5. DERS: UHUVVET - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

5. DERS: UHUVVET

3. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:


Al-i İmran / 103.

“Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.  Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.”


BİR HADİS:

       

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:


"Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yalnız bırakmaz.


Kim kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir.
       

Kim bir Müslüman kardeşinin bir sıkıntısını giderirse, Allah da, onun kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir.


Kim Müslüman kardeşinin ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter."


İbn Ömer radıyallahu anh. Ebû Dâvud.


RUHLARIN DİRİLİŞİ ve KARDEŞLİK

       

İttifak ve iftirak, toplumun en önemli ve can alıcı hususlarından biridir. Tarihte olduğu gibi günümüzde de ehemmiyetini koruyan aktüel bir mevzudur. Anlaşma ve uzlaşma, kardeşçe huzur ve güven içinde yaşama, her şeyden evvel bir akıl ve mantık işidir.


Akla ve mantığa dayalı bir vahdet, hislerden uzak bir uhuvvet; daha dayanıklı ve daha uzun ömürlü olur.


Günümüzde ise vahdet ve kardeşlik daha çok hissidir. Onun için kısa olmakta; ehl-i iman, ehl-i İslâm birbiriyle çok uğraşmaktadır.


İç ve dış faktörleri hesaba katarak, birlik ve kardeşliğimizin akıl ve mantık yoluyla yeniden ele alınması çok büyük önem arz etmektedir.
       

Kendi elimizle yıkılış ve tükenişimizi hazırlamak istemiyorsak; düşmanımızın, nefis ve şeytanın oyununa gelmememiz gerekmektedir.
       

Farklı düşünce ve anlayış, farklı yaradılışın neticesidir. Böyle oluşunda bizim fark edemediğimiz çok gizli hayırlar ve hikmetler vardır.
       

Allah (celle celâlühû) böyle murat etmişse, aksi onun işine müdahale olmaz mı?
       

İnsanların vifak ve ittifakı müsamahanın, hoşgörünün ve gönüllerde mürüvvet ve sevginin mayalanmasıyla olacaktır. "Benim elimle olmadıktan sonra, başkalarının başarısını da, getireceği hayrı da istemem." gibi gizli şirk kokan düşünceler vicdanlardan sökülüp atılmadıkça; anlaşma ve uzlaşmanın olmayacağı unutulmamalıdır.
       

İman zaafı ahlâk zaafını; ahlâk zaafı ve taklitçilik de toplumu ayakta tutacak bütün dinamiklerimizi aldı götürdü. Bu korkunç tahribat ve levsiyat karşısında ehl-i iman bile nefsini ve neslini korumada çok zorlandı ve zorlanmaya devam etmektedir.

Omuzlarımıza konulan emaneti korumak, bütün kardeşlerimizle hayır yarışında olduğumuzun bilincinde olarak, büyük bir hazineyi taşıma, bu sebeple, birbirimize destek verme, dua etme, kusurlarımıza karşı müsamahayla, iyilikle, güler yüzle karşılık verme durumundayız.
       

Şimdiye kadar kin ve nefretin hallettiği hiçbir mesele olmadığına göre, medenilere galebenin ancak ikna ile olabileceği gerçeğiyle hareket edilmelidir.
       

Hele aynı dinin mensupları, aynı pınar ve kaynaktan beslenen kardeşler isek; tenkitlerimiz yıkıcı, kırıcı ve kusturucu değil, yapıcı olmalı, arkadaşlarımızın meziyetlerini takdirle karşılamalı ve bu hasletleriyle sevinmeli değil miyiz?
      

Dünyanın neresinde olursa olsun, tanısın tanımasın; "Mü'minler sadece kardeştirler. O hâlde ihtilâf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin..." (Hucurât sûresi, 49/10)
       

Mü'min kardeşleriniz hakkında sözle alay etmeyi, kaş göz hareketleriyle eğlenmeyi, arkadan çekiştirip gıybet etmeyi, aleyhte söz getirip götürmeyi; suizanda bulunmayı Kur'ân men ediyor. Çünkü bunlar kalbî hayatın fesadına, yuvaların yıkımına, toplumun kin ve nefretle gerilimine sebeptir.
       

"Ey iman edenler, herhangi bir fasık (çizginin dışına çıkmış biri) size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurât sûresi, 49/6)
       

Bu ilâhî mesajlara uygun hareket ettiğimizde hayatımız bereketlenecek, kalbimiz huzur ve itminana kavuşacak; Allah'ın inayet ve rahmeti yağmur gibi başımızdan dökülecek; böylece saadet-i dareynin (dünya ve ahiret saadeti) kapılarını aralamış olacağız.


VÜCUT UZUVLARI

       

Vücut uzuvları bir gün kendi aralarında toplantı yaptılar. Hepsi mide için çalıştıklarından şikâyetçiydiler. Hâlbuki mide hiçbir şey yapmıyordu ve onlar olmadan da hiçbir şey yapamazdı. Oldukça sinirliydiler. Toplantının sonunda organlar artık midenin isteklerini yerine getirmemeye karar verdiler. Öyle ya, mide için çalışamazlardı.
       

Göz, ben bundan sonra seçmeyeceğim, diyor; eller, tutmayacağım; ağız gıdalarını kabul etmeyeceğini söylüyor; dişler çiğnemekten vazgeçtiğini haykırıyor; ayak, mide için adım atmama kararını ifade ediyordu.
       

Dediklerini yaptı, mideyi boş bıraktılar. Fakat aradan çok geçmemişti ki, gözler bulanmaya, eller titremeye, ağız kurumaya, dişler çürümeye, ayaklar takatsiz kalmaya başladı. Görünen o ki, mide onlarsız hayatını sürdüremese de, onlar da midesiz yaşayamayacaktı.
       

Bir vücudu meydana getiren bütün uzuvların bir biri için çalıştığını ve böyle bir birliktelik olmadan yaşayabilmenin mümkün olmadığını anladılar.
      

Demek ki, herkes birbiri için çalışıyordu ve her olmayan uzvun eksikliği hissedilecekti.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön