RAMAZAN 13 (28 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 13 (28 MAYIS)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

TEVBE-109. “Binasını (dinini, hayatını ve bütün davranışlarını) Allah’ın emirlerini yerine getirme,

yasaklarında O’na karşı gelmekten sakınma

ve Allah’ın rızasını kazanma temelleri üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır,

yoksa binasını dibi sel sularıyla oyulmuş ve her an çökmeye hazır bir çamur birikintisi üzerine kurup,

onunla birlikte Cehennem’e yuvarlanacak kimse mi daha hayırlıdır?

Allah, (bütün ölçüleri, bütün yaptıkları yanlış ve haksızlıktan ibaret böylesi) zalimler güruhunu hidayete erdirmez.”

------------------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Kim bildiği bir ilmi, kendisine sorulunca gizlerse,
Allah da onu ateşten bir gem ile gemler."

(Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî)

------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Makineye küfür savurmanın, fabrikaya lanet yağdırmanın kazandıracağı hiçbir şey yoktur.

*Makine işleyecek, fabrika da tütüp duracaktır.

*Ve tabiî, kafa-kalp izdivacına yükselmiş hakikat erleri, korku ve küskünlükten vazgeçip eşya ve hâdiselerin içine girecekleri âna kadar, ilim de, ilmin semereleri de insanlık için zararlı olmaya devam edecektir.

*Onun içindir ki, ilim ve onun getirdiğinden korkmamalıyız. Bu korku her çeşit faaliyeti felce uğratır.

*Asıl korkulacak şey, onun hangi ellerde olduğu keyfiyetidir.

*Sorumsuz bir “azınlık” elinde ilim, bir felakettir ve dünyayı Cehenneme çevirmeye yeter de artar.

*Einstein, atomu bir canavara kaptırdığını ancak Hiroşima ve Nagazaki’nin savrulan külleri arasında anlayabilmiş ve ağlaya ağlaya Japonyalı âlim dostundan özür dilemişti. Ne kadar geç kalınma...!

*Ama, bu ne ilk felaketti ne de son.

*Canavarca düşüncenin elinde daima denizler bataklık, akarsular zift kanalı ve atmosfer kirden bir tavan hâline gelmiştir ve gelecektir de...

*İnsanlık, meleğin elindeki silahtan zarar görmemiştir.

*O, zararı, canavar ruhlardan, hakkı kuvvette görenlerden, doyma bilmeyen hırslardan görmüştür.

*Bundan böyle de o, iman ve ilmi mezcedip kendi dünyasını kuracağı âna kadar aynı şekilde devam edecektir.

------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(Üçüncü Dal’ın devamı…)

Altıncı Asıl
Meşhur bazı hikâyeler vardır ki, darbımesel hükmüne geçmiştir.

Hakiki mânâsına değil, ne maksat için söylendiğine bakılır.

İşte Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) böyle, herkesçe bilinen bazı kıssa ve hikâyeleri irşad maksadıyla, temsille, dolaylı olarak zikredivermiş.

Şu tür meselelerin hakiki mânâsında kusur varsa, insanların örf ve âdetlerine, kulaktan dolma bilgilerine aittir.

Yedinci Asıl:
Pek çok teşbih ve temsil vardır ki, zamanla veya âlimlerin elinden cahillerin eline geçmekle bizzat maddî hakikat kabul edilerek hataya düşülüyor.

Mesela, “Sevr” (öküz) ve “Hut” (balık) isminde, misal âleminde öküz ve balık suretinde, kara ve denizlerdeki hayvanlara nezaret eden iki melek, âdeta koca bir öküz ve cismanî bir balık zannedilerek hadise ilişilmiş.

Yine mesela, bir vakit Hazreti Peygamber’in (aleyhissalâtü vesselam) huzurunda derin bir ses işitildi. Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) buyurdu ki: “Bu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp ancak şu dakikada cehennemin dibine düşen bir taşın gürültüsüdür.”

İşte bu hadisi işiten, hakikatini, içyüzünü bilmeyen kişi inkâra sapar.

Halbuki kesinlikle sabittir ki, o hadisin buyrulmasından yirmi dakika sonra biri gelip Resûl-u Ekrem’e (aleyhissalâtü vesselam): “Meşhur münafık yirmi dakika önce öldü.” demiştir.

Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselam), yetmiş yaşına giren o münafığın bütün ömrünün cehennemin bir taşı olarak alçalmaktan, en aşağı mertebeye ve küfre yuvarlanmaktan ibaret olduğunu, gayet belagatli bir şekilde bildirmiştir.

Cenâb-ı Hak, onun vefat ettiği dakikada o sesi işittirip resûlüne işaret vermiştir.

Sekizinci Asıl:
Mutlak Hakîm Cenâb-ı Hak, şu tecrübe ve imtihan meydanında çok mühim şeyleri sayısız eşya içinde saklıyor. Bunda pek çok hikmet ve gaye vardır.

Mesela, Kadir gecesini bütün ramazanda, duaya icabet saatini cuma gününde, makbul velisini insanların içinde, eceli ömürde ve kıyametin vaktini dünyanın ömrü içinde saklamıştır.

Zira insanın eceli belli olsaydı, ömrünün yarısına kadar gafletle yaşar, yarısından sonra darağacına adım adım gider gibi bir dehşet hissederdi.

Hâlbuki ahiret-dünya dengesini koruma ve her vakit korku ile ümit arasında bulunma keyfiyeti, her dakika hem ölmenin hem yaşamanın mümkün olmasını gerektirir.

Şu halde, eceli gizli yirmi senelik bir ömür, ne zaman biteceği belli olan bin senelik ömre tercih edilir.

İşte kıyamet de insanın büyük bir misali olan şu dünyanın ecelidir.

Eğer vakti belli olsaydı, bütün ilk ve orta çağlar mutlak bir gaflete dalacak, kıyamete yakın sonraki asırlar ise dehşette kalacaktı.

İnsan nasıl şahsî hayatıyla, evinin ve köyünün geleceğiyle alâkadarsa, toplum hayatıyla, bütün insanlıkla ve dünyanın yaşamasıyla da öyle alâkadardır.

Kur’an “Kıyamet yakındır” buyurur.

Bin şu kadar senedir kıyametin hâlâ kopmaması, yakın olduğu hakikatini değiştirmez.

Zira kıyamet, dünyanın ecelidir.

Dünyanın ömrüne nispeten bin veya iki bin sene, bir seneye kıyasla bir-iki gün veya bir-iki dakika gibidir.

Kıyamet saati yalnız insanlığın eceli değildir ki, onun ömrüne kıyaslanıp uzak görülsün.

İşte bunun için Hakîm-i Mutlak, kıyameti “mugayyebât-ı hamse”den, yani Kur’an’da zikredilen beş bilinmeyen şeyden biri olarak kendi ilminde saklıyor.

Bu sırdandır ki, her asır, hatta hakikati gören asr-ı saadet dahi daima kıyametten korkmuş. Hatta bazıları “Alâmetleri hemen hemen çıktı.” demişler.
…………………………………….

------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey gökleri ve yeri yoktan var eden, kullarına dâr-ı dünya ve dâr-ı ukbayı hazırlayan, en küçükten en büyüğe her varlığı Kayyûmiyetiyle ayakta tutan Allah’ım!

Ey Hayy u Kayyûm! Ey Kendisinden başka bir ilah olmayan tek İlahımız ve her şeyin biricik İlahı!

Bizim de yüce dostumuz ve yardımcımız ol. Her türlü endişe, korku, kötülük ve zarardan bizi emin kıl, kıl ki korkumuz sadece Senden olsun.

Bizi yakınlığınla şereflendir. Dostlarını koruyup kolladığın gibi bizi de görüp gözet.

Rabbim! Sen herkesi ve her şeyi görürsün, lâkin kulların Seni göremezler. Hayırların en mükemmel ve en güzel olanlarını başımızdan aşağıya sağanak sağanak yağdır. Şerlerin küçüğünden de, büyüğünden de bizi muhafaza buyur.

Allah’ım! İçimize korku ve ümit hislerini beraber sal. Bize Zâtını sevdir. Senin yüce Zâtın bizzat sevilmeye layık yegâne Zâttır. Sinelerimizi Zâtına karşı iştiyakla doldur.

Yakınlığımızı üns esintileriyle coştur. Her icraatına karşı gönüllerimizi hoşnut eyle. Emirlerin karşısında inkıyat ve itaata mazhar kıl. Basiretlerimizdeki nuru artırdıkça artır ve bizleri müşaheden ile şereflendir.

Esmâ ve ef’âl pencerelerinden Sana nazar ederken Senin muradına uygun şekilde nazar etmeyi ve Senden bahsederken hoşnutluğuna yakışır şekilde bahsetmeyi bize nasip eyle.

Senden başka bir ilah yoktur ve olamaz. Sübhansın Allahım! Biz ise nefsimize çok zulmettik. Ettik ama nihayet dönüp kapına geldik. Dillerimizle tevbe ederken, gönüllerimizle tevbemizde samimi ve sâbit olacağımıza söz verdik. Sen de ne olur, tevbelerimizi kabul buyur. Teveccühümüze kerem denizinden sunacağın armağanlarınla mukabelede bulun. Bizi hoşnutluğuna vesile olacak amellerde istihdam et ve bizden meydana gelecek nesilleri salih insanlar eyle.

Salât ü selâm, Efendiler Efendisi Hazreti Muhammed’e, âline ve ashâbına olsun. Amin..!

------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " YA ALLAH "
TESBİH ADEDİ:   66
TESBİH NİYETİ:  HER TÜRLÜ İSTEK, TÜM DUALARIN KABULÜ…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön