25. DERS: EFENDİMİZİN (SAV) PEYGAMBERLİĞİ-2 - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

25. DERS: EFENDİMİZİN (SAV) PEYGAMBERLİĞİ-2

1. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:

       

“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (3/144)


BİR HADİS:

        

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:


"Benim beş ismim vardır. Ben Muhammedim. Ben Ahmedim. Ben, Allahın benimle küfrü mahvettiği Mâhiyim. Ben, insanların ayağı üzerinde haşronularak toplanacağı Hâşirim. Ben, kendinden sonra hiçbir peygamber gelmeyecek olan Akîbim..."  


Cübeyr radıyallahu anh. Buhârî.


MÜKEMMEL MUHATAP


       Bu kâinatın sahibi elbette bilerek yapıyor. Madem yapan bilir, elbette bilen konuşur. Madem konuşacak, şuur ve fikir sahipleri ile; onlardan şuuru en fazla inkişaf eden insanlarla; insanların en uygunu ve mükemmelleri ile; onlardan rehberleri ile; rehberler içerisinden peygamberlerle ve peygamberler içerisinden de, dost ve düşmanın ittifakı ile, istidadı ve ahlakı en yüksek, dünyanın yarısını, insanlığın beşte birini manevî hükmü altına almış olan, günde beş defa kendisine biat tazelenilen, medih ve dua edilen Muhammed Aleyhissalatü Vesselam ile konuşacak ve konuşmuş ve resul yapacak ve yapmış ve bütün insanlığa rehber yapacak ve yapmıştır.


SIDKINA ŞEHADET


O Zatın (a.s.m) hayatının başından sonuna bütün tavırları ve hareketleri dikkatle incelendiğinde, her bir hareketi harikulade değilse de doğruluğunun şahididir. Mesela, mağarada, Ebu Bekri's Sıddık ile beraber kurtuluş ümidinin tamamen kesildiği bir anda, "Korkma! Allah bizimle beraberdir!" diyerek onu teselli etmesi, cesaretini, tereddütsüz ve korkusuz olduğunu, doğruluğunu ve Allah'a dayandığından ötürü yüreğinde duyduğu sınırsız güveni gösterir.

SAADET ASRINA GİTMEK

      

Eğer istersen gel, saadet asrına, Arap Yanmadası'na gidelim. Hayalî olarak da olsa, onu vazifesinin başında görüp, ziyaret edelim.
       

İşte bak, içinin nuraniyeti yüzüne aksetmiş bir zat, elinde mucizevî bir kitapla varlığın sırlarını çözüyor. Bütün akılların hayrette kaldığı, "Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?" suallerine makul ve ikna edici cevaplar veriyor.
       

Bak, ondan öyle bir hakikat ışığı yayılıyor ki, eğer onun irşadı dışındaki bir anlayış ile kâinata baksan, her şeyi çaresiz, maksatsız, üstesinden gelemediği şeylerin altında ezilip ağlayan, ölüme, idama, yokluğa mahkûm zavallılar olarak görürsün. Kendini gülenin olmadığı bir matemhanede zannedersin.


Fakat onun neşrettiği nur ile bakınca, bütün mevcudat, çok güzel bir misafirhanede ağırlanan, çok önemli vazifeleri olan ve buradan daha güzel diyarlara gönderilen, bütün bunların sevinç ve sürürü ile vazifeden terhislerini bekleyen, iç içe gül goncası gibi birbirinin elinden tutan, yardımına koşan ve sonsuza yürüyen saadet yolcularına döner.              
       

O nur ile varlık, manası anlaşılmayan kitap gibi olmaktan kurtulur. Birer önemli mektup haline gelir. Ve varlıklar içerisinde en aciz ve zaif olan insan, sultanın en has, en nazik ve nazenin misafiri olur.
       

O zat, ebedî saadetin habercisi ve bu yerlerin sahibine ait hazinelerin en büyük kâşifidir.
       

İşte bak, bu geniş adanın, adetlerinde inatçı vahşi bir kavmini, bir hamlede dem ve damarlarına kadar tesir ederek ahlâkın en güzeli ile donattı.


Bütün insanlara muallim ve medenî milletlere üstad eyledi.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön