RAMAZAN 19 (3 HAZİRAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 19 (3 HAZİRAN)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

YUNUS-12. “İnsana bir sıkıntı dokunmaya görsün, ister yanı üzerinde, ister otururken, isterse ayakta olsun her durumda Bize yalvarır yakarır.

Sıkıntısını giderdiğimiz anda da, sanki başına gelen bir sıkıntıdan dolayı Bize yalvarıp yakaran o değilmiş gibi hemen umursamaz bir tavır içine girer.

Allah’ın kendilerine verdiği (hayat, akıl ve kabiliyetler gibi bütün) sermayeleri boşa harcayıp,

haddi aşkın davrananlara yaptıkları işler (şeytan tarafından) işte böyle süslenip püslenmektedir.”

--------------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Kıyamet gününde, Allah’ın huzurunda, insanların en kötüsü,

bir kısım insanlarla başka türlü,
ötekilerle başka türlü konuşan ikiyüzlülerdir."

(Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî)

--------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Keşke, her biri beliğ bir hatip ve her biri bir dil olan çevrendeki hâdiselerden ders alarak, eşya arasında bulunan tertibe riayet etmeyi; sebep ve neticelerin hakkını gözetmeyi ve hayalinle değil, imanın, azmin ve iradenle var olmayı bilseydin...!

*Sen, sabrettiğin kadar var ve Hakk’ın katında da sabrın kadarsın…

*Kitab’ının güzel diye parmak bastığı en güzel haslet ve en güzel huyları, arızasız ve ara vermeden yaşamadaki sabrın ve azmin kadar…

*Ve çirkin diye tespit ettiği sevimsiz şeyler karşısında da dayanma gücün ve sebatın kadar…

*Kol kanat verip yerinden ayrılmama…

*Mum gibi eriyip gitme; yine de yerinde kalma...

*Nerdesin azim, nerdesin irade!

*Nerdesin civanmertlik ve nerdesin yiğitlik!

*Bir Hak dostu; “ Beni bir kedi irşad etti.” der.

*Avını beklediği delik önünde, sabahlara kadar gözünü kırpmadan bekleyen bir kedi...

*Ya sen, insanoğlu! Tavrını değiştirmeden, nazarını ayırmadan ne kadar bekledin ebedî mihrabında..?

*Yoksa sen, senden evvel gelip geçenlerin hâlleri başına gelmeden Cennet’e gireceğini mi sandın?

*Oysa onlara öyle ezici sıkıntılar, öyle kımıldatmaz ızdıraplar dokundu ve öylesine sarsıldılar ki, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ve maiyetindeki inananlar:

Ne zaman Allah’ın yardımı?” dediler.

*Bil ki, O’nun yardımı yakındır; sabredip kulluğunu sürdürenlere, canını dişine takıp günahlara karşı koyanlara, bin defa düzeni bozulduğu hâlde ümit ve azmini yitirmeyenlere...

--------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(Beşinci Dal’ın devamı…)

Üçüncü Meyve:
Ey nefis! Az bir ömürde, ahirete ait sayısız amel işlemek, her bir dakikanı bir ömür kadar faydalı görmek ve âdetlerini ibadete, gafletini Allah’ın huzurunda bulunma hissine çevirmek istersen sünnet-i seniyyeye uy!

Çünkü işlerinde dinî bir kaideye uygun hareket ettiğin vakit, bir çeşit huzurda bulunma hissi sağlıyor, yaptığın iş bir tür ibadet oluyor, ahirete dönük pek çok meyve veriyor.

Mesela bir şey satın aldın. Dinin alışveriş kaidelerine uyduğun anda o basit alışveriş ibadet hükmüne geçer. O dinî hükmü hatırlamak vahyi düşündürür, bu seni Cenâb-ı Hakk’a yöneltir ve o da bir huzur verir.

Demek, amelleri sünnet-i seniyyeye göre yapmakla, bu fâni ömürde bâki meyveler ve ebedî bir hayatı kazandıracak faydalar elde edilir.

“…Öyleyse siz de Allah’a ve O’nun bütün kelimelerine iman eden o ümmi nebiye, o resûle inanın. Ona tâbi olun ki doğru yolu bulasınız.” (A’râf sûresi, 7/158)

fermanını dinle!

Cilveleri şeriatın ve sünnet-i seniyyenin hükümleri içine yayılmış, Cenâb-ı Hakk’ın her bir güzel isminin feyzine kuşatıcı bir mazhar olmaya çalış.

Dördüncü Meyve:
Ey nefis! Ehl-i dünyaya, bilhassa haram zevklerin peşinden gidenlere, hele kâfirlere bakıp, süslü ve aldatıcı gayrimeşru lezzetlerine aldanıp onları taklit etme!

Çünkü sen onları taklit etsen de onlar gibi olamazsın, çok alçalırsın. Hayvan gibi de olamazsın. Çünkü aklın uğursuz bir âlet olur, başını daima döver.

Mesela, bir saray farz edelim; sarayın büyük bir dairesinde büyük bir elektrik lambası bulunsun. Ona bağlı küçük küçük lambalar, sarayın küçük odalarına dağıtılmış olsun.

Şimdi, biri o büyük elektrik lambasının düğmesini çevirip ışığı kapasa bütün odalar derin bir karanlık içinde kalır.

Başka bir sarayda ise her odada, büyük elektrik lambasına bağlı olmayan küçük lambalar bulunsun. O sarayın sahibi büyük elektrik lambasını kapasa diğer odalarda ışık yanmaya devam eder, onlarla işini görebilir. Hırsızlar da bundan istifade edemezler.

İşte ey nefsim! Birinci saray, bir Müslümandır. Hazreti Peygamber (aleyhissalâtü vesselam) onun kalbinde o büyük elektrik lambasıdır.

Eğer bir Müslüman onu unutsa, –Allah korusun– kalbinden çıkarsa artık hiçbir peygamberi kabul edemez.

Belki ruhunda hiçbir kemâl vasfına yer kalmaz. Hatta Rabbini de tanımaz. Mahiyetindeki her şey, bütün latifeler karanlığa gömülür, kalbinde müthiş bir tahribat olur, içini yalnızlık kaplar.

Acaba bu tahribata ve yalnızlığa karşılık neyi kazanıp onunla dostluk edebilirsin? Hangi menfaati bulup o tahribatın zararını tamir edersin?

Hâlbuki Müslüman olmayanlar o ikinci saraya benzer.

Hazreti Peygamber’in (aleyhissalâtü vesselam) nurunu kalblerinden çıkarsalar da içlerinde kendilerince bazı nurlar kalabilir veya öyle zannederler. Manevî, ahlâkî fazilete vesile olacak, Hazreti Musa ve Hazreti İsa’ya (aleyhimesselam) bir tür imanları ve Hâlık’larına bir çeşit inançları kalabilir.

--------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Allah’ım! Yerlerin ve göklerin en mükemmeli, Efendimiz Hazreti Muhammed’e en faziletli salavât, en bol berekât, en temiz ve en feyizli tahiyyât ile, her an, her lahza salât ve selâm eyle!

Ey lütufları bütün kullarını kuşatan, iyilikleri mahlûkatının hepsine ulaşan Rabb-i Rahîm!

Bizi o lütuflar dâiresinden hâriç tutma. Bizi korktuklarımızdan da emin eyle.

Ey âyât ve âsârıyla apaçık Zâhir, Zât’ı, hakikatiyle ihata edilmeyen Bâtın ve en ince noktalara kadar ihtiyaçları gören, gözeten Latîf!

Açık-gizli lütuflarınla bizim de hep yanımızda ol. Senden lütuflarınla, bizleri bela ve musibetlerden korumanı, gönlümüzü de icraat-ı sübhaniyene karşı teslimiyet ve rıza hisleri ile doldurmanı diliyoruz.

Allah’ım! Hakkımızdaki ezelî hükmü bilen ve veren Sensin. Bizi olacakların zararlarından lütfunla muhafaza buyur.

Ey her zaman lütuflarıyla muamele eden Yüceler Yücesi, ey Evvel, ey sığınılacak yegâne kapının Sahibi ve ey dönüşün sadece Kendisine olduğu Latîf!

Ne olur, bu kullarını da hususî sıyanet seralarına al! Ey yarattıklarını kaza deryalarının kahr u iptila dalgaları arasında imtihanlara tâbi tutan Hakîm-i Mutlak!

Bizleri necât gemisinde bulunan ve bütün âfetlerden sıyanet edilen kullarından eyle.

Riayeti altına aldıkları kullarını lütuflarıyla sevindiren, onları muhafaza buyurup şanına yaraşır şekilde her zaman anan Rabbimiz!

Her şeye gücü yeten Kadîr, her şeyi duyan Semî’, her şeye mahiyetinden daha yakın Karîb ve bütün varlığın dualarına icabette bulunan Mücîb yalnız Sensin. Koruyup gözetmesi en güzel ve en hayırlı olan da sadece Sensin. Lütfen ve keremen, ne olur, bizleri de koruyup kolla.

Ya İlahenâ! Senin bütün âlemleri kuşatan gizli lütufların, açık olanlarından çok daha fazladır. Lâkin o gizli lütufları ancak ârif-i billah olan kalb gözleri açık kulların sezebilir ve görebilirler. Gördüklerinde de o lütuflara gözlerini diker ve onlarla her türlü kötülükten emin olurlar. İnce perdeler arkasında sürekli akıp duran o gizli lütuflarını bizim vicdanlarımıza da duyur Allah’ım, duyur ve bizleri de o lütuflarınla her türlü kötülükten muhafaza buyur.

Ya İlahenâ! Kullarının, özellikle de muhabbet ve sevgine mazhar kıldığın kullarının ihtiyaçlarını en ince noktalarına kadar gören, gözeten Latîf Sensin.

Cömertliğinin tecellîlerini göster ve bizi de özel lütuflarınla sevgine mazhar kıldığın kulların dairesine al.

Ya İlahenâ! Lütuf Senin vasfın, iç içe değişik lütuflar ahlâkın, ahkâmını kulların üzerinde icra buyurman da şanındır. Lâkin Sen öyle re’fetli, öyle lütufkâr bir Rabb-i Rahîmsin ki, hükümlerinde daha çok adaletinle değil lütuflarınla davranırsın.

Ya İlahenâ! Biz var değilken ve varlığın ne demek olduğunu bilmiyorken, ihtiyacımız da yokken lütuf ve âtıfet buyurup Sen bizi var ettin. Şimdi lütuf ve ihsana ihtiyacımız olduğu bir zamanda bizleri lütfundan mahrum mu edeceksin?

Hâşâ ya Rabbî! Sen Merhametliler Merhametlisisin; kâfî ve vâfî lütuf ve cömertliğin sahibi yalnız Sensin.

Allah'ım! Rahmetini, merhametini, bereketini, fazlını, tahiyyâtını, nimetlerini, re’fet ve selâmını Seyyidü’l-Mürselîn, Hâtemü’n-Nebiyyîn, İmamü’l-Müttakîn, gökçek yüz ve parlak nâsiyelerin eşsiz Rehberi, kıyamet günü abdest uzuvları nurlu olanların önderi, bütün mahlûkatın en faziletlisi, Senin abdin, habîbin ve resûlün, hayır ve iyiliğin kılavuzu, rahmetin elçisi, ümmetinin şefaatçisi, Efendimiz Hazreti Muhammed üzerine eyle. O’nu, öncekilerin ve sonrakilerin gıpta ile baktığı Makam-ı Mahmud’a eriştir. Amin...!

--------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:   " EL-MÜ'MİN "

TESBİH ADEDİ:  137

TESBİH NİYETİ:  GÜVENDE OLMAK, KÖTÜ HASTALIKLARA DÜŞMEMEK...

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön