RAMAZAN 15 (30 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 15 (30 MAYIS)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

TEVBE-112. “Sürekli tevbe halinde bulunmakla üzerlerinde hiç günah barındırmayanlar,

Allah’a ibadetle meşgul bulunanlar,

bütün hayatları âdeta Allah’a hamdden ibaret olanlar,

Allah yolunda seyahat edenler,

Allah karşısında boyun büküp rükûya varanlar,

Allah’a tam bir teslimiyet içinde secde edenler ve rükû ve secdeleriyle namazı hakkıyla kılanlar,

iyilik, doğruluk ve güzelliği teşvik edip yayanlar,

kötülük, yanlışlık ve çirkinliğin önünü almaya çalışanlar

ve Allah’ın koymuş olduğu hükümlere hakkıyla riayet edenler:

(ey Rasûlüm,) işte bu gerçek mü’minleri müjdele.”

----------------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Fetva soran herkese fetva veren kişi, mecnundur."

(İbn Mesûd radıyallahu anh. Taberânî)

----------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Günahlar çeşit çeşit ve tevbeleri de başka başkadır.

*Millî vahdetin zedelenmesi büyük bir günahtır. Buna göre bu cürmü işleyen kimse, hem Hak katında hem de halk katında en büyük mücrim sayılır.

*Binaenaleyh, böyle bir günahın tevbesi de, ancak, altı üstüne getirilmiş heyet-i içtimaiyenin eski sıhhat ve birliğine kavuşturulmasıyla kabil olacaktır; yoksa içtimaî bünye korkunç hafakanlar içinde güm güm gümlerken, onu bu hâle getirenlerin, “Nâdim ve pişman oldum.” demeleri sadece bir aldanma ve aldatmacadır.

*Evet, böyle bir günahın tevbesi, ancak, toplum içine saçılmış olan bölücü, parçalayıcı sapık düşüncelerden dönüldüğünü, milletin her ferdine avaz avaz ilan etmekle olacağından, sırf gizli nedametlerle affedileceğini ummak bir aldanmadır.

*Ve dolayısıyla da, iç çekişmeler sürüp gidecek ve toplumdaki zaafların, gevşekliklerin, dağınıklıkların davetiyle gelen dış baskı ve tazyikler de arttıkça artacaktır.

*Zira bir toplumun dirlik ve düzeni, yani ilahî tevfîkin onlarla beraber olması, ancak ve ancak o toplum fert ve hiziplerinin anlaşıp uzlaşmalarına, hiç olmazsa birbirleriyle sulh olup ihtilafa düşmemelerine bağlıdır.

*Aksine, birbirine düşmüş ve dolayısıyla içtimaî ufku ihtilaflarla kararmış bir milletin, toptan tevbe etmesi lazımdır.

*Bu, yolu ve yönü hak olduktan sonra, herkese ve her düşünceye arka vermek, her hamleyi alkışlamak ve her fedakârlığa temenna durmakla mümkündür.

----------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(Üçüncü Dal’ın devamı…)

On Birinci Asıl:
Nasıl ki Kur’an-ı Hakîm’in “müteşabih” ayetleri vardır; izaha ve tefsire muhtaçtır veya mutlak teslimiyet ister.

Hadis-i şeriflerin de öyleleri vardır; bazen çok dikkatli yorum ve tabir gerektirir.

Önceki misaller bunu göstermeye yeter.

Evet, nasıl ki uykudaki bir adamın rüyasını uyanık biri tabir edebilir. Aynı şekilde, bazen uykudaki bir adam yanında konuşulan sözleri işitir fakat onlara kendi uykusundaki âleme göre mânâ verir.

İşte ey gaflet ve felsefe uykusuna dalmış insafsız insan!

Peygamberin gözü kaymadı, şaşmadı, aşmadı da.” (Necm sûresi, 53/17) ve "Benim gözüm uyur, kalbim uyumaz." beyanlarındaki hükme mazhar ve hakikaten uyanık olan zâtın gördüğünü, sen kendi rüyanda inkâr değil, tabir et!

Evet, uykudaki bir adamı sinek ısırsa, müthiş bir savaşta yaralandığını zanneder.

Ona sorulsa, “Hakikaten yaralandım. Bana topla, tüfekle ateş edildi” diyecektir.

Yanında oturanlar, onun uykusundaki ızdırabına güler.

İşte bu uykulu gaflet nazarı ve felsefe, elbette peygamberlik hakikatine kıstas olamaz.

On İkinci Asıl:
Peygamberlik, tevhid ve iman nazarı; Allah’ın birliğine, ahirete ve ulûhiyete baktığı için hakikatleri ona göre görür.

Felsefeciler ise kesrete, yani insanı Cenâb-ı Hak’tan uzaklaştıran sayısız şeye, sebeplere ve tabiata bakar, hakikatleri ona göre yorumlar.

Dolayısıyla bakış açıları birbirinden çok uzaktır.

Felsefecilerin en büyük maksadı, kelâm âlimlerinin maksatlarına kıyasla görünmeyecek derecede küçük ve önemsizdir.

İşte onun içindir ki, felsefeciler varlıkların etraflıca mahiyetini ve ince hallerini izah etmekte çok ileri gitmişlerdir.

Fakat hakiki hikmet olan Cenâb-ı Hakk’ın tanımaya ve ahirete dair yüksek ilimlerde o kadar geridirler ki, en basit bir mümine bile yetişemezler.

Bu sırrı anlamayanlar, hakikati delilleriyle bilen İslam âlimlerini felsefecilerden geri zannediyor.

Hâlbuki akılları gözlerine inmiş, insanın yüzünü Cenâb-ı Hak’tan çeviren sayısız şeyde boğulmuş olanların ne haddi var ki, peygamber varisliği ile yüce, mukaddes gayelere ulaşanlara yetişebilsinler!

Hem bir şey, iki türlü bakıldığı vakit, iki farklı hakikati gösterir; bunların ikisi de hakikat olabilir. Fakat ilmin kesin hakikat olarak gördüğü hiçbir şey, Kur’an’ın mukaddes hakikatlerine ilişemez; ilmin kısa eli, onun noksanlıklardan uzak ve yüce eteğine erişemez.

Mesela, felsefe nazarıyla bakınca dünyanın hakikati şudur:

Sayısız yıldız içinde, güneşin etrafında dönen orta büyüklükte bir gezegen, yıldızlara kıyasla küçük bir varlık...

Fakat Kur’an ehlinin nazarıyla bakıldığı vakit, dünyanın hakikati şöyledir:

Âlemin meyvesi olan insan en kuşatıcı, en benzersiz, en aciz, en aziz, en zayıf ve en latif kudret mucizesi olduğundan, beşiği ve evi olan yeryüzü, göklere nispeten maddî küçüklüğüyle beraber mânen ve sanatça bütün kâinatın kalbi, merkezi.. bütün sanat mucizelerinin sergisi.. Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin bütün tecellilerinin mazharı ve odak noktası.. sonsuz Rabbânî icraatın mahşeri, aynası.. Cenâb-ı Hakk’ın hadsiz yaratıcılığının, bilhassa sayısız küçük bitki ve hayvan türlerindeki cömertçe yaratmanın zemini, çarşısı.. pek geniş ahiret âlemlerindeki sanatlı eserlerin küçük ölçekteki misallerinin sergisi.. ebedî dokumaların süratle işleyen tezgâhı.. bâki manzaraların çabuk değişen bir taklit yeri.. ve ebedî cennet bahçelerinin tohumcuklarının süratle sümbüllendiği dar ve geçici bir tarla, yetiştirilip büyütüldüğü bir yer olmuştur.

İşte diğer meseleleri buna kıyasla ve anla ki, felsefenin ruhsuz, sönük hakikatleri Kur’an’ın parlak ve canlı hakikatleriyle boy ölçüşemez. Bakış açıları ayrı ayrı olduğu için hakikat farklı görünür.

----------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey bana benden daha yakın bulunan Rabbim! Artık hiçbir şey diyecek yüzüm kalmadı; cürümlerim büyüdükçe büyüdü; emellerimin gerçekleşmesi iyice imkânsız bir hâl aldı ve şekâvet vadilerinin uçurumlarında dolaşıyor gibi bir hâlim var.

Ey Rabbim! Başımda dönüp duran musibetleri, içinde bocalayıp durduğum zavallılığı, şaşkınlığı, basiretsizliği, düşkünlüğü ve ne kadar acıklı hallere dûçar kaldığımı görüyor ve biliyorsun.

Allah’ım! Bütün bunlara rağmen, ben Sana, Senin esmâ-i hüsnâna, sıfât-ı ulyâna ve Resûlün Hazreti Muhammed Mustafa’ya iman ettim ve bu imanımı en büyük sermaye bildim ve biliyorum. Hâl böyle olunca Senden gayrı kim bana merhamet edebilir ve kim bana saadet bahşedebilir?

N’olur Rabbim, merhamet buyur, buyur da bana dosdoğru yolu buldur ve hep o yolda yürümeyi müyesser kıl; günahlara ve dalâlete sürükleyen yolları bildir ve onlara düşmekten beni fersah fersah uzak tut. Hep hak yollara sevk et.

Nurunla yolumu aydınlat. Aklımı her zaman yerinde kullanıp isabetli hükümler vermeme yardımcı ol ve hakikati aslına uygun şekilde beyan etmeye beni muvaffak eyle!

Her şeyin biricik ışık kaynağı, hayır kapılarını açan, gâileleri savan ve gücü her şeye yeten Yüce Allahım!

Kalbimi nurunla fetheyle ve güzelliklere aç. Nezdindeki ilimden bana da ihsanda bulun. Özel lütuflarınla idrak ufkumu genişlet. Beni, Seninle duyup Seninle görmek bahtiyarlığına eriştir. Kudret tecellilerinle tâkatimi artır. Hayatından hayat üfle ve bütün arzularımı Senin meşiet ve dilemene tâbî kıl.

Ey Güzeller Güzeli Yüce Yaratıcı! Sabah akşam Senden hep hayır dilenir ve beni her türlü şerden uzak tutmanı dilerim.

Senin her türlü eksiklikten münezzeh, her hamd ü senaya layık, Kendisinden başka bir ilah asla söz konusu olmayan Büyükler Büyüğü bir Zât-ı Mukaddes olduğunu ikrar eder ve havl ü kuvvetine ilticada bulunurum.

Nezdinden bana akan vâridâtta, benim de Seninle münasebet ve halkla olan muamelelerimde nurunla beni nuruna eriştir. Nefsimden kaynaklanan mesafeleri aradan kaldır ve beni yakınlığına ulaştır. Bu muhtaç kulunu izzetinin hicapları ve hicaplarının izzetiyle setret.

Rızkımı kolay ve bol eyle. Senin kullarının zaruri ihtiyaçları olan rızkı, nihayetsiz ilmin ve mutlak iradenle yaratacağını unutup da hırsla rızık peşinde koşturup yorulmaktan, kalbimi onunla meşgul etmekten, onun için tasalanmaktan, rızık yolunda insanlara el açıp mezellet yaşamaktan, rızık elde etmek için derin düşüncelere dalmaktan ve elde ettikten sonra açgözlü davranıp cimrilik yapmaktan beni sıyanet buyur.

Allah’ım! Bahşetmiş olduğun rızıkları da kulluk ve ahkâm-ı Rubûbiyetini müşahede yolunda değerlendirmeyi nasip et. Sonsuz nimetlerinden bana da hisse ayır. Vücudumu nurlandır. Kalbimi zikrinle doldur. Latîfelerimi İlahî sırlarına uyandır. Nebîler gibi tastamam bir kulluk sergilemeye muvaffak eyle.

Mükerrem kulların olan melekleri her zaman yakınımda tut. Lütfen ve keremen, işlerimde velîm ve yüce Dostum Sen ol. Beni göz açıp kapayıncaya kadar, hatta ondan da kısa bir süre nefsimle baş başa bırakma.

Efendiler Efendisi Hazreti Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem), tertemiz, pırıl pırıl ehline ve kerem ve iyilik temsilcileri olan bütün ashâbına salât ve selâm eyle Allahım ve o salavât hürmetine bizi kapından boş geri çevirme. Amin...!

----------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:   " ER- RAHÎM "
TESBİH ADEDİ:   258
TESBİH NİYETİ:  MADDİ VE MANEVİ RIZKA NAİL OLMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön