RAMAZAN 10 (25 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 10 (25 MAYIS)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

TEVBE-79. “Mü’minlerden farz olan zekâtın dışında veya kendilerine zekât düşmediği halde gönüllü bağışta bulunanları da,

çalışıp didinerek kazandıklarından veren fakir mü’minleri de

söz atarak, kaş-göz hareketleriyle kınar ve onlarla alay ederler.

Oysa Allah, o münafıkları (nifakları sebebiyle) maskara etmiştir ve onların hakkı pek acı bir azaptır.

-----------------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Kim ilimsiz ibadet ederse,
bozdukları düzelttiklerinden çok olur.

Kim söylediklerini uygularsa,
kendisini ilgilendirmeyen boş sözü az bulunur.

Kim dinini tartışmalara hedef ederse,
bir kararda kalamaz daldan dala atlar durur."

(Ömer radıyallahu anh. Dârimî)

-----------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Günümüz, iş bölümünü, vazife taksimini ve ihtisaslaşmayı zarurî görmektedir.

*Her fert, eşya ve hâdiselerin bir bölümünü keşfe koyulacak ve kendinden bekleneni verebilmek için o uğurda fâni olacaktır.

*Şimdi bir kere düşünün! Zihni günlük hâdiselerle işgal edilmiş, ruh dünyası kısır boğuşmaların alçaltıcı baskısı altında ezilen bir gencin gönlüne bir şey koymak mümkün müdür?

*Ve hele kafasına takılan şeyler, hayvanî hisleri ve beşerî garîzeleri tarafından hüsnü kabul görüyorsa...

*Allah’ın günü, onun yüce hisleri üzerine bir balyoz gibi inen, kudurtulmuş şehevî arzu ve ihtiraslar, onda okuma ve düşünmeye mecal bırakır mı..?

*İyilik ve güzellik bilgisi, yozlaşma ve soysuzlaşmaya karşı savaşan bir ordu gibidir.

*Genç, bu kuvveti, mektep ve mektep vazifesini yapan muhitinden alacaktır...

*O, ancak bu lâhutî bilgiyle donatıldığı zaman, fenalıklara mukavemet gücünü kazanır ve iradesinin kanatlarıyla yükselir.

*Hiçbir şey bilmeme, gencin elini kolunu bağlayıp onu müdafaadan mahrum bırakacak, yanlışın ve kötünün öğretilmesi ise onu felç edecektir.

*Ne acıdır ki, asırlardan beri milletimizin ömür törpüsü sayılan bu hususa karşı, henüz toplu bir kıyam ve bir seferberlik hissi görülmemektedir.!

-----------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(24. Söz) Birinci Dal:

Nasıl ki bir sultanın, hükümetinin dairelerinde ayrı ayrı unvanları, emri altındakilerin tabakaları arasında başka başka nam ve vasıfları, saltanatının mertebelerinde çeşit çeşit isim ve alâmetleri vardır.

O, mesela adliye dairesinde adaletli hâkim, mülkiyede sultan, askeriyede başkumandan, ilmiyede halifedir.

Bunlar gibi başka isim ve unvanlarını bilsen anlarsın ki, bir tek padişah, saltanatının dairelerinde ve hükümetinin kademelerinde binlerce isme ve unvana sahip olabilir.

O hükümdar âdeta her bir dairede manevî şahsiyeti ve hususi telefonuyla mevcuttur; orada bulunur ve olan biteni bilir.

Kanunuyla, nizamıyla, temsilcileriyle her kademede görünür, her şeyi görür.

Ve her bir mertebede hükmüyle, ilmiyle, kuvvetiyle her şeyi perde arkasında idare eder, görür ve her yere bakar.

Aynen öyle de, Ezel ve Ebed Sultanı olan Âlemlerin Rabbinin, rubûbiyetinin mertebelerinde ayrı ayrı, fakat birbiriyle alâkalı fiilleri, sıfatları ve unvanları vardır.

Ulûhiyetinin dairelerinde başka başka, fakat birbiri içinde görünen isim ve nişanları bulunur.

Haşmetli icraatında ayrı ayrı, fakat birbirine benzer tecelli ve cilveleri görülür.

Kudretinin her şeyi çekip çevirmesinde birbirini hissettiren farklı unvanları mevcuttur.

Sıfatlarının tecellileri başka başka, fakat birbirini gösterecek şekilde, mukaddes bir surette ortaya çıkar.

Ve fiillerinin cilvelerinde çeşit çeşit, fakat birbirini tamamlayan hikmetli tasarrufları; rengârenk sanatında ve çeşit çeşit benzersiz eserlerinde birbiriyle alâkalı haşmetli icraatı görünür.

Bununla beraber, kâinattaki her bir âlemde, her varlık türünde O’nun güzel isimlerinden biri tecelli eder.

O isim, o dairede hâkimdir; başka isimler orada ona tâbidir, belki onun gölgesinde bulunur.

Hem Cenâb-ı Hakk’ın, yarattığı her bir varlıkta, az-çok, küçük-büyük, hususi-umumi has bir tecelli, has bir rubûbiyet ve has bir isimle cilvesi vardır.

Yani o isim her şeyi kuşattığı, her şeyde tecelli ettiği halde, âdeta yalnız tek bir şeye hasmış gibi bir kasıt ve önemle o varlığa yönelir.

Bununla beraber, Hâlık-ı Zülcelâl her şeye yakın olduğu halde, yetmiş bin kadar nuranî perdeye sahiptir.

Mesela, sende tecelli eden Hâlık isminin, senin yaratılmandaki küçük mertebesinden tut, Cenâb-ı Hakk’ın bütün kâinatın Hâlık’ı olmasındaki en büyük mertebeye ve unvana kadar nice perdesi bulunduğunu kıyaslayabilirsin.

Demek, bütün kâinatı arkada bırakmak şartıyla, yaratılmış olmanın kapısından Hâlık isminin en son noktasına yetişir, O’nun sıfat dairesine yaklaşırsın.

Madem o perdelerin birbirine bakan pencereleri var; isimler birbiri içinde görünür, ilahî icraat birbirine bakar, tecelliler birbirinin içine girer, unvanlar birbirini hissettirir, ortaya çıkan cilveler birbirine benzer, tasarruflar birbirini tamamlar ve rubûbiyetin çeşitli eserleri birbirine yardım eder.

Elbette, Cenâb-ı Hakk’ı bir ismi, bir unvanı, rubûbiyetinin bir eseriyle.. tanıyan insanın, O’nu başka unvanları, rubûbiyetinin eserleri ve icraatıyla da tanıması, inkâr etmemesi gerekir.

Belki her bir ismin cilvesinden Cenâb-ı Hakk’ın diğer isimlerine ulaşamazsa zarar eder.

Mesela, Kadir ve Hâlık isimlerinin eserini görüp Alîm ismini görmezse gaflet ve tabiat karanlığına düşebilir.

O yüksek hakikatleri yakından görmek istersen git, fırtınalı bir denize, zelzeleli bir zemine, “Ne diyorsunuz?” diye sor.

Elbette “Ya Celîl, ya Celîl, ya Azîz, ya Cebbâr” dediklerini işiteceksin.

Sonra denizde ve karada merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanlara, yavrulara, “Ne diyorsunuz?” de.

Elbette “Ya Cemîl, ya Cemîl, ya Rahîm, ya Rahîm” diyecekler.

-----------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey sevdiği kullarına art arda kapılar açan Güzeller Güzeli Yüce Yaratıcı! Kapının bu muhtaç bendelerine aksine ihtimal vermeyecek kuvvette bir iman, şirkin şemmesi bile bulaşmamış durulukta bir tevhîd ve ma’siyet isi-pasıyla kirlenmemiş bir kulluk bahşet.

Zât-ı Ecell ü A’lâ’nı bize öyle bir muhabbetle sevdir ki, o muhabbete başka hiçbir yabancı mülahaza karışmasın ve sinelerimize öyle bir mehafetullah hissi at ki, onda sadece Sana duyulan saygının izleri bulunsun.

Gönüllerimize, Senin ezelden ebede hep münezzeh ve müberrâ bir Kuddüs olduğunu duyur.

Rabbimiz! Senden, Senin rahmetinden şirkin tozuyla bile bulanmamış saflıkta bir yakîn dileniyoruz.

Hiç şüphesiz Sen Zâtında mukaddes, her türlü kemâlâtı câmi ve olmuş-olacak, cüz’î-küllî her şeyi bilen Ulular Ulusu bir Zâtsın.

Ne olur, bize de esrarını duyur ve duyurduğun o esrarı ağyara açmaktan bizi muhafaza buyur.

Rabbim! Doğrusu nefsime pek zulmettim. Günahımı bağışla ve içimi Sana karşı takva hisleriyle doldur.

Her türlü günah, tasa, gam, darlık, unutkanlık, şehvet, rağbet, korku, hayal, düşünce, irade, amel, gaflet, hüküm ve emir hususunda bana nasıl davranmam gerektiğini lütfen irşad buyur.

Senin ilmin her şeyi kuşatmış, kudretin de bütün varlığı kahrı altına almıştır. Kâinatta Senin yüce muradına râm olmayacak hiçbir nesne düşünülemez.

Allah’ım! Sen bana yetersin. Ben yalnız Sana inandım ve Sana dayandım. Havl ve kuvvetin biricik sahibi Sensin. Senin yardımınla Sana teveccüh ve tevbe ediyorum.

Şayet Sen içime Sana yönelme hislerini atmasaydın, ben Sana asla tevbe edemezdim.

Ne olur, muhabbeti, Senin muhabbetine vesile olmayanların sevgisini kalbimden söküp al.

Bütün âzâlarımı Sana muhalefete düşmekten muhafaza buyur. Şayet Sen beni görüp gözetmez, koruyup kollamazsan, yemin olsun ki, ben kendimi de, çevremdekileri de helake sürükler ve nihayet altından kalkamayacağım bir hüsran ve kayıpla karşı karşıya kalırım.

Allah’ım! Gazabından rızana, azabından afiyetine, Senden Sana (celâlinden cemâline) sığınırım.

Zâtını senâ ettiğin ölçüde Seni senâ etmekten aciz olduğumu da itiraf ederim. Zaten Sen senâ edilemeyecek kadar yücesin.

Ulu Zâtını sena için kullandığımız ifadeler de Senin keremine birer işaretten başka bir şey değildir. Zira Sen, onları Resûlü’nün lisanıyla bizlere armağan ettin ki, o mübarek kelimelerle, Senin kadrinin sonsuzluğu ölçüsünde değil de, bizim acizliğimiz nispetinde Sana kulluğumuzu ikrar edebilelim.

Yüceler Yücesi Allah’ın salât ve selâmı Efendimiz Hazreti Muhammed’in, pırıl pırıl aile fertlerinin ve iyiliğin en öndeki temsilcileri olan ashâbının üzerine olsun. Amin..!

-----------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - VÂRİS "

TESBİH ADEDİ:  707

TESBİH NİYETİ:  UZUN ÖMÜR, BOL MAL VE RIZIK SAHİBİ OLMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön