RAMAZAN 18 (2 HAZİRAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 18 (2 HAZİRAN)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

YUNUS-11. “Eğer Allah insanlara müstahak oldukları cezayı, onların faydalarına olan şeyleri hemen elde etmek istedikleri hız ve çabuklukta hiç tehir etmeden verseydi,

derhal sonları gelir ve helâk edilirlerdi.

Fakat Bize kavuşma arzusu, ümidi ve beklentisi içinde olmayanları (imtihan ve adaletimiz gereği)

belli bir süre kendi hallerine bırakırız da,

taşkınlıkları içinde gayesiz ve başıboş sürüklenmeye devam ederler.”

-----------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Allah bir topluluğa azap indirirse,
içinde bulunan herkese isabet eder.

Ancak, dirilirlerken amellerine göre dirilirler."

(İbn Ömer radıyallahu anh. Buhârî)

-----------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Tohum, sessizlik ve sebat içinde taşı toprağı deler, gün yüzüne çıkar.

*Tomurcuk, yüz defa bağrını güneşe açar; yüz defa gecenin karanlıkları karşısında gerilime geçer ve sonra varlığa erer.

*Ya yavru? Bir “ rüşeym” hâlinde anne karnında belirip karanlıktan karanlığa intikal eden yavru; onun serencamesi hepten garip ve garip olduğu kadar da sabır ve teenni gamzetmektedir.

*Evet, şekillerin ve kalıpların her çeşidine gire gire, tam dokuz ay sonra, o gülendam kametiyle dünyaya ayak basar.

*Bir de, bu muhteşem kâinatların ve koca “kozmos”un yaratılışına bakalım.

*Her şeyi, bir “ol!” deyivermekle varlığa erdiren Kudreti Sonsuz’un elinde, bütün mekân ve eşyanın, milyarlarca sene şekilden şekle, tavırdan tavra intikal ettikten sonra belli bir vaziyete gidip ulaşması, ne kadar manidar ve ne çarpıcı bir derstir!

*Varlık âleminde her şey, ama her şey sabırlı bir bekleyiş, bitmeyen bir azim ve direnişle, hedefine doğru adım adımdır.

*Acele etmeden, fıtratta cari kanunları gözeterek ve yön-yol değiştirmeden...

*Ah, aceleci insan! Sabırsızlık gösteren sadece sensin.

*Sensin, eşya arasındaki tertibe riayet etmeyen!

*Sensin, yükselirken mesafelere tahammülü olmayan ve tırmanmada birkaç merdiveni birden atlamak isteyen!
*Sensin, sebepleri gözetmeden netice bekleyen!

*Sensin, olmayacak kuruntulara gömülerek hayalden sırça saraylar kuran!

*Sensin, düşünmeden konuşan, konuştuklarına pişmanlık duyan ve birbirini takip eden pişmanlıklardan ders almayan, uslanmayan!

-----------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(Beşinci Dal’ın devamı…)

İkinci Meyve:
Ey nefis! Kulluk, verilecek mükâfatın başlangıcı değil, daha önce verilmiş olan nimetin neticesidir.

Evet, biz ücretimizi almışız. Ona göre hizmet ve kullukla vazifeliyiz.

Çünkü, ey nefis, sana tamamen hayır olan vücudu giydiren Hâlık-ı Zülcelâl, iştahlı bir mide vermiş, Rezzak ismiyle bütün nimetlerini bir sofrada önüne sermiştir.

Sonra sana hassas bir hayat vermiştir, o hayat da mide gibi rızık ister.

Göz, kulak gibi bütün uzuvların ellere benzer, Cenâb-ı Hak yeryüzü kadar geniş bir nimet sofrasını o ellerin önüne koymuştur.

Sonra pek çok manevî rızık ve nimet isteyen insanlığı ihsan ettiğinden, mülk ve melekût âlemi gibi geniş bir nimet sofrasını aklının ereceği ölçüde sana açmıştır.

Ardından sınırsız nimetleri isteyen, sonsuz rahmetin meyveleriyle beslenen ve insana en büyük makamı kazandıran İslamiyet’i ve imanı verdiğinden, mümkinat âlemi ile beraber güzel isimlerini ve mukaddes sıfatlarının dairesini içine alan bir nimet, saadet ve lezzet sofrasını sana açmıştır.

Sonra imanın bir nuru olan muhabbeti vererek sonsuz bir nimet, saadet ve lezzet sofrasını ihsan etmiştir.

Yani, sen cismaniyetin itibarı ile küçük, zayıf, aciz, aşağı ve sınırlı bir varlıksın.

Onun ihsanıyla küllî ve nuranî bir mahiyet kazandın.

Zira Cenâb-ı Hak, hayatı vermekle seni sınırlı ve küçük bir varlık olmaktan bir tür külliyete, insanlığı vermekle hakiki külliyete, İslamiyet’i vermekle yüce ve nuranî bir külliyete ve marifet ve muhabbeti vermekle her şeyi içine alan engin bir nura çıkarmıştır.

İşte, ey nefis! Sen bu ücreti almışsın.

Kulluk gibi lezzetli, nimetli, rahat ve hafif bir hizmetle vazifelisin ama onda da tembellik ediyorsun.

Kulluğunu yarım yamalak yapsan da sanki bu ücretler sana yetmiyormuş gibi, çok büyük şeyleri zorbaca istiyorsun.

Hem, “Niçin duam kabul olmadı?” diye nazlanıyorsun. Senin hakkın naz değil, niyazdır.

Cenâb-ı Hak, cenneti ve ebedî saadeti, mutlak lütfu ve keremiyle ihsan eder. Sen daima O’nun rahmet ve keremine sığın, O’na güven ve şu fermanı dinle:
De ki, Allah’ın lütfuyla, rahmetiyle, evet sadece bununla ferahlanın. Çünkü bu, onların dünya malı olarak topladıkları her şeyden daha hayırlıdır.” (Yûnus sûresi, 10/58)
…………………………………………

-----------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey sırları ve en gizli şeyleri bilen Rabbim! Ey kerem ve vefa Sahibi! İlmin bütün mevcûdâtı kuşattığı gibi bu kulunu da kuşatmıştır. Sadece Seni tercih ettiğini söyleyenler bile kayıp şekâvet vadilerine düşebilirken, hayatını başkalarının peşinde geçirenler nasıl bedbaht olmazlar?

Sen lütf u ihsanda bulunup gözümü açtın da, Sen her yerde hâzır ve nâzır iken Seni aramanın bir cehalet, Sen varken başka aramalar içine girmenin de bir küfür ve küfran olduğunu anladım.

Rabbim! Beni cehaletten ve küfürden koru! Senin bir ismin de Karîb’dir. Sen yakınlardan yakınsın, bense kendi uzaklıklarımı yaşıyorum. Yakınlığını vicdanımda duyunca gözüm Senden başkasını görmez oluyor. Ne zaman da kendi uzaklığımı hatırlasam, dergâhına yaklaşıp kapında dilenmek hisleri içime doluyor.

Ey dilediğini dilediği gibi icrâ eden kuvvet sahibi Kaviyy, ey eşi, benzeri olmayan yegâne gâlip ve Azîz, ey her şeye gücü yeten Kudreti Sonsuz!

Kereminle muamele buyur da bana Zâtını buldur, buldur ve bu şaşkın kulunu kendi uzaklıklarından ve beyhûde arayışlarından kurtar.

Ey Kadîr, Mürîd, Azîz, Hakîm ve Hamîd olan Allahım!

Senden, muradına muvafık düşmeyen isteklerimizden ve beşerî arzularımıza düşkünlüğümüzden dolayı bize azap etmemeni diliyoruz.

Zira ya o istek ve arzularla meşgul oluyor, onlarla seviniyor ve onları kendimize perde yapıyoruz ya da o istek ve arzular gerçekleşmeyince üzülüyor, köpürüyor ve üzerinde nifak izleri taşıyan davranışlar içerisine giriyoruz.

Ne olur, Sen bize en büyük nimet, onun da ötesindeki fazl u ihsanlar ve en ekmel nur ile iltifatta bulun.

Bize benliğimizi ve masivayı unuttur ve bizi Hakk’ın bekasıyla yeniden var et. Hem dünya hayatında, hem de şahitlerin çağrılıp dinlendiği âhiret hayatında bize yardım et Allah’ım!

Ey her şeye hâkim, her şeyi koruyup gözeten fakat Kendisi hiçbir himaye altında olmayan Allah’ım!

Hepsi sadece Sana mahsus olan Kudret-i Uzma, Meşîet-i Ulyâ, Âyât-ı Kübrâ, Esmâ-i Hüsna ve İsm-i A’zam hakkı için huzurunda el açıp dileniyoruz.

Denizi Hazreti Mûsa’nın, ateşi Hazreti İbrahim’in, dağları ve demiri Hazreti Dâvud’un, rüzgârı ve cinleri Hazreti Süleyman’ın (alâ nebiyyina ve aleyhimüsselâm) emrine verdiğin gibi, yerde, gökte, mülk ve melekût âlemindeki bütün denizleri, bütün dağları, bütün demirleri, bütün rüzgârları ve bütün ins ü cinni bize musahhar eyle.

Hiç şüphe yok ki, Aliyy Sen, Azîm Sen, Halîm Sen, Alîm de Sensin.
Allah’ım! Hazreti İbrahim ve ehline salât ü selâmda bulunduğun gibi Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve
âline de salât ü selâm et. Hazreti İbrahim ve ailesine bereket ihsan ettiğin gibi, Efendimiz Hazreti Muhammed ve aile fertlerine de bereket ihsan eyle. Amin..!

-----------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:   " ES-SELÂM "

TESBİH ADEDİ:  131

TESBİH NİYETİ:  KORKULAN HER ŞEYDEN EMİN OLMAK VE ESENLİĞE ÇIKMAK...

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön