RAMAZAN 14 (29 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 14 (29 MAYIS)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

TEVBE-110. Münafıkların (fitne ve nifak temelleri üzerine) kurdukları bütün yapılar (sistemleri, planları, hayatları) ve (bu arada) yaptıkları o bina, (sürekli endişe ve korku içinde krizden krize sürüklenen) kalpleri paramparça oluncaya dek kalplerinde hep bir ukde, telaş ve endişe sebebi olarak kalacaktır.

Allah, (her şeyi, bu arada onların hallerini, düzenlerini) hakkıyla bilendir;

her hüküm ve icraatında, (dolayısıyla münafıklarla ve onlara nasıl davranılmasıyla ilgili irşadında) pek çok hikmetler bulunandır.

--------------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Gerçek âlim, insanlara,
Allah’ın rahmetinden ümit kestirmeyen,
azabından emin kılmayan,
Allah’ın haramlarına izin vermeyen kişidir.

İçinde ilim bulunmayan ibadette hayır yoktur.

İçinde kavrama bulunmayan ilimde de hayır yoktur.

İçinde düşünme olmayan okumada da hayır yoktur."

(Ali radıyallahu anh. Dârimî)

--------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Tevbe kişinin kendini yenilemesi ve bir iç onarımdır.

*Saptırıcı düşünce ve davranışlarla bozulan kalbî muvazeneyi, yeniden düzene koyma uğrunda, ferdin, Hak’tan Hakk’a kaçması; daha doğrusu, O’nun gazabından lütfuna, hesabından rahmet ve inayetine sığınmasıdır tevbe.

*Tevbeyi, günah duygusuyla benliğin bir hesaplaşması şeklinde tarif etmek de mümkündür. Yani nefsin, hayatı sorumsuzca sevk ve idaresine karşı, benlik ve iradenin, yüce dağlar gibi günahın karşısına dikilip ona geçit vermemesidir tevbe.

*Günah, muvazenesizce bir çukura yuvarlanıp gitmekse; tevbe, usulüne göre bir hamlede hoplayıp oradan dışarıya çıkmaktır.

*Diğer bir ifade ile günah; vicdanın muvakkat bir murakabesizliğinden, ruhun aldığı yara ise; tevbe, kalbin, sürekli bir ızdıraba düşmesi ve çok ciddî olarak kendi kendini kontrole koyulması; böylece insanî duyguların yeniden fer ve kuvvet kazanmasıdır.

*Günah, insanda şeytanın hâkimiyeti ve nefsin tesiriyle olduğuna göre, tevbe, şeytana karşı duyguların müdafaası ve ruhtaki âhenksizliği, dezarmoniyi düzenleme gayreti demektir.

*Günah erozyonlarının, ruhu törpüleyip aşındırmasına karşılık tevbe, gönül zeminini, düşünce ve sözlerin en güzeli “kelime-i tayyibe” ile çimenlendirmek ve o erozyonların tahribatını önlemektir.

*Keşke onu, her günahın açtığı gediği kapatacak seviyede, âh u enînlerle yapmaya muvaffak olabilseydik.!

--------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(Üçüncü Dal’ın devamı…)

Onuncu Asıl:
Çoğu varlık türünde olduğu gibi, insanlar arasında da fiilleri ve amelleri harika bazı fertler bulunur.

O fertler eğer iyilikte ileri gitmişse, türlerinin iftihar kaynağıdır; aksi takdirde uğursuzluk vesilesi olurlar.

Onlar gizlidir, âdeta birer manevî şahsiyet, birer gaye-i hayal hükmündedirler.

Her fert onlar gibi olmaya çalışır ve olma ihtimali vardır.

Demek, o mükemmel ve harika fert, mutlak ve gizli olduğu için her yerde bulunması mümkündür.

Bu itibarla, mantıkça onun herhangi bir yerde bulunacağına hükmedilebilir.

Yani her bir amelin öyle bir netice vermesi mümkündür.

Mesela, “Kim iki rekât namazı filan vakitte kılarsa sevabı bir hac kadardır.” buyruluyor.

İşte iki rekât namazın bazı vakitlerde bir hac ibadetine bedel olduğu bir hakikattir. Her iki rekât namazda bu mânâ her zaman mümkündür.

Şu türden rivayetlerin gerçekleşmesi, daimî ve her fiil için geçerli bir kaide değildir. Çünkü madem kabulün şartları var; o halde her fiil için geçerli ve daimî olmaktan çıkar.

Belki ya bilfiil geçicidir, mutlaktır ya da varlığı ve yokluğu imkân dâhilindedir, gerçekleşmesi her zaman mümkündür.

Demek, şu türden hadislerdeki külliyet, amellerden birinin bu mânâyla kabul olabilmesinin mümkünlüğü itibarı iledir.

Mesela, “Gıybet, bir insanı öldürmek gibidir.” buyruluyor.

Demek, gıybette öyle bir çekirdek bulunur ki, cinayet gibi öldürücü bir zehirden daha zararlıdır.

Mesela, “Bir güzel söz, bir köleyi azat etmek gibi büyük bir sadaka yerine geçer.” diye rivayet ediliyor.

Hadis teşvik için, bunun mutlak bir surette, her zaman mümkün olabileceğini göstermekle hayra karşı şevklendirir ve insanı şerden nefret ettirir.

Hem ebedî âlemin kıymetleri şu dünyanın ölçüleriyle tartılmaz.

Buranın en büyüğü, oranın en küçüğüne denk olamaz.

Amellerin karşılığı o âleme baktığı için dünyevî nazarımız ona dar geliyor, aklımıza sığıştıramıyoruz.
…………….
Padişahı hiç görmemiş, onun saltanatının haşmetini bilmeyen bedevî ve vahşi bir adam bir köy ağasını nasıl bilirse, o sınırlı fikriyle padişahı da ondan büyükçe bir ağa olarak hayal eder.

Hatta bizde safdil bir kısım insanlar eskiden, “Padişah kendi ocağında bulgur çorbası pişirdiği tenceresinin başında ne yapıyorsa bizim ağamız biliyor.” diyorlardı.
Demek onlar padişahı o kadar sınırlı vaziyette ve basit hayal ediyorlar ki, bulgur çorbasını kendisinin pişirdiğini düşünüyor, onu âdeta bir yüzbaşı makamında farz ediyorlardı.

Şimdi bir kimse o adamlardan birine, “Sen bugün benim için şu işi yaparsan, sana bildiğin padişah haşmeti kadar bir büyüklük vereceğim. Yani yüzbaşı kadar bir rütbe takacağım.” dese, bu söz hakikattir. Çünkü padişahın haşmetinden onun dar fikrine giren, ancak bir yüzbaşınınki kadar bir büyüklüktür.

İşte dünya nazarıyla, dar fikrimizle, ahirete dönük sevapların hakikatini o bedevî adam kadar da düşünemiyoruz.

Sözün Özü: Ey insafsız, dikkatsiz, imanı zayıf, felsefesi kuvvetli, bencil ve tenkitçi insan!

Şu “On Asıl”ı dikkate al ve hakikate kesinlikle zıt gördüğün bir rivayeti bahane ederek hadis-i şeriflere ve dolayısıyla Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) ismet mertebesine gölge düşürecek itiraz parmağını uzatma!

Zira o “On Asıl”ın on dairesi seni inkârdan vazgeçirir, şöyle der:

Hakiki bir kusur varsa bize aittir, hadise ait olamaz. Eğer kusur hakiki değilse, senin bozuk anlayışın yüzündendir.”

--------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ya Ğafûr u ya Vedûd, ya Berr u ya Rahîm!
Günahlarımızı yarlığa lütfen ve bizi muhabbetine mazhar kıl. Rahmetinle tecellî buyurup tevhîd ufku ve kulluk payesi ile serfiraz eyle.

Sana gelirken, Senin yolunda yaşadığımız sürçme ve duraklamalardan dolayı bizi cezalandırma.

Bizleri iradesinin hakkını veren kullarından eyle. Tereddüt içinde, şaşkın, yolunu kaybetmiş insanlar olmaktan bizi koru. Hiç şüphesiz Sen, her şeye kâdirsin.

Geleceğinde katiyen şüphe edilemeyecek bir günde bütün insanları cem’ edip bir araya getirecek olan Yüce Allah’ım!

Ne olur; sadakat, hâlis niyet, ihlas, güçlü irade, huşû, heybet, hayâ, murâkabe, nur, yakîn, faydalı ilim, marifet, güçlü hafıza, bizi her türlü ma’siyetten uzak tutacak ölçüde ismet, İslâm’ı yaşamada aşk u şevk ve güç, neş’e, huzur, yüce nezdinde affa mazhar olma, hak ve hakikati olduğu gibi dile getirip açıklayabilme istidadı ve Kur’ân’ı, Hakk’ın muradına en uygun şekilde anlayabilme gibi güzel haslet ve lütuflarla da bizim aramızı cem’ eyle.

Sevdiği kullarına bol bol hususî iltifatlarda bulunan Rabbimiz!

Bizleri de, gönüllerini dupduru kıldığın kulların gibi özel muhabbet ve dostluğunla serfiraz kıl. İşiten kulağımız, gören gözümüz, konuşan lisanımız, idrak eden kalbimiz, güzeli çirkinden, iyiyi kötüden ayıran aklımız, tutan elimiz ve kol-kanat geren ve destekleyenimiz ol!

Ey Halîm, Alîm, Semî’, Basîr, Mürîd, Kadîr, Hayy, Kayyûm, Rahman ve Rahîm! Ey Hüve (O) yalnız Kendisi olan! Ey Hüve ismi sadece Zâtına mahsus bulunan! Ey biz aciz kulların, şanına yaraşır şekilde bihakkın idrak etmeye asla güç yetiremeyeceğimiz yüce Mevlâmız!


Nezdindeki ledünnî ilimle bizim sinelerimizi de doldur. Bizi de arızasız, kusursuz ameller işlemeye, dünyanın kirine pasına bulaşmadan elde edebileceğimiz ve âhirette bizim için sorgu ve ceza sebebi olmayacak helal rızıklar temin etmeye muvaffak eyle.

Bütün arşı kaplayan azametin, topyekün mahlûkata hükmettiğin kudretin, umum mevcûdatı kuşattığın rahmetin, her şeyi bildiğin ilmin, hiçbir şeyin karşı koyamayacağı irade ve meşîetin ve her şeye kendisinden daha yakın olan sem’in ve basarın hürmetine kapında el açıyor, boyun büküp tazarru, niyaz ve münacaatta bulunuyoruz.

Ya Rab! Tabiatımızdaki bir kısım boşluklara, heva ve hevesimize takılıp düşmekten bizi koru ve gireceğimiz yere doğrulukla girmeye, çıkacağımız yerden de yine doğrulukla çıkmaya muvaffak kıl ve yüce katından, bizi destekleyeceğin kuvvetli bir delil lutfeyle!

Allah’ım! Efendimiz Hazreti Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem), bütün enbiya ve mürselîne, Efendimiz’in temizlerden temiz, durulardan duru ehline, kerîmlerden kerîm, iyilerden iyi ashâbına salât ve selâm eyle. Amin..!

--------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:   " ER- RÂHMAN "
TESBİH ADEDİ:  298
TESBİH NİYETİ:  DÜNYADA VE AHİRETTE, ALLAH'IN SEVGİSİNİ KAZANMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön