RAMAZAN 17 (1 HAZİRAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 17 (1 HAZİRAN)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

YUNUS-5. “O Allah ki, güneşi aydınlatan parlak bir ışık kaynağı yaptı;

ayı ise (güneşe bağlı olarak) ışıklı kıldı ve onun için konaklar takdir buyurdu ki, yılların sayısını ve vaktin hesabını bilip, (kendinize takvim yapabilesiniz).

Allah, bunları boş yere değil, hak bir gaye için, yerli yerince ve gerçeğe dayalı sabit bir sistem üzerinde yarattı.

O, gerçeğin işaretlerini ve onunla ilgili âyetleri, ilimle alâkası bulunan, dolayısıyla bilip anlayacak kimseler için bu şekilde detaylarıyla anlatmaktadır.”

------------------------------------------------------------------

HADİS”

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bana dedi:

"Haydi bana biraz Kurân oku!"

"Ey Allah’ın Resûlü! Kur’an sana indi,
ben mi sana Kur’an okuyacağım?" dedim.

"Ben Kurânı başkasından dinlemekten hoşlanırım." buyurdu.

Bunun üzerine ona Nisâ sûresinden okumaya başladım.

"Her ümmetten bir şâhit,
seni de bunlara bir şâhit getirdiğimizde hâlleri ne olacak?"

mealindeki âyete gelince,
"Şimdi yeter, bu kadar yeter!" buyurdu.

Dönüp baktım, gözleri dolu dolu olmuş, ağlıyordu.

(İbn Mesûd radıyallahu anh. Buhârî)

------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Sabır, yücelme ve fazilete ermenin mühim bir esası ve iradenin zaferidir.

*O olmadan, ne ruhu inkişaf ettirmekten, ne de yücelip benliğin sırlarına ermekten bahsedilemez.

*Sabırla insan, toprağa, ete, kemiğe bağlılıktan kurtulur.

*Onunla yüce âlemlere ermeğe namzet bir kutlu olur.

*Sabır, öteler ötesi saltanatlara ulaşmak için dar bir geçit, aşılmaz bir zirvedir.
  
*Sabır, fıtratın sinesinde cereyan eden armoninin, insan tarafından sezilmesi, kavranması ve taklit edilmesidir.

*Evet, o, eşya ve hâdiselerin dilini anlama ve onlarla “ diyalog”a geçme gayretidir.

*Bu dili anlayacağı âna kadar sebat gösteren, sonra da, varlığın zaman seli içindeki akışıyla kendi davranışları arasında bir köprü kurarak tabiatla bütünleşen insan ne mübecceldir.

*Sabır; zamanın, eşya üzerindeki tesirinin kavranması ve vak’aların, zamanın, keskin dişleri arasında öğütülerek, şekilden şekle, hâlden hâle girmesinin idraki demektir.

*Fıtrat, onu tanımayan ve yürüyüşünde ona ayak uyduramayan ayakları kırar, ruhları da çiğner geçer.

*Ah, bu sırrı kavrayamayan ve bir türlü sabretmeye yanaşmayan aceleci, yaramaz çocuklar..!

*Evet, nice kendini bilmez ve fıtrat tanımaz kimseler vardır ki, yıllar yılı doludizgin gitmiş; fakat bir çuvaldız boyu mesafe alamamışlardır.

------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Beşinci Dal:

Beşinci Dal’ın beş "meyve"si var.

Birinci Meyve:
Ey kendine âşık nefsim ve ey dünyaya tutkun arkadaşım!
Muhabbet, şu kâinatın varlık sebebidir, harcıdır, nurudur, hayatıdır.

İnsan âlemin en kuşatıcı meyvesi olduğu için o meyvenin çekirdeği hükmündeki kalbine kâinatı saracak bir muhabbet konulmuştur.

İşte böyle sonsuz bir muhabbete ancak sonsuz bir kemâl sahibi lâyık olabilir.

İşte ey nefis ve ey arkadaş! İnsanın yaradılışına, korkuya ve muhabbete vesile olacak iki kabiliyet yerleştirilmiştir.

O muhabbet ve korku, ister istemez, ya halka ya da Hâlık’a yönelecek.

Hâlbuki halktan korkmak elemli bir belâdır.

Halka muhabbet ise belâlı bir musibettir. Çünkü korktukların sana merhamet göstermez veya senin merhamet dileğini kabul etmezler. Şu halde korku, elemli bir belâdır.

Muhabbette ise sevdiğin şey ya seni tanımaz, “Allahaısmarladık” demeden gider (gençliğin ve malın gibi) ya da ona duyduğun muhabbet sebebiyle seni aşağılar.

Görmüyor musun ki, mecazî aşklarda, âşıkların yüzde doksan dokuzu sevdiğinden şikâyet ediyor. Çünkü Samed Zât’ın aynası olan kalple put misali dünyevî sevgililere taparcasına bağlanmak, o sevgililere ağır gelir.

Bu yüzden âşığı hor görür, reddederler. Zira fıtrat, fıtrî ve kendisine lâyık olmayan şeyi reddeder, atar (şehvani sevmeler bahsimizin dışındadır).

Demek, sevdiğin şeyler ya seni tanımıyor, ya hor görüyor ya da sana arkadaşlık etmiyor, istemediğin halde ayrılıp gidiyor.

Madem hakikat budur, öyle birinden kork ve muhabbetini öyle bir Zât’a yönelt ki, korkun lezzetli bir boyun eğme, muhabbetin de zilletsiz bir saadet olsun.

Evet, Hâlık-ı Zülcelâl’inden korkmak, O’nun rahmetinin şefkatine yol bulup sığınmak demektir. Korku bir kamçıdır, insanı O’nun rahmetinin kucağına atar.

Malûmdur ki, mesela bir anne, yavrusunu korkutup bağrına basar. Bu korku, o yavru için gayet lezzetlidir; çünkü onu annesinin şefkatli sinesine çekiyor.

Halbuki bütün annelerin şefkatleri, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin ancak bir parıltısıdır.

Demek, Allah korkusunda büyük bir lezzet vardır.

Allah’tan korkmakta böyle bir lezzet varsa O’nu sevmekte nasıl sonsuz bir lezzet bulunduğu anlaşılır.

Hem Allah’tan korkan kişi sıkıntılı, belâlı bir şekilde başkalarından korkmaktan kurtulur.

Allah hesabına olduğu için yaratılmışlara sevgisi de ayrılıkla bitmez, elemli olmaz.

Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmran sûresi, 3/31)

------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

İlahî! Hak karşısındaki konumumu unutunca, O’nun kabza-ı tasarrufunda olduğum hâlde isyan deryalarına düştüm ve nice günahlar işledim.

Hâlim böyle iken, huzuruna varıp nasıl mazeret beyan edebilirim?

İlahî! Senin nihayetsiz cömertliğini hatırlayınca ümitleniyor, Senden uzaklığım aklıma geldikçe de ümitsizliğe düşüyorum. Ne olur, aradaki uzaklığı kaldır ki Sana vuslata nâil olabileyim.

Ve beni Kendine öyle bir cezbe ile cezbet ki, daha Senden başkasına yönelmeyeyim.

İlahî! Sevgine mazhar olamamışların ortaya koydukları nice (iyi gibi görünen ve gelip geçici olan) ameller vardır ki, Sen onlara bir mükâfat takdir etmez ve sevdiğin kullarından (sehven ve nâdiren) sâdır olmuş öyle hata ve kusurlar da vardır ki, onlara da bir günah yazmazsın.

Ne olur Allah’ım! Benden sâdır olan günahları da sevdiğin kullarının günahları gibi kabul et ve hasenâtımı gazabına maruz kalmış kullarının haseneleri gibi sayma.

Şüphesiz ki, kerem sahipleri, düşüp tökezleyenlere, sürçüp günah işleyenlere daha bir keremde bulunur.

Allah’ım! Senin keremin enginliğinde bir kerem yoktur. Ne olur, bu kulunun üzerine rahmetini yaydıkça yay ve o rahmeti kulunun vicdanına duyur.

Kalbimi fermanlarından hoşnut eyle. Sana kulluğun bir kısım zorluklarına katlanma, Senin emirlerine uyma, yasaklarından uzak durma gibi hususlarda ve ibadet ü tâatta her zaman gerekli sabrı göstermeye muvaffak kıl.

İçimi nimetlerine karşı şükür hisleriyle doldur. Beni de afv u afiyet ridasıyla sarıp sarmala ve şirkin açığından gizlisinden sıyanet buyur. Senin marifetine erebilmem için bana nezdinden hususî bir anlayış ihsanda bulun Allah’ım, bulun ki, Senin gücün mutlaka her şeye yeter.

İlahî! Bazen işlediğim cürümlerin âkıbetinden endişe ediyor ve kulluğumu hatırlıyorum. Bazen de ibadetlerime güveniyor ve yeniden günahlar düşüyorum. Adeta tâat ve isyanlar arası gelgitler yaşıyorum. Bunlardan hangisiyle havf, hangisiyle de reca hisleri yaşayacağımı kestirebilmiş değilim. Günahlarıma rağmen ihsanların devam ettikçe bende korku hissi kalmıyor. Kulluğumla beraber, merhametinle değil de adaletinle muamele edeceğini düşününce de reca hislerim bütün bütün yıkılıyor. Yazıklar olsun bana ki, ihsanların mukabilinde kullukta bulunduğumu hep aklımda tutarım da, isyanlarım karşılığında lütuflarını kesmediğin bir an bile hatırıma gelmez.

Ya Allah, ya Fettah, ya Ğaffar, ya Mün’im, ya Hâdî, ya Nâsir, ya Azîz! Ne olur, bu kuluna da Yüce Zâtını birbirinden güzel isimlerinin nurlarıyla bildir. O bilme yolunu benim için aç. Beni mağfiret buyur. Nimetlerini üzerimden eksik etme. Bana hidayet bahşet, beni yardımlarınla destekle ve beni azîz kıl, ey dilediğini azîz kılan ve şereflendiren Muizz!

İstediğini zelîl ve rüsvay hâle getiren Müzill de sadece Sensin. Beni zillete düşmekten koru. Gönlümün Seninle alâkasına mâni olacak her şeyden beni uzak tut. Zaten her şeyin dizginleri sadece Senin elindedir. Emir Senin emrin, sır da Senin sırrındır. Benim ademim vücudum, vücudum da ademimdir. Hak Senin fermanındır. Sen ne dilersen yalnız o gerçekleşir. Zira Senden başka ilah yoktur. Apaçık hak ve hakikat bir tek Sensin.

Efendimiz Hazreti Muhammed’e, hane halkına, ashâbına, evladına, ezvâcına, ehl-i beytine, yardımcılarına, mümin akrabalarına, ensârına, tarafında olanlara, ittiba edenlere, sevenlerine, muhacirîne, O’ndan yana çıkanlara, zürriyetine, ümmetine ve onlarla beraber bize, gökleri ve yeri dolduracak kadar, Senin kadîm mülkünde şimdiye kadar olmuş ve bundan sonra olacak ne varsa hepsinin sayısınca ve onların da katları sayısınca, ezelden ebede kadar her an salât ve selâm eyle. Amin..!

------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:   " EL-KUDDÜS "

TESBİH ADEDİ:   170

TESBİH NİYETİ:  MADDİ-MANEVİ KİRLERDEN TEMİZLENME…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön