22. DERS: TEVAZU - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

22. DERS: TEVAZU

2. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:

       

Hicr / 88.

“Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya malına göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol.”


BİR HADİS:


Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:


"Kim insanların kendisi için ayağa kalkıp saygı göstermelerini isterse, ateşteki yerini hazırlansın."


Muaviye radıyallahu anh. Ebû Dâvud.



TEVAZU SAHİBİ OLMAK

       

Tevazu, bir haldir; insanın kendi içinde kendini yenmişliğinin ifadesi ve kibirden, çalımdan; gururdan vazgeçmenin adıdır. Öyle ya, insanın caka yapmaya, çalım satmaya ne hakkı vardır? Âriye (emanet) bir elbise ile çalım satılır mı? Allah, giydirdiği o emanet elbiseyi istediği zaman geri alabilir. Eğer O bize, “Üzerinizde Bana ait olan şeyleri şöyle bir tarafa ayırın da, kendinize ait şeylerle Bana bir tekmil verin” dese, herhalde Ona gösterebilecek hiçbir şeyimiz kalmayacaktır. Böyle bir soruya muhatap olsam, benim diyeceğim şudur: “Ya Rabbi, ben hiç oğlu hiçim. O kadar ki, hiçliğimi bile Sana ait bir şeyle ifade ediyorum; çünkü bunu söyleyen ben, Sana aidim ve kendi adıma hiçim.”
       

Tevazu, sürekli böyle bir idrak kuşağında yaşamanın bir diğer adıdır. Eğer insan bu idrak seviyesine ulaşamamış ve bunu varlığının bir buudu haline getirememişse, o takdirde, yer yer boynunu mütevazı bir kimseymiş gibi bükmesi, riyakârlıktan öte bir manâ ifade etmez.
       

Kısaca, tevazu ve müsamaha, Peygamberlere ait iki sıfattır.


Tevazuun zıddı kibir, çalım; müsamahanın zıddı ise yobazlık ve bağnazlıktır.



SONSUZ NUR...

       

Kerem ve Tevazûu

…Büyüklerde büyüklüğün alâmeti tevazu ve mahviyettir. Küçüklüğün emaresi ise tekebbürdür. Allah Rasûlü insanlar içinde en büyük insandır. Öyle ise tevazuu da öyle olmalıydı...
       

Mescid yapımında, herkes bir kerpiç taşırken iki kerpiç taşıyan, hendek kazımında herkes karnına bir taş bağlarken iki taş bağlayan, karşısına gelen ve mehabetinden dolayı sıtmalı gibi titreyen bir adama: “Kardeşim, korkma, ben de senin gibi, anası kuru ekmek yiyen bir insanım.” diyen Allah Rasûlü hiç şüphesiz insanların en mütevazisiydi.
       

Meclislerde otururken, büyüklük alâmeti olarak, ayak ayak üstüne atıp öyle oturanlar, psikiyatrinin hangi dalında cinnetle bütünleşirler bilemem ama onların ruhî yönlerinde ciddi bir eksiklik olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Allah Rasûlü herkes gibi oturur ve herkes gibi davranırdı. Evet, Onun her hareketi belli bir edep dairesi içinde cereyan ederdi.

O BÜYÜK


       

Hz. Abbasa:

“Sen mi büyüksün, yoksa Hz. Peygamber mi?” diye sorulduğunda:


-O, benden büyük; ancak ben Odan yaşlıyım” cevabını verdi.


BENİ BANA TANITMAN

       

Mâverdinin tevazu ve takvâsına dâir şu vak'ası, pek düşündürücüdür:     
       

Alım-satıma dâir yazdığı kitabı pek hoşuna gitmiş, kitabın sayfalarını karıştırırken içinden şöyle bir his geçmiştir:
"Mâverdi, âferin sana. Böyle güzel bir kitabı ancak sen yazardın. Senin ilmi seviyene erişecek âlim yoktur zâten Bağdad'da."

       

Mâverdî bu his içinde yeni kitabını incelerken ansızın çölden iki Arap gelir ve alışverişe dâir basit bir sual sorarlar.     
       

Gariptir ki, mes'elenin kitabını yazmış olan Mâverdî düşünür, taşınır, bu basit sualin cevabını hatırlayamaz, tatmin edici bilgi veremez:
       

Köylüler, "Buncâ şöhretin sahibi bir âlimin bu kadar basit bir sualin cevabını veremeyişi ne kadar da mânidardır," diyerek çıkıp giderler. Yolda rastladıkları mollalara sorarlar. Talebeler bir anda mes'elenin cevabını kesin şekilde verirler. Gelip hocaları Mâverdî'ye de bu cevabı anlatırlar.


Mâverdi kendisinin veremediği cevabı talebelerinin verdiğini öğrenince ellerini açar ve şöyle dua eder:       

"Allah'ım, beni bana hemen tanıttığın için sana ne kadar hamd ve şükürler etsem azdır."


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön