RAMAZAN 16 (31 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 16 (31 MAYIS)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

TEVBE-128. “Size kendi aranızdan, (bizzat içinizde doğup büyümüş) bir Rasûl geldi:

bırakın azaba düçar ve müstahak olmanızı,

bir sıkıntıya bile uğramanız O’nun yüreğine oturur;

size çok düşkün olup üzerinizde titrer;

mü’minlere karşı son derece şefkatli ve son derece merhametlidir.”

--------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Allah’ın evlerinden birinde toplanıp,
Allah’ın kitabını okuyan, onu aralarında öğrenip,
öğreten hiçbir topluluk yoktur ki,

Allah onların üzerine huzur indirmesin,
rahmet onları kaplamasın,
melekler onları kuşatmasın.

Allah onları, kendi katındakilerin içinde anmasın!"

(Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud)

--------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Toplumu meydana getiren her müessese tevbe etmeli ve tevbesi de, kendini bitiren, tüketen ihmal ve hataları kavrama ve onları telafi etme şeklinde olmalıdır.

*İdarî kadro, kendi cürüm ve günahlarını sezerek, onlara karşı tam vaziyet almak suretiyle tevbe etmeli, kendini yenilemeli ve dirilmelidir.

*Adlî teşkilat, hakkaniyet ve isabetli kararlarıyla kanatlanır ve gökler ötesi saltanatlara namzet olur.

*O, adalet soluduğu sürece, saatleri yıllar sayılır Hakk’ın katında. İsabetsiz kararları karşısında ızdırap duyup iki büklüm olduğunda da, bundan geri değildir.

*Maarif teşkilatı da öyledir. Maarif, millî duygu ve düşüncenin havarisi ve koruyucusu olduğu sürece, takdire layık en mübeccel bir müessesedir.

*Bütün fertler ve cemaatler; hatta düşünürler, yazarlar ve mürşitler, nefislerine ve hiziplerine muhabbetten dolayı inhisara sapmış ve dolayısıyla da kendi dışlarında kalan hak ehline düşmanlık beslemişlerse, büyük günah içindedirler ve teker teker tevbe etmeleri farzlar ötesi farzdır.

*Bizler en büyük günahı, herkesi suçlu ve kendimizi masum görmek suretiyle işledik.

*Bu anlayıştan kurtulamadığımız sürece de, içtimaî atmosfer sertleştikçe sertleşti ve birbirini takip eden parçalanmalar hep hız kazandı.

*Binaenaleyh, bu milletin mukadderatıyla maddî ve mânevî alakalı görülen bütün ruhlar ve kendini bu millete adamış bütün hasbî gönüller, bir kere daha dize gelerek tevbe etmelidirler.

*Ne mutlu, günahlarını idrak edip tevbeye koşanlara! Ne mutlu, nefsine karşı sert ve acımasız, başkalarına karşı –hak ehli başkalarına karşı– müsamahalı ve affedici olanlara…

--------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Dördüncü Dal:

 “Bilmez misin ki göklerde ve yerde bulunan kimseler, hatta güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar bütün canlılar ve insanların da birçoğu Allah’ın yüceliğine secde ediyorlar. İnsanların çoğu hakkında ise azap hükmü kesinleşmiştir. Allah’ın zelil kıldığını aziz edecek kuvvet yoktur. Şüphesiz ki Allah ne dilerse yapar.” (Hac sûresi, 22/18)

Şu büyük ve geniş ayetin hazinesinden yalnız bir tek cevheri göstereceğiz:

Kur’an-ı Hakîm açıkça bildiriyor ki:
Arştan yere, yıldızlardan sineklere, meleklerden balıklara, gezegenlerden zerrelere kadar her şey Cenâb-ı Hakk’a secde, ibadet, hamd ve O’nu tesbih eder. Fakat ibadetleri, ayna oldukları ilahî isimlere ve kabiliyetlerine göre ayrı ayrı, çeşit çeşittir.

İbadetlerinin farklı olmasının bir yönünü bir temsille anlatacağız.

Mesela sonsuz mülke sahip yüce bir sultan, büyük bir şehri veya muhteşem bir sarayı yapmak için dört kısım hizmetkâr çalıştırır.

Birinci kısım: Onun köleleridir. Bunların ne maaşı ne de ücreti vardır. Efendilerinin emriyle yaptıkları her işten, gayet hoş bir zevk ve şevk alırlar. Efendilerini övmek için onun vasıflarından bahsettikçe zevkleri ve şevkleri artar. Onlar, mukaddes efendilerine bağlılığı büyük bir şeref bilerek bunu kâfi görürler. Hem yaptıkları işlere efendilerinin adıyla, nazarıyla ve onun hesabına bakmaktan manevî bir lezzet duyarlar. Ücrete, rütbeye, maaşa ihtiyaçları yoktur.

İkinci kısım: Bazı basit hizmetkârlardır. Niçin çalıştıklarını bilmezler. O şanlı mâlik onları kullanır, kendi fikri ve ilmiyle çalıştırır. Onlara lâyık az bir ücret de verir. O hizmetkârlar, amellerinin ne çeşit büyük gayeleri, yüksek faydaları netice verdiğini bilmez. Hatta bazıları, amellerinin kendilerine ait o ücret ve maaştan başka gayesi olmadığını zanneder.

Üçüncü kısım: O mülk sahibinin bir kısım hayvanları da vardır. Onları şehrin ve sarayın yapımında bazı işlerde çalıştırır, yalnızca yemlerini verir. Onlar da kabiliyetlerine uygun işlerde çalışmaktan lezzet duyar. Çünkü potansiyel bir kabiliyet fiile dökülürse sahibine ferahlık sağlar, rahatlık ve lezzet verir. Bütün faaliyetlerdeki lezzet bu sırdandır. Şu kısım hizmetkârların ücret ve maaşları, yalnız yiyecekleri ve manevî lezzetleridir. Onunla yetinirler.

Dördüncü kısım: Öyle hizmetkârlardır ki, ne yaptıklarını, niçin ve kimin için iş gördüklerini, diğer hizmetkârların neden çalıştığını ve o mülk sahibi sultanın bütün bu işlerden maksadının ne olduğunu bilirler. İşte bu kısım hizmetkârların ötekilere bir üstünlüğü vardır, onlara nezaret ederler; derece ve rütbelerine göre maaşları olur.

Aynen bunun gibi, göklerin ve yerin Mâlik-i Zülcelâl’i, dünya ve ahiretin Yaratıcısı, Âlemlerin Rabbi, ihtiyacı olduğundan değil -çünkü her şeyin Hâlık’ı O’dur- izzetinin, büyüklüğünün ve rubûbiyetinin icraatları gibi bazı hikmetler için şu kâinat sarayında, sebepler dairesinde, hem melekleri hem hayvanları hem cansız varlıkları ve bitkileri hem de insanları çalıştırıyor, kendine ibadet ettiriyor.

Şu dört kısım hizmetkârına ayrı ayrı kulluk vazifeleri vermiştir.
Birinci kısım hizmetkârlar, meleklerdir.

İkinci kısım hizmetkârlar, hayvanlardır.

Üçüncü kısım hizmetkârlar, bitkiler ve cansız varlıklardır.

Dördüncü kısım ise insandır. Şu kâinat sarayında bir çeşit hizmetkâr olan insan, hem meleklere hem hayvanlara benzer. Meleklere, kulluğunun, nezaretinin ve marifetinin genişliği ve Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetinin ilancısı olması yönüyle benzer. Belki insan, meleklerden daha engin mahiyette bir varlıktır. Fakat onu şerre çağıran ve iştahlarla dolu bir nefsi bulunduğundan, meleklerin aksine, alabildiğine yükselmeye ve alçalmaya müsaittir. Yine insan, amelinde nefsi için bir haz, bir hisse aradığından hayvana benzer.

Öyleyse insanın iki maaşı var: Biri daha küçüktür, hayvanîdir, hemen verilir.

İkincisi melekîdir, büyüktür, sonraya bırakılır.

--------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Allah’ım! Nurunla beni hidayete eriştir. İlahî ihsanlarınla beni sevindir. İyilik ve güzellik hazinelerinden bana da İlahî armağanlar sun. Onunla dilediğin kullarını sırat-ı müstakime hidayet buyurduğun rahmetini üzerimden eksik etme. Hak ve hakikat düşmanlarından ve Sana yakınlığa mâni olacak her şeyden beni koru.

Ya Allah, ya Semî’, ya Alîm, ya Azîz, ya Hakîm! Kapının bu muhtaç bendesini bir an bile zikrinden hâlî olmayan bir lisan, her zaman hakka kulak kesilen bir kalp, daima Rabbinden gelen ikramlarla ma’mur bir ruh, kurbiyet kaynaklı lütuflarla nimete ermiş bir sır, Senin azamet ve celâlin karşısında mütemadiyen hamdeden bir akıl ile donat. İçimi ve dışımı Hakka kulluk zinetleriyle süslendir.

Allah’ım! Madem lutfedip yarattın, öyleyse hidayetini de üzerimden eksik etme. Canları alan da Sen, veren de Sensin. Manevî rızıklarınla salih kullarını doyurduğun gibi beni de doyur ve onlara içirdiğin âb-ı hayattan bana da içir.

Hastalığım Sana ayandır; lütfen şifa ihsan eyle. Günahlarım beni çepeçevre sardılar; onların çeperlerinden beni kurtar. Beni Senin ezelî ilmine muvafık bilgiye ermeye ve dosdoğru hükmüne uygun hüküm vermeye muvaffak kıl. Bana kulların arasında bir yâd-ı cemîl olarak anılmayı nasip et. Beni Cennet’ine mirasçı olan bahtiyar kulların arasına kat.

Affınla beni cehennem ateşinden koru. Rahmetinle beni de Cennet’ine al. Nezdinde bana da müstesna bir yer ayır. Sana, Senin murad buyurduğun şekilde bakabilmeyi bahşet. Hoşnutluğuna uygun düşmeyen bütün masivayı aramızdan kaldır. İlahî vaadlerinde taahhüd buyurduğun gibi hakikatin üzerindeki perdeleri kaldır ve gönlümü onlarla öyle doyur ki daha Senden başkasını talep etmeyeyim.

Allah’ım, şüphesiz ki Sen her şeye kâdir bir Kudreti Sonsuzsun.

Ya Allah, ya Aliyy, ya Azîm, ya Halîm, ya Alîm, ya Azîz, ya Hakîm!
Dünyadaki merhametini, bizi Cehennem’e götüren yollardan uzak tutmak ve zulümde ısrarcı cebbarların baskılarından muhafaza etmek suretiyle göster. Kalblerimizi ağyar kirlerinden arındır. Dünyanın dünyaya bakan geçici güzelliklerini gönüllerimize çirkin göster. Onun yerine bize ebedî olan Ahiret yurdunu sevdir ve bizi dâr-ı Ahirette salih kullarla beraber eyle. Muhakkak ki Allah’ım, Sen her şeye gücü yeten bir Kâdir-i Mutlaksın.

Ya Allah, ya Azîm, ya Semî’, ya Alîm, ya Berr, ya Rahîm!
Bu kulun günahlarına esir düşmüş hakir bir zavallıdır. Sen ise büyüklük tahtının yegâne Sultanısın. Çağrılarımı işitirsin, zira Sen gizli-açık her şeyi duyar ve itibara alırsın. Sen daha iyi bilirsin ki, ben nefsimi idare etmekten aciz düştüm. Sen iyilik ve merhametle muamele etmezsen ben onu nasıl idare edebilirim? Senin büyüklüğünün yanında benim günahımın büyüklüğünden nasıl söz edilebilir? Hem Sen istemeyenleri bile lütuflarınla sevindirdiğin halde, kapında dilencilik yapanları nasıl boş geri çevirirsin?
Senin daha iyi bildiğin onca zaaflarımla beraber ben kendime nasıl mukayyet olabilir ve rahmet hazineleri Senin yüce nezdinde iken ihtiyacım olan merhameti kendim nasıl temin edebilirim?

İlahî! Dostlarının gönüllerini Senin azametin doldurunca, Senden başka her şey onların gözlerinde küçüldükçe küçüldü. Ne olur, benim kalbimi de azametinle doldur, doldur ki, her şey sadece Senin nezdindeki kıymeti kadar kalbimde yer bulabilsin.

Allah’ım! Efendimiz Hazreti Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem), âl ü ashâbına salât ü selâm eyle ve o salavât hakkı için dualarımızı kabul buyur. Âmîn..!

--------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:   " EL-MELİK "

TESBİH ADEDİ:    90

TESBİH NİYETİ: MADDİ VE MANEVİ GÜÇLÜ OLMAK, İNSANLARA SÖZLERİNİ ANLATIP DİNLETEBİLMEK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön