RAMAZAN 23 (7 HAZİRAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 23 (7 HAZİRAN)

ÖZEL KUR-4

MEAL”
YUNUS-44-45. “Şurası bir gerçek ki Allah, hiçbir şekilde insanlara zulmetmez;

fakat insanlardır ki, bizzat kendilerine zulmederler.

Allah onların hepsini mezarlarından kaldırıp bir araya topladığı gün dünyada sanki gündüz kısa bir süre kalmış ve bu süre içinde de birbirlerini ancak tanıyıp, (unutacak kadar bile bir vakit geçmemiş) gibi hissederler.

Ama (onlara çok kısa gelecek bu süre içinde) bir gün Allah ile karşı karşıya gelecekleri gerçeğini yalan sayanlar,

hiç şüphesiz kendilerine yazık etmişlerdir ve doğruyu bulup muratlarına ermiş değillerdir.”

---------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Kim güzel bir abdest alır,
sonra kalkıp farz namazını kılarsa,

ayağıyla yürüdüğü,
eliyle tuttuğu,
kulaklarıyla dinlediği,
gözleriyle baktığı
ve içinden geçirdiği günahları bağışlanır."

(Ebû Ümâme radıyallahu anh. Ahmed)

---------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Onlar “Kökleri sabit, dalları göklerde, latîf ağaçlar gibidirler ve Rabb’in izniyle her zaman meyve verirler.” Karda, kışta, baharda, yazda...

*Güvenip bel bağladıkları Kudreti Sonsuz sayesinde ne başkalarına temenna çeker, ne de yanıp sönen ışıklara aldanırlar.

*Gözlerin döneceği, ayakların bağının çözüleceği ve en bâlâ kametlerin dahi iki büklüm olacağı o dehşetli günü yâda getirdikçe, hayat ve ona ait her şeyi istihkar ederek, maddenin eline düşmekten sakınır ve eşya putuna başkaldırırlar.

*Lüks ve konfor en çok nefret ettikleri şeylerdendir.

*Rahat ve rehavete gömülmeyi, kendileri adına ölüm ve milletleri için de bir talihsizlik sayarlar.

*Ay batmış, güneş doğmamış, teker teker bütün yıldızlar silinip gitmiş; ama onlar yine yol ve yön değiştirmemişlerdir.

*Azimli, iradeli ve kararlı olmuşlardır sonuna kadar.

*Onlar, içinde yaşadıkları milletin hayat kâsesini taşıyan ruhanîler, millet de onların azat kabul etmez bendeleridir.

---------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Kur’an-ı Kerîm’in mucize derecesindeki belâgatidir.

Bu harikulâde belâgat, nazmının akıcılığından ve sağlamlığından, üslûbunun benzersizliğinden ve güzelliğinden, beyanının parlaklığından, üstünlüğünden ve saflığından, mânâsının kuvvetinden ve doğruluğundan, kelimelerinin güzel seçilmiş olmasından ve ahenginden doğar ki, insanlığın en dâhi edebiyatçılarını, en harika hatiplerini, en derin âlimlerini boy ölçüşmeye davet edip bin üç yüz senedir meydan okuyor, onların damarlarına şiddetle dokunuyor.

Buna rağmen, kibir ve gururlarından başları göğe vuran o dâhiler, Kur’an’a karşı ağızlarını açamayıp tam bir zilletle boyun eğiyorlar.

İşte Kur’an’ın belâgatindeki mucizelik yönlerine iki suretle işaret edeceğiz:

Birinci Suret: Kur’an-ı Kerîm’in indirildiği asırda Arap Yarımadası’nda yaşayan halk çoğunlukla ümmî idi, okuma yazma bilmiyordu.

Bu sebeple övünülecek şeylerini, tarihî hadiseleri ve ahlâkın güzelleşmesine yardım edecek hikmetli hikâyeleri yazmak yerine, sözlü şiir ve belâgat ile muhafaza ediyorlardı.  

Mânidar bir söz, şiir ve belâgatin cazibesiyle hafızalarda kalıyor, nesilden nesle aktarılıyordu.

İşte bu fıtrî ihtiyacın neticesinde o toplulukta mânen en çok revaç bulan şey, beyan üstünlüğü ve belâgat idi. Hatta bir kabilenin belâgat sahibi bir şairi, onların en büyük kahramanı gibiydi. En çok onlarla övünülürdü.

İşte İslamiyet’ten sonra âlemi idare eden o zeki topluluk, aralarında en çok revaç bulan, iftihar kaynakları olan, şiddetle muhtaç bulundukları belâgatte en ileri ve yüksek mertebedeydi.

Belâgat onlar için o kadar kıymetliydi ki, bir şairin bir sözü için iki kavim büyük bir savaşa tutuşur ya da onun bir sözüyle barışırdı. Hatta onların içinden yedi şairin yedi kasidesini “Muallakat-ı Seb’a” adıyla Kâbe’nin duvarına altınla yazmışlar, bununla iftihar ediyorlardı.

İşte böyle bir zamanda, belâgatin o kadar kıymetli olduğu bir sırada Kur’an-ı Mucizü’l Beyan indi.

Tıpkı, Hazreti Musa (aleyhisselam) zamanında sihir ve Hazreti İsa (aleyhisselam) zamanında tıp revaçta olduğu için onların mühim mucizelerinin o türden olması gibi...

İşte Kur’an, o zamanın ediplerini en kısa sûresine karşılık vermeye davet etti:

Eğer kulumuza indirdiğimiz Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğu hakkında şüpheniz varsa, haydi onun sûrelerinden birine benzer bir sûre meydana getirin.” (Bakara sûresi, 2/23) fermanıyla onlara meydan okudu ve dedi ki:

İman etmezseniz lânetlenecek, cehenneme gireceksiniz.”

Onların damarına şiddetli bir şekilde bastı, gururlarını dehşetli bir şekilde kırdı. O kibirli akıllarını hafife aldı. Onları önce ebedî yokluk ile sonra da ebedî cehennem ve dünyada idam ile tehdit etti. “Kur’an’ın bir sûresine karşılık veriniz yahut can ve malınız zarardadır.” dedi.

İşte, eğer Kur’an’ın sûrelerinden birine benzer bir sûre meydana getirmek mümkün olsaydı, acaba o zamanın inkârcıları, bir-iki satırla cevap verip Kur’an’ın davasını çürütmek gibi rahat bir çare varken, en tehlikeli, en zor olan savaş yolunu tercih ederler miydi?

Evet, bir zaman âlemi siyasetle idare eden o zeki millet, en kısa, rahat ve kolay yolu seçmez miydi?

Daha kolayı olsaydı, mallarını ve canlarını tehlikeye atacak uzun bir yolu tercih etmeleri hiç mümkün müydü?

Onların bir tek şairleri, Kur’an’ın birkaç harfinin benzerini getirebilseydi, Kur’an davasından vazgeçerdi, onlar da madden ve mânen helâk olmaktan kurtulurlardı. Hâlbuki savaş gibi dehşetli ve uzun bir yolu tercih ettiler.

Demek, Kur’an’a sözle üstünlük sağlamak mümkün değildi, bu yüzden kılıçla mücadeleye mecbur kaldılar.

---------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey Merhametliler Merhametlisi Allah’ım! Perde olmayacak, beni Senden, Senin âyetlerini ve Resûlünün kudsî beyanlarını anlamaktan uzaklaştırmayacak bir akıl ihsan et bana. Hususî olarak dostlarına, elçilerine, nebîlerine, sâdık kullarına bahşettiğin akıl nimetinden beni de faydalandır.

Nurunla, meşîet-i hâssana nâil olmuş kulların arasına kat.

Nurunu öyle geniş tut ki, hususî rahmet ve hidayetine erebileyim.

Allah’ım! Yol Senin yolundur. Fazl u ihsan Senin elindedir ve onu dilediğine verirsin.

Her şeyiyle nâmütenahi olan Vâsi’ ve olmuş-olacak, cüz’î-küllî her şeyi bilen Alîm Sensin. Dilediklerini hususî rahmetinle serfiraz eylersin. Çünkü Sen en büyük lütufların yegâne Sahibisin.

Ya Azîz ü ya Halîm, ya Ğaniyy ü ya Kerîm, ya Vâsi u ya Alîm, ya Ze’l-Fadli’l-Azîm!

Ne olur, beni hep yanında tut. Tut ki, Seninle kâim, gayrından sâlim olayım. Muhabbetine tutulayım. Azametine ilme’l-yakîn ile inanayım.

Allah’ım! Seninle aramdaki engelleri kaldır ki, bana hiçbir şey Senden daha yakın olmasın ve hiçbir şey Seninle aramda perde olarak kalmasın. Şüphesiz Senin gücün her şeye yeter.

Allah’ım! Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (aleyhi ekmelüttahiyyât), Senin izninle, olmuş ve olacak şeyleri gördüğü nurdan bana da ihsan buyur. Buyur ki, nefsime uymayıp Allah ahlâkıyla ahlâklanabileyim.

Malûmatı o nur ile görüp, dilediklerime acze düşmeden yine o nur ile erişebileyim. Bütün duaların sırlarına nigehban olup, o nur ile nefsimle beraber bedenimi, aklımla beraber kalbimi, sırrımla beraber ruhumu, basiretimle beraber işimi ve şahsiyetimle beraber vasıflarımı terbiye edebileyim.

Allah’ım! Senin gücün her şeye kâfidir.

Lâ havle velâ kuvvete illa billah/Gerçek güç ve kuvvet sadece Allah’a aittir ve İnneke alâ külli şey’in Kadîr/Şüphesiz Sen her şeye Kâdirsin.” hazinesinden beni de rızıklandır.

Şüphe yok ki o, Cennet hazinelerinden bir hazinedir.

Rabbim! Senin aşılamaz gücünü vicdanıma öyle duyur ki, içimdeki kendime ait kuvvet mülahazaları bütünüyle silinip gitsin.

Sonsuz gücünle öyle iğna et ki Allah’ım, nefsime ait “Yaptım, ettim.” gibi düşüncelerden tamamen arınayım.

Kendi tedbirim, kendi tercihim” gibi nefsanî mırıltılardan uzaklaşayım. Gafletten, şehvetten, nefsanîlikten, kahır ve ızdıraptan kurtulayım.
Rabbim! Efendimiz Hazreti Muhammed’e, paklardan pak âline, birr u kerem ile mevsuf ashâbına da salât ve selâm eyle.

---------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:   " EL- MÜTEKEBBİR "

TESBİH ADEDİ:  662

TESBİH NİYETİ: İZZET, REFAH VE GERÇEK BÜYÜKLÜĞE ERİŞMEK, HALK TARAFINDAN SEVİLMEK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön