RAMAZAN 2 (17 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 2 (17 MAYIS)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

TEVBE-51. De ki:

Allah hakkımızda ne yazmış, ne takdir buyurmuşsa başımıza ancak o gelir.

O, bizim Mevlâmızdır, Sahibimizdir.

Yalnızca Allah’a dayanıp güvensin mü’minler.”

----------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Kim, benden sonra öldürülen sünnetimi diriltirse, beni sevmiş olur.
Kim de beni severse, benimle beraber olur."

(Ali radıyallahu anh. Rezîn)

----------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Hasis ve sefil duygulardan arınmış, yüce âlemlere doğru pervaz eden bir huzur topluluğu...

*Asude vicdanlı fertleriyle, emniyet ve saadet gamzeden aileleriyle; sulh ve sükun vaad eden milletiyle bir huzur topluluğu...

*Evet, huzur, evvela fertte başlar, ailede küçük bir içtimaî bütünleşmeye ulaşır ve nihayet toplumun bütün kesimlerine hükmedecek hâle gelir.

*Öyle ise, iyinin, güzelin, ümit ve emniyetin gelmesini düşünürken de, işe, fertle başlama mecburiyetinde olduğumuzu kat’iyen hatırdan çıkarmamalıyız.

Çünkü aileyi oluşturacak o olduğu gibi, topluma rükün ve parça olacak da odur.

*Parçaları günahlardan müteşekkil bir topluluğun vaad edeceği hiçbir hayır, hiçbir yümün, hiçbir ümit ve saadet yoktur.

*Bütün hayır ve saadetler, emniyet ve huzurlar, benlik ve şahsiyetin sırlarını kavramış; zihnî ve ruhî derinliğe ermiş fertlerin etrafında halelenmektedir.

*Aynı zamanda böylesine sağlam bir rükün hâline gelen fert, iyi bir aile parçası ve mükemmel bir vatandaş olma hüviyetini de kazanmıştır.

*Böylece yüce kamet fertlerden teşekkül eden ailelerin kurdukları yuvalar Cennet köşelerini hatırlatır.

*Bu saadet ocaklarında, anne- baba ve evlat olma, doğumla başlamadığı gibi ölümle de bitmez.

*Öteler ve ötelerin ötesi, bu bitmeyen oyun için ışıklarla donatılmış; en iç açıcı renklerle süslendirilmiş bir renk ve ses cümbüşü hâlinde onlara hep yeni sahneler hazırlamaktadır.

*Onun içindir ki, zaman, o sağlam yapıyı aşındıramadığı gibi, onları birbirine sımsıkı bağlayan hürmet ve şefkati solduramayacaktır.

----------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

İman, insanı insan eder, hatta sultan eder. Öyleyse insanın asıl vazifesi iman ve duadır.

Küfür ise insanı gayet aciz, canavar bir hayvan yapar.

Şu meselenin binlerce delilinden yalnız biri olan, hayvan ile insanın dünyaya gelişlerindeki farklar, bunu açık ve kesin bir şekilde ispat eder.

Evet, insanlığın ancak iman ile mümkün olduğunu, insan ile hayvanın dünyaya gelişindeki farklar gösterir.

Çünkü hayvan dünyaya, âdeta ihtiyacı olan her şeyi başka bir âlemde öğrenmiş gibi, kabiliyetlerine göre mükemmel olarak gelir, yani gönderilir. Yaşaması için gerekli bütün şartları, hayat kanunlarını ve kâinatla münasebetini ya iki saatte ya iki günde veya iki ayda öğrenir, beceri sahibi olur.

Serçe veya arı gibi bir hayvan, insanın yirmi senede kazandığı, hayat için gerekli kuvveti ve pratik becerileri yirmi günde elde eder, yani bunlar ona ilham olunur.

Demek, hayvanın asıl vazifesi öğrenerek daha mükemmel hale gelmek, marifet kazanarak gelişmek veya aczini göstermekle yardım istemek, dua etmek değildir.

Onun vazifesi, kabiliyetine göre işini yapmak ve fiilî kullukta bulunmaktır.

İnsan ise dünyaya gelişinde her şeyi öğrenmeye muhtaç ve hayat kanunları hakkında cahildir.

Hatta bu kanunları yirmi senede bile tamamen öğrenemez. O, ömrünün sonuna kadar öğrenmeye muhtaç, gayet aciz ve zayıf bir surette dünyaya gönderilmiştir.

Bir-iki senede ancak ayağa kalkabilir. Zarar ve menfaati ancak on beş senede birbirinden ayırır ve ancak toplum hayatı sayesinde menfaatlerini elde edip zararlardan sakınabilir.

Demek ki, insanın yaradılıştan gelen vazifesi hayat kanunlarını öğrenerek gelişmektir, dua ile kulluktur.

Yani, “Kimin merhametiyle böyle hikmetli bir şekilde idare ediliyorum? Kimin cömertliğiyle böyle şefkatlice terbiye ediliyorum? Nasıl bir Zât’ın lütuflarıyla böyle nazlı bir surette besleniyor ve çekip çevriliyorum?” sorularının cevabını bilmektir.

Ve ancak binde birine elinin yetişebildiği ihtiyaçlarının hepsini karşılayan Rabbine, acizliğinin ve fakrının lisanıyla yalvarmak, muhtaç olduğu şeyleri O’ndan istemek, O’na dua etmektir.

Yani acz ve fakr kanatlarıyla kulluğun yüce makamına uçmaktır.

Demek ki, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla mükemmelliğe ulaşmak için gelmiştir. Mahiyet ve kabiliyet itibarı ile her şey ilme bağlıdır ve bütün hakiki ilimlerin esası, madeni, nuru ve ruhu marifetullah, yani Allah’ı bilmek ve tanımaktır. Bunun temel esası da Allah’a imandır.

Hem insan, sonsuz acizliğiyle sayısız belâya, hadsiz düşmanın hücumuna maruz ve sonsuz fakrıyla beraber sınırsız ihtiyaçlarla kuşatılmış ve sonsuz arzularının karşılanmasına muhtaç olduğundan, asıl yaradılış vazifesi, imandan sonra duadır.

Dua, kulluğun esasıdır.

Nasıl ki bir çocuk, elinin yetişmediği bir maksadını, bir arzusunu elde etmek için ya ağlar ya da onu ister. Yani fiilen veya sözle, acizliğinin diliyle dua eder, isteğine ulaşır.

Aynen öyle de, insan bütün canlılar âlemi içinde nazik, nazenin, nazlı bir çocuk hükmündedir.

Rahman ve Rahîm Rabbinin dergâhında ya zayıflığı ve acizliğiyle ağlaması ya da fakr ve ihtiyacını bilerek dua etmesi gerekir ki, istedikleri kendisine verilsin veyahut bunun şükrünü eda etsin.

Yoksa bir sinekten korkup bağıran ahmak ve haylaz çocuk gibi, “Ben elde edilmesi mümkün olmayan ve gücümün bin kat üstündeki bu harika şeyleri kendi kuvvetimle elde ediyorum, onları aklım ve idaremle kendime itaat ettiriyorum.” deyip nankörlüğe sapmak insanın yaradılış gayesine zıt olduğu gibi, onu şiddetli bir azaba müstahak eder.

----------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey açık-gizli her şeyi görüp bilen Allah’ım! Ne olur ezelî ilminle bildiğin bu hâlime rahmetinle muamele et ve beni cehaletten kurtar.

Ya Allah, ya Mâlik, ya Vehhâb! Hakkımızda Senin hoşnutluğuna vesile olacak nimetlerinden bize de mevhibelerde bulun. Bizi, her zaman fitnelerden koruyacak (manevî) urbalarla donat. Nezd-i Ulûhiyetinde, bizim için noksanlık sayılan her türlü masiva kirinden bizleri arındır.

Ya Allah, ya Aliyy, ya Azîm, ya Kebîr! Vicdanlarımıza yalnız Sana muhtaç bulunduğumuzu duyur ve bizi varlığa karşı ihtiyaç alâkalarından kurtar. Bize fakirlik ve zenginlikten hakkımızda hayırlı olanı ve Senin dostlarına yaraşanı lutfet Allah’ım!

Her nefesimizde, yaşadığımız her lahzada bizi günahlardan koru.

Senin kapıkulların olduğumuzu ve kulluk şuuru içinde hareket etmemiz gerektiğini lütfen ve keremen bize her zaman hatırlat.

Bizi, yaşarken kâmil olarak yaşamamıza, Sana gelirken de kâmil olarak gelmemize vesile olacak Senin rahmet yağmurun olan ledünnî meârif ile feyizlendir.

Ey azamet tahtının biricik Sultanı! Hamd ü senalarla övülmeye, tekbîr u temcîdlerle şanının yüceliği her zaman ikrar edilmeye layık yegâne Rab Sensin. Dilediğini dilediğin gibi gerçekleştirmeye muktedir olan da yalnız Sensin.

Sürurumuzun da hüznümüzün de ne ile, niçin ve nasıl olduğunu en iyi Sen bilirsin. Bizim hakkımızda gerçekleşecekler de, bizden sâdır olacaklar da hep Senin hükmündür.

Hükmün de Senin muradına uygun şekilde gerçekleşir. Onun gerçekleşmemesini istemek bizim için sû-i edep sayılır. Biz, sadece en seçkin kulların olan peygamberlerini ve onların izinde yürüyen dosdoğru ve mümtaz kullarını te’yîd buyurduğun gibi bizleri de nezdinden bir ruh ile desteklemeni dileriz.

Hiç şüphesiz Sen her şeye kâdirsin.

Ya Rabbelâlemîn! Senin inayetinle yeryüzünü yeniden şekillendiren Nebiy-yi Muhterem Efendimiz’e, âl ü ashâbına salât ü selâm eyle ve bütün Müslümanları işlerinde lütuflarınla te’yîd buyur. Âmîn!

----------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - MUĞNÎ "

TESBİH ADEDİ: 1100

TESBİH NİYETİ:  GEÇİM GENİŞLİĞİ, BOL RIZIK VE ZENGİNLİK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön