3. DERS: KUL HAKKI - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

3. DERS: KUL HAKKI

2. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:

       

“Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır. (103/1-2-3)



BİR HADİS:

       

“Kim bir kul hakkı yemişse derhal o kardeşi ile helalleşsin Çünkü (kıyamet günü) dirhem de geçmez dinar da Böyle olunca o (hak yiyen) kişinin sevapları alınır o adama yüklenir Eğer sevapları yoksa o hakkını yediği adamın günahları buna yüklenir ” (Buhari, Rikak, 48)


KUL HAKKI

       

İslâm, insan haklarına büyük önem vermiş ve onu muhafaza altına almıştır. Her Müslüman, hangi din ve ırktan olursa olsun ferdin şahsî haklarına saygılı davranması ve bir başkasının hakkını üzerine geçirmemeye dikkat etmesi gerekir. Zira herkesin hesap endişesiyle titrediği kıyamet gününde hiçbir suale tâbi tutulmadan cennete girecek olan şehidin bile hesap vereceği tek husus “kul hakkı”dır.
      

Zaman zaman insanın gerek fertler ve gerekse değişik merciler tarafından mağdur edilip hakkı yenmiş olabileceği gibi kendisi de bir başkasının hakkını üzerine almış olabilir. Hakkının yenmiş olması, fert için hiçbir zaman bir kayıp vesilesi değildir. Çünkü böyle bir durumda kişi 'Benim hakkım yenmişse varsın helâl olsun.' diyerek, hakkını helâl etmiş olur. Ancak başkasının hakkını yemişse, mutlak surette ondan helâllik dilemesi ve karşılığını ödemesi gerekir.
       

Burada konuyla alâkalı bir hatıramı nakletmek istiyorum:

Babam, kılı kırk yararcasına İslâm'ı yaşamaya çalışan bir insandı. Bir zamanlar babamın yanında çalışan bir işçi, ceketini bizim samanlıkta bırakıp gitmiş. Aradan yıllar geçmesine rağmen gelip ceketi geri almamış. Babam bunu hiç unutmamış ve vefat edeceği an, amcamlara 'O ceketin sahibini bulup verin.' diyerek, ölüm heyecanı içinde bile üzerine kul hakkı geçmemesi için onun sancısını çekmiştir.
      

Evet, kul hakkı çok önemlidir. Ben yer yer mü'minler için dua ediyorum. Ama kul hakkına gelince, o bizi aşan bir mevzudur ve bu hususta bir şey yapmamız mümkün değildir.


Bana zekât düşmediği için verdiğim şeyleri hep sadakam, zekâtım olsun düşüncesiyle vermişimdir. Fakat şimdi 'Allahım, bilmeyerek birilerinin hakkı benim üzerime geçmiş olabilir. Verdiğim bu şeyleri onun namına al, kabul et ve sevabı onun olsun.' diyerek vermenin daha doğru olacağına inanıyorum.
       

Hâsılı, Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna, kul hakkıyla gitmemeli şayet hak sahibini biliyorsak bizzat helâlleşmeli, bilemediklerimiz için de onlar adına tasaddukta bulunup sevaplarını yine onlara bağışlamalıyız.
      

Üzerinde kul hakkı bulunan bir insan, muhatabını bulup helâllik dilemek mecburiyetindedir. Bu hâk, gıybet, iftira, yalan isnadı... vs. gibi manevî boyutlu haklar ise, ancak hak sahibiyle açık-seçik konuşularak helâl ettirilebilir.


Eğer hakkın borç-alacak gibi maddî boyutu varsa, bunları hemen ödeme cihetine gidilmelidir.


Kişi, hem kul hakkından dem vuruyor, hem de imkânı olduğu halde borcunu ödemiyorsa, böylelerinin yalancı olduğu muhakkaktır.


HZ. MUSA'YA YAKIŞIYOR


Hz. Musa (a.s.), Peygamberliğinden evvel bir müddet koyun çobanlığı yapmıştı. Bir gün sürüden bir koyun kaçtı. Musa (a.s.) peşine düştü. Koyun kaçtı, o kovaladı. Nihayetinde ayağındaki çarıkları çıkardı. Ayağı şişmiş, yaralanmışa. Akşamüzeri yakaladı.

Hz. Musa (a.s.) hiç öfkelenmedi, koyunu okşadı ve:

-Ey hayvan, dedi, haydi bana acımadın, kendine de mi acımadın? Neden kendine zulmediyorsun?

Cenab-ı Rabbülalemin meleklere;
-Peygamberlik Musa'ya (a.s.) yaraşır, buyurdu.


Birilerinin ufak bir kötülüğüne maruz kalsak, hemen sadece nefsimizi düşünüyor, feryat figan ediyoruz.


Hâlbuki zulmeden kendine ediyor, insan dünyada, olmazsa ahirette muhakkak hakkını alır.


Haksızlık eden ziyandadır.


Biz de onlar gibi, maruz kaldığımız şey karşısında yürekten "Senin için, akıbetin için üzülüyorum" diyebilseydik, birçok insanın yaptığından pişman olduğunu, salihler arasına karıştığını görecektik.
       

Evet, Peygamberlik onlara yakışıyor. Bize düşen o ahlâkla ahlâklanmaya çalışmaktır.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön