RAMAZAN 27 (11 HAZİRAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 27 (11 HAZİRAN)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

HÛD-9-10-11. “Katımızdan insana bir rahmet tattırır, sonra da bu rahmeti ondan çekip alırsak, bu takdirde o, büyük hayal kırıklığı içinde son derece ümitsiz, olabildiğine nankör kesilir.

Buna karşılık, başına gelen bir sıkıntıdan sonra kendisine bir nimet tattırsak, hiç şüphe etmeyin ki, bu defa “Artık bütün dertler, sıkıntılar bitti!” der.

Dengesiz bir sevinç içinde tam bir şımarık ve mağrurun tekidir artık.

Ancak her iki durumda da sabredip (ümitsizliğe düşmeden, gurur ve şımarıklığa da kapılmadan) Allah’ın razı olacağı şekilde sağlam, doğru, yerinde ve ıslaha yönelik işler yapmaya devam edenler hariç.

İşte bu (pek kıymetli) zatlar için (sürprizlerle yüklü) bir mağfiret ve pek büyük bir mükâfat vardır.”

--------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"En kötü hırsızlık, namazdan çalmaktır."

"Kişi namazından nasıl çalar?" dediler.

"Rükû ve secdesini tam yapmamakla çalar." buyurdu.

(Nûman radıyallahu anh. Mâlik)

--------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Bir imtihanlar zinciridir hayat baştanbaşa.

*Tâ çocukluktan başlar insanoğlu için imtihanlar.

*Ve ruh bedenden ayrılacağı âna kadar da devam eder durur.

*Anlayıp sezebilenler için bu küçük küçük imtihanlar, birer eleme ve finale kalan ruhların tesbit edilmesiyle alâkalıdır; insanoğlunun vicdanında ve ruhanîlerin gözünde tesbit edilmesiyle...

*Çeşit çeşittir imtihanlar ve bütün bir hayat boyu, değişik boy ve derinlikte devam eder dururlar: Mektebe alınma imtihanı, sınıf geçme imtihanı, mektep bitirme imtihanı; evlâdın babadan, babanın evlâttan bulma imtihanı ve daha bir sürü imtihan...

*Hele bunlar arasında insanî düşünce ve yüksek ideallerinden ötürü “saf dışı” edilme ve vatandaşlık haklarından mahrum bırakılma imtihanı oldukça ağır ve gurur kırıcıdır.

*Bir de düşmanın amansızlığı ve insafsızlığı yanında, vefasız dostların eliyle çekilen imtihanlar vardır ki; doğrusu dayanılması en güç olan imtihan da işte budur.

*Zira, düşmanın hasımca vaziyeti, insanlık ve mürüvvetle telif edilmese bile, düşmanlık mantığına uygundur.

*Ne var ki, aynı kader çizgisinde kavga verenlerin, aynı duygu ve düşünceleri paylaşanların kıskançlık ve rekabet hissiyle, gammazlamalara düşmeleri, kat’iyen akıl ve mantıkla telif edilemez.
*Hele insanlık ve mürüvvetle asla..!

*Evet, böyle vefa umulan bir yerden ihanet ve cefa görmek, hem acı hem de oldukça düşündürücüdür.

*Ama neylersin ki; aldatmanın akıllılık, inhisar-ı fikir ve saplantıların sadakat, bağnazlığın muhafazakârlık sayıldığı bir dünyada, bu kabîl iptilâ ve imtihanlar eksik olmayacağından, bilip dayanmadan başka da çaremiz yoktur.

--------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(Dünden devam…)

Hem mesela:
(Kâfirler boğulduktan sonra yerle göğe:) ‘Ey yeryüzü! Vazifen bitti, suyunu yut. Ey gök! İhtiyaç kalmadı, yağmuru kes.’ diye emir buyruldu. Su çekildi, iş bitirildi, gemi Cudi üzerinde yerleşti ve ‘Kahrolsun o zalimler!’ denildi.” (Hûd sûresi, 11/44)

İşte bu ayetin belâgat denizinden bir damlaya işaret olarak üslûbunu bir temsil aynasında göstereceğiz.

Nasıl ki büyük bir savaşta bir kumandan, zaferden sonra ateş eden bir taburuna “Ateşkes!” ve hücum eden başka bir taburuna “Dur!” diye emreder. O anda ateş kesilir, hücum durur. Kumandan, “Savaş bitti, kazandık. Bayrağımız düşmanın yüksek kalelerinin burçlarına dikildi. En aşağı mertebeye giden o edepsiz zalimler cezalarını buldular.” der.

Aynen öyle de, âlemlerin benzersiz padişahı Cenâb-ı Hak, Nuh kavminin helâkı için göklere ve yeryüzüne emir vermiş. Vazifeleri bittikten sonra da, “Ey yeryüzü! Suyunu yut! Ey gök! Dur, işin bitti, su çekildi. Dağın başına bir memurumun çadır vazifesi gören gemisi kuruldu. Zalimler cezalarını buldular.” diye ferman etmiştir.

İşte şu üslûbun yüceliğine bak!

Yerler ve gökler itaatkâr iki asker gibi O’nun emrini dinler.” diyor.

İşte şu üslûp, insanın Yaratıcısına karşı isyanına kâinatın kızdığına, göklerin ve yeryüzünün hiddete geldiğine işaret ediyor.

Ayet, şu işaretle der ki: “Yerlerin ve göklerin iki itaatkâr asker gibi emrine uyduğu bir Zât’a isyan edilmez, edilmemeli…” Dehşetli bir men edişi bildirir. Tufan gibi büyük bir hadiseyi bütün neticeleriyle, hakikatleriyle birkaç cümlede mucizeli, i’cazlı, güzel, özlü bir şekilde anlatır. Şu belâgat denizinin diğer damlalarını buna kıyasla…

Şimdi kelimelerin penceresinden Kur’an’ın üslûbuna bak.

Mesela:
 “Ay için de birtakım safhalar, duraklar tayin ettik, dolaşa dolaşa nihayet eski hurma salkımının çöpü gibi kuru, sarı, kavisli bir hale gelir.” (Yâsîn sûresi, 36/39) ayetindeki “Eski hurma salkımının kuru, sarı, kavisli hali gibi.” ifadesi, ne kadar tatlı bir üslûbu gösteriyor.

Şöyle ki:
Ayın, Süreyya yıldızlarının dairesi olan bir menzili vardır. Ayet, ayı hilâl vaktinde yaşlı bir hurmanın beyaz dalına benzetir. Yani âdeta göğün yeşil perdesi arkasında bir ağaç bulunuyor ve o ağacın beyaz, sivri, nuranî bir dalı perdeyi yırtıp başını çıkarıyor.

Ayeti işitenin hayalinde, Süreyya yıldızı o dalın bir salkımı, diğer yıldızlar da o gizli yaratılış ağacının nurlu birer meyvesi gibi görünüyor.

Bu üslûbun, o devirde çölde yaşayan ve en mühim geçim kaynakları hurma ağacı olan insanlar için ne kadar münasip, güzel, tatlı ve yüce olduğunu zevkin varsa anlarsın.

Güneş de bir delildir onlara, döner gider yörüngesinde...” (Yâsîn sûresi, 36/38)

Güneşi de (ışığı kendinden) bir lamba yaptı.” (Nûh sûresi, 71/16)

Kur’an güneşten yalnız güneş olduğu için bahsetmez, onu ışıklandıran Zât adına bahseder.

Hem güneşin insan için lüzumsuz olan mahiyetini değil, aksine, vazifesini bildirir.

Güneşin, Cenâb-ı Hakk’ın kusursuz sanatına bir zemberek, yaratılıştaki intizama bir merkez ve o Ezelî Nakkaş’ın gece ve gündüz ipleriyle dokuduğu eşyadaki sanatın ahengine bir mekik vazifesi gördüğünü hatırlatır.

Kur’an-ı Kerîm’deki başka kelimeleri de bunlara kıyaslayabilirsin. Her biri âdeta basit, alışılmış birer kelime iken, ince mânâların definelerine birer anahtar vazifesi görür.

İşte Kur’an’ın üslûbu çoğunlukla bu ifade edilen tarzlarda yüksek ve parlak olduğundan, bazen bir bedevi bile onun bir tek sözüne hayran kalır, Müslüman olmasa da secdeye giderdi.

Mesela, bir bedevi
Artık sana emrolunanı, başları çatlatırcasına anlat onlara.” (Hicr sûresi, 15/94)
ayetini işittiği anda secdeye gitmişti.

Ona, “Müslüman mı oldun?” diye sorduklarında,
Yok,” dedi, “ben şu sözün belâgatine secde ediyorum.”

--------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Allah’ım! Günümüzün ilk saatlerini salâh, ortasını felah ve sonunu necâh/muvaffakiyet ile taçlandır.

Ey talihsizlerin sığınağı, ey acizlerin güç kaynağı, ey dertlilerin tabibi ve ey yolda kalmışların hâdî’si ve yol göstereni!

Ey Allah’ım! Düşmanlarımı bana güldürme. Beni kötü insanlara yoldaş etme. Beni dinime dokunan musibetlerle imtihana tâbi tutma. Dünyayı en büyük hedefim, tek düşüncem ve ilmimin varıp dayandığı son nokta yapma ve bana merhamet etmeyecekleri üzerime musallat eyleme.

Allah’ım! Gizlimi de açığımı da bilen Sensin! Lütfen özrümü ve tevbemi kabul buyur!

Neye ne kadar ihtiyacım olduğunu en iyi Sen biliyorsun. Ne olur dileğimi yerine getir.

Sen benim içimi de biliyorsun. Lütfen beni bağışla.

Allah’ım! Senden kalbime işleyecek bir iman ve sâdık bir yakîn diliyorum. Tâ ki, başıma ancak Senin takdir ettiklerinin geleceğine gönülden inanayım.

Allah’ım! Sen her türlü kemâlât ile muttasıf, bütün noksanlardan da berî bir Sübbûh u Kuddüs’sün. Gece karanlığı, gündüz aydınlığı, Güneş şuası, Ay nuru, su çağıltısı, ağaç hışırtısı, sema yıldızları, arz toprağı, dağlar kayaları, çöller kumları, deryalar dalgaları, karalar ve denizler de sinelerinde barındırdıkları bütün canlıları ile hep Seni teşbih edip durmaktadır.

Sen Samed ü Ferd’sin. Semada izzetin, arzda hükmün, arşın üzerinde celâlin, Cennet’te rahmetin, Cehennem’de de azabınla tecelli edersin.

Melekler Senin ordularının askerleridirler. Onlar Seni tesbih eder, ara vermeden, fütur getirmeden gece-gündüz hep Sana hamd ü senada bulunurlar. Senden başka bir ilah yoktur. Hamd ü sena yalnız Senin hakkındır. Şefkat ve ihsanı sonsuz Hannân ü Mennân Sen, gökleri ve yeri eşsiz şekilde yaratan Bedî’ Sen, celâl ve ikramı cem’ eden Sultanlar Sultanı da Sensin.

Bütün bunları ikrâr ederek birbirinden güzel isimlerin, birbirinden yüce ve kıymetli nimetlerin, büyük burhanın, hak ve hakikati ayan-beyan ortaya koyan hüccet-i bâliğan ve tastamam kelimelerin hürmetine Sana yalvarıyorum Allahım:

Beni korkup çekindiklerimden emîn eyle.

Efendimiz Hazreti Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem), temizlerden temiz ehline, iyilerden iyi ashâbına salât ü selâm eyle Allah’ım ve o salavât hürmetine dualarımı kabul buyur. Amin..!

--------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:   " EL- GAFFÂR "

TESBİH ADEDİ:  1281

TESBİH NİYETİ:  BAĞIŞLANMAK VE GÜNAHLARDAN KORUNMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön