7. DERS: ALLAH'A İMAN-3 - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

7. DERS: ALLAH'A İMAN-3

1. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:


“Onlar, kesinlikle Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini düşünen ve bunu kabullenen kimselerdir.” (2/46)



BİR HADİS:


Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:


"Üç şey îmandandır:

Darlıkta sadaka vermek, herkese selâmı yaymak, insafı gözetmek."


Ammar radıyallahu anh. Bezzâr.



İNKÂRA GÖTÜREN YOLLAR:


1- Bütün inançsızların geçmişten günümüze ortak anlayışları, elimle tutamadığım, kulağımla duyamadığım, bütün hislerimle hissedemediğim şeylerin varlığını “kabul etmem” anlayışıdır.


Onlar der ki: “Allah
ı göremiyorum öyleyse yoktur.”


Oysaki mıknatısın çekim kuvvetini, yer çekim kuvvetini, sevgiyi, üzüntüyü, elektriği, kokuyu da görmüyoruz ama varlığını kabul ediyoruz.

Allah gözle görülmez, çünkü Allah bütün kâinatı tasarrufunda tutmaktadır. Onu kâinatta görmeyi bekleme (haşa) atari oynayan çocuğu atarinin içinde aramaya benzer. (Çocuk atari içindekileri istediği gibi yönlendirir.)


Allah madde değildir ki sen onu göresin. Allah senin bildiğin her şeyden farklıdır. Senin onu görebilmen veya bir şeye benzetmeye çalışman, bir masaya bakıp onun ustası hakkında konuşmaya benzer.


Her şeyi O yaratmıştır, öyleyse her şeyin sanatkârı O dur.


İnsanın gözü varlıkların binde altısını görmektedir. Geriye kalan binde dokuz yüz doksan dördünü göremiyor.


Allahın yarattıklarını bile görmeye yeterli olmayan gözle Allahı görememekten şikâyet, akla sığar mı?


2- İnkâra götüren ikinci yol cehalettir.


İnkârcı, bilgisizdir ve bilmediğini de bilmez.

 

Hem rasyonellikten (gerçeklik), hiçbir şeyin sebepsiz olmayacağından bahseder hem de kâinattaki düzen sorulduğunda, “kendi kendine olduğu” mantıksızlığına düşer.


Kendilerinin en akıllı varlıklar olduklarını iddia ederlerken; arının nasıl bal yaptığını, niçin insanların arı gibi bal yapamadığını; otla suyu karıştırarak neden süt elde edemediğini; insanların asırlar boyu pusulayı bilmediklerinden denizlerde keşif yapamadıkları halde, göçmen kuşların kilometrelerce yolu nasıl aldıklarını açıklayamazlar.


Kendilerine sorulunca hayvanlarda içgüdü olduğunu mecburen yapmak zorunda olduklarını söylerler ve kendi kanunlarını (hiçbir şey sebepsiz olmaz) yalanlarlar.

3- İnkâra götüren diğer bir yol da heva (arzu) ve isteklerdir.


İnkârcıların hevesleri, yegane gayeleri haline gelir. Cebine indireceği, midesine indireceği şeylerin kavgasını vermekten, hayata geliş gayesini ve nefsi ile kavga vermesi gerektiğini unutmuştur.


Nefsine namaz kılmak zor geldiğinden namazı inkâr etmiş; nefsinin arzularına ters geldiğinden (zina etmeme, hırsızlık yapmama gibi) ahiret hesabını inkâr etmiş; bütün bu kanunlar ve inanılması gerekenler Allahın emri olduğundan dolayı Allahı unutmuştur.

4- Bir başka sebep de kibir ve inattır.


Peygamberimiz döneminde, itirazlar “Neden Ebu Talibin yetimine peygamberlik geldi de Mekke büyüklerinden birine gelmedi.” şeklinde idi. Onlar aslında söylenenlerin, Efendimizin bildirdiklerinin hak olduğunu biliyor ve itiraf ediyorlardı. Fakat kibir ve kuru inatları yüzünden hakikati anlamak istemiyorlardı.


5- İnkâra götürücü diğer bir yolda korkudur. Bazı insanlar, hoş görünmek için ve korkusundan dolayı, en büyük düşman olan nefis ve şeytanın eline düşerek inkâra girmiştir. Oysaki hoş görüneceksek Allaha hoş görünmeli ve korkacaksak da Ondan korkmalıyız.


Evet, Allah hiçbir zaman unutulmamalıdır.


NEWTON HÂLÂ ÇOK YENİ


İntegral ve difrensiyal hesap teknikleri, ışığın ayrıştırılması, hareket kanunları ile yer çekimi kanunu gibi hususlarda ki muazzam başarıları; İsaac Newtonu dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü ilim adamlarından biri yapmıştır.


İsaac Newton güneş sisteminin benzeri bir cihaz yapmıştı. Bu cihazın kolunu çevirdiğinde gezegenler, hesaplanmış hızlarına göre kendilerinin ve aynı zamanda güneşin etrafında dönmeye başlıyorlardı. Bir gün evinde otururken, ALLAH
a inanmayan bir dostu ziyarete geldi. Bu muhteşem tertibatı görünce hayretle:


“Ne kadar güzel bir şey, kim yaptı bunu?” diye sordu.


“Hiç kimse” dedi Newton.


“Herhalde ne söylediğimi anlamadın?” dedi arkadaşı.


Newton:

“Evet, ne dediğini anlıyorum. Bu cihaz tesadüfen kendi kendine oluştu ve evrimleşerek bu hale geldi.” deyince, arkadaşı:


“Sen herhalde beni deli sanıyorsun ?” karşılığını verdi.


Konuşmanın burasında Newton ayağa kalkar ve elini misafirinin omuzsuna koyarak şu sözleri söyler:


“Bu gördüğün cihaz güneş sistemi dediğimiz ve kanunlarını senin de bildiğin eşsiz yapının basit bir modelidir. Güneş sisteminin bu basit maketinin bir yapıcısı olması gerektiğini müdafaa ediyorsun da, aslının bir yaratıcısı olacağını niçin kavrayamıyorsun?”



ALLAHI (C.C)  KİM YARATTI?


Seksen vagonlu bir tren düşününüz. Bu vagonlardan her birisini bir önceki vagonun çektiği söylenebilir. Fakat iş lokomotife dayandığında, artık “ lokomotifi kim çekiyor? “  diye bir sual sorulamaz. Zira, çeken fakat çekilmeyen bir lokomotif olmazsa, trendeki düzen bozulur ve hareket meydana gelmez.


Elma, elma fabrikası olan ağacında yapılmaktadır. Bu ağaç ise, kâinat fabrikasında inşa edilmiştir. Eğer elma ağacının da, kâinatın da, nihayetsiz bir ilim ve kudret sahibinin eseri olduğu kabul edilmezse, kâinat fabrikasına da bir fabrika, o fabrikaya da başka bir fabrika icap edecek ve mesele bir noktaya dayandırılamadan sürüp gidecektir.


Bir er, emri onbaşısından, o da yüzbaşıdan ve nihayet başkumandan da, emri padişahtan alır.


Ya padişah kimden alıyor?” şeklinde soru sorulamaz.


Zira padişah da birinden emir alsa, o da emir alan derecesine iner ve onun emir aldığı zat, padişah olur. Yani, emir veren, fakat emir almayan bir zâtın varlığı muhakkaktır ve o da padişahtır.


Verilen misallerden anlaşılacağı gibi, yaratılanların birbirini silsileler halinde meydana getirmesi mümkün değildir ve onları yaratan fakat kendi yaratılmamış olan kudretin varlığı zaruridir.


Evet, bu hakikatler, bütün açıklığı ile ortada dururken,


(hâşâ) “Cenâb-ı Hakkı   kim yarattı!”


diye sual soranlar, sadece cahilliklerini ortaya koymuş olacaklardır.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön