmak üzere ve bütün nebîler hasbî olarak yaşamışlar, yaptıkları hizmet mukabilinde ne dünya ne de ahiret namına hiçbir talepte bulunmamışlardır. Onun içindir ki sözleri müessir olmuştur. Öyle ise, sözlerinin iksir misâl tesirli olmasını isteyenler, evvela hizmetleri karşılığında, kimseden hiçbir şey istememeyi öğrenmeliler...



HASBİ ve FEDAKÂR RUHLAR

       

Bir kaç asırdır kademe kademe boşluğa düşen insanımızın kurtuluşu, hayatı ayakta tutan temel dinamiklere sahip çıkmak ve bu dinamikleri hayata uygulamakla mümkün olacaktır.
       

İslamiyet'in imana ait hükümleri bunun başında gelmektedir. İnsanın her şeyini görüp gözeten, gizli-açık her şeyini tespit eden Allah'a karşı saygısını yitiren, özünden, ruhundan, kökünden uzaklaşan bir nesli kontrol altına almak ve onu ruh yüceliğine ulaştırmak kolay olmayacaktır.
       

Bu ağır ve mesuliyeti, vazifeyi yüklenecek, sancılı ve ıstıraplı da olsa uzun vadeli bu zor işe talip olacak, sevgiyle, şefkatle, batmış ve bitmiş nesillere bağrını açacak, hakikate kilitlenmiş, sevmeyi affetmeyi ve sabretmeyi bilenler olacaktır.
       

Neslimizi zehirli bal hükmünde olan şeytan tuzağından, ifsat ve bozgunculuğu meslek haline getirmiş insanların şerrinden, fikir işçileri kurtaracak ve şakilerin oyununa gelmiş neslimizin yaralarını, ancak tamirci ve ıslahçı, fedakâr, hasbî ruh mimarları ve gönül erleri saracaktır.
       

Bu ruh ve gönül erleri ki: dünyayı çok iyi bildikleri halde cazibesine takılıp kalmazlar.
       

Onların hayatlarında boşluk yoktur. Ya istirahat ederler... Ya meşru yoldan Allah'ın haklarında takdir buyurduğu rızkı ararlar... Ya ilim, irfan peşinde koşarlar... Ya ibadet, taat, zikir ve fikirle meşgul olurlar... Ya da irşad ve tebliğ yoluyla îlâ-i Kelimetullah'da bulunurlar.
       

Kendi nefislerinin en küçük kusurlarını görür, tamire çalışırlar. Müslüman kardeşlerini de günahlarının mahcubiyetinden kurtarmaya gayret ederler ve toplum içinde suçlarını yüzlerine vurmazlar.
       

İhlâs, samimiyet, fedakârlık, vefa ve sadakat değişmez vasıflarıdır.
       

Bütün ıstıraplara, sıkıntı ve üzüntülere, çekilen çilelere, gayeyi hayal edindikleri Allah'ın rızasını kazanmak ve bütün insanlara gerçeği, doğruyu ve hakkı anlatmak için katlanırlar.
       

Hedefleri Allah'ın rızası olduğu için, dünyevî herhangi bir beklentileri de yoktur ve olmamalıdır...


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön