RAMAZAN 28 (12 HAZİRAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 28 (12 HAZİRAN)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

HÛD-15-16. “Kim iradesini dünya hayatını tercihte kullanır ve onun süsünü, şatafatını arzularsa,

(hikmet ve sebepler dairesinde dilediğimize dilediğimiz ölçüde takdir buyurup vermekle birlikte,) onların bu gayeye yönelik olarak yaptıkları gerekli çalışmaları dünyada karşılıksız bırakmayız;

bu hususta kendilerine haksızlık yapılmaz, mağdur da edilmezler.

Ama onlar öyle kimselerdir ki, kendileri için Âhiret’te Ateş’ten başka bir şey yoktur;

dünyada meydana getirdikleri bütün eserler dünyada kalmış ve Âhiret açısından heder olmuş,

yaptıkları bütün işler, hattâ iyilikler bile boşa gitmiştir.”

--------------------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Kim her farz namazından sonra Ayetelkürsiyi okursa,

öbür namaza kadar o, Allah’ın korumasında olur."

(Hasan radıyallahu anh. Taberânî)

--------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*İnsan imtihanlarla saflaşır ve özüne erer.

*Hayat, imtihanlar sayesinde yeknesaklıktan kurtulur ve renklilik kazanır.

*Ruh imtihan gördüğü nispette olgunlaşır ve büyük işleri göğüsleyebilecek hâle gelir.

*Geçirilen imtihanın ağırlığı ve soruların terleticiliği nispetinde, fert, insanlık mektebinde sınıf geçmeye ve yükselmeye hak kazanır.

*İmtihanın olmadığı bir yerde ferdin saflaşıp özüne ermesinden, toplumun gerilip çelikleşmesinden bahsedilemez.

*İmtihanla sıkışan ve büzülen ruhlardır ki yay gibi gerilir, ok gibi fırlar ve bir solukta hedefe ulaşırlar.

*Evet, sabah akşam onların çevrelerinde dolaşıp duran endişeler, yer yer yuvalarını sarsıp geçen açlıklar, susuzluklar, sıkıntılar, hatta mal ve canlarına gelen zarar ve ziyanlar, beklenmedik şekilde hâdiselerin demir paletleri altında kalıp ezilmeler, onları en sert çelikler hâline getirecek ve istikbale hazırlayacaktır.

*İmtihan görmemiş ölü gönüllerin ve ham ruhların, nefisleri adına insanlığa yükselmeleri bahis mevzuu olmayacağı gibi, içinde yaşadıkları topluma da en küçük bir menfaatleri dokunmayacaktır.

*Elmas gibi ruhların, kömür tıynetli kimselerden ayrılması imtihana bağlıdır.

*İmtihanın olmadığı bir yerde, altını taştan, topraktan; elması da kömürden tefrik etmeye imkân yoktur.
*Ve yine imtihanın olmadığı bir yerde, en uğursuz ruhlar en yüce kametlerle iç içedir.

*İmtihanla, melekler gibi sâfi ruhlar, habis ruhlardan ayrılır ve kendileri için mukadder zirvelere ulaşırlar.

--------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Kur’an mânâ itibarı ile ‘üslûb-u beyan’ yönünden son derece belâgatli olduğu gibi, ifadelerinde gayet akıcı bir ahenk ve düzgünlük vardır.

Dinleyeni usandırmaması, Kur’an’daki fesahatin varlığına kesin delildir.

Beyan ve mânâ âlimlerinin şahitlikleri de ondaki fesahatin hikmetinin apaçık bir ispatıdır.

Evet, Kur’an ifadeleri binlerce defa tekrar edilse de usandırmıyor, hatta lezzet veriyor.

Küçük bir çocuğun basit hafızasına dahi ağır gelmiyor, çocuk onu ezberleyebiliyor.

En hastalıklı, az bir sözden rahatsız olan kulağa dahi hoş geliyor.

Ölüm halindeki insanın damağına şerbet gibi oluyor.

Kur’an nağmeleri o insanın kulağına ve zihnine, aynen ağızdaki ve damaktaki zemzem suyu gibi leziz geliyor.

Kur’an’ın insanı usandırmamasının hikmeti ve sırrı şudur:

O, kalbe gıda, akla kuvvet ve zenginlik, ruha âb-ı hayat ve ışık, nefislere deva ve şifa olduğundan usandırmaz.

Her gün ekmek yeriz, usanmayız; fakat en güzel meyveyi her gün yesek usanırdık.

Demek Kur’an hak, hakikat, doğruluk, hidayet ve harika bir fesahate sahip olduğundan muhatabını usandırmıyor; gençliğini daima muhafaza ettiği gibi tazeliğini ve tatlılığını da koruyor.

Kureyş’in önde gelenlerinden dikkatli, belâgat sahibi biri, müşrikler tarafından Kur’an’ı dinlemek için gönderilmiş.

Dinlemiş, dönmüş ve demiş ki: “Şu kelâmın öyle bir tatlılığı ve tazeliği var ki, insan sözüne benzemez. Ben şairleri, kâhinleri biliyorum. Bu onların sözlerine hiç benzemiyor. Olsa olsa halkımızı kandırmak için Kur’an’a sihir demeliyiz.”

İşte, Kur’an-ı Hakîm’in en inatçı düşmanları bile onun kusursuz, açık ve akıcı üslûbuna hayran olmuşlardır.

Harflerin dizilişindeki ve söylenişindeki harikulâde, muntazam vaziyet ile gizli münasebet, güzel düzen, ince şiiriyet ve ahenk bu beyanın insan fikri olamayacağını iki kere iki dört eder derecesinde gösterir.

Madem Kur’an’ın harflerinde böyle intizam gözetilmiş; elbette kelimelerinde, cümlelerinde ve mânâlarında da öyle esrarlı bir intizam, öyle nurlu bir ahenk gözetilmiş olmalıdır ki, göz görse “Maşaallah”, akıl anlasa “Bârekallah” diyecektir.

Nasıl ki “Elhamdülillâh” gibi bir Kur’an ifadesi okunduğu zaman dağın kulağı olan mağarayı doldurur ve aynı ifade, bir sineğin küçücük kulağına da tamamen yerleşir.

Aynen öyle de, Kur’an’ın mânâları dağ gibi akılları doyurduğu gibi, sinek kadar küçük, basit akılları da aynı sözlerle talim ve tatmin eder.

Zira Kur’an, insanların ve cinlerin bütün tabakalarını imana davet eder. Hepsine iman ilimlerini öğretir, onları delilleriyle ispatlar. Öyleyse avam tabakadaki en cahil insanla havas tabakadan en seçkin biri omuz omuza, diz dize verip Kur’an dersini beraber dinleyebilir ve ondan istifade edebilir.

Demek, Kur’an-ı Kerim öyle bir semavî sofradır ki, binlerce farklı tabakadan akıllar, kalbler ve ruhlar o sofrada gıdasını buluyor, arzularına kavuşuyor ve ondan lezzet alıyor.

Hatta onun pek çok kapısı istikbalde gelecekler için kapalı bırakılmıştır. Eğer bu makama örnek istersen, Kur’an baştan sona buna örnektir.

Evet, bütün müçtehitler, sıddıklar, büyük İslam felsefecileri, hakikati delilleriyle bilen zâtlar, usûl, fıkıh ve kelâm âlimleri, arif veliler, âşık kutub zâtlar, hakikati inceden inceye araştıran âlimler ve halk tabakasından Müslümanlar gibi Kur’an’ın bütün talebeleri hep beraber diyor ki:
Dersimizi güzelce anlıyoruz.”

--------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey yedi kat semanın ve Arş-ı Azîm’in Rabbi Allah’ım!

Ey bizim Rabbimiz ve her şeyin Rabbi!

Ey Tevrat, İncil, Zebûr ve Furkân’ı indiren! Ey tohum ve taneleri çatlatıp yaran, yarıp onları gelişme yoluna koyan Rabbim! “Perçemini yed-i kudretinde” tuttuğun her bir canlının şerrinden Sana sığınıyorum.

Allah’ım! Evvel Sensin; Senden önce hiçbir şey yoktu.

Âhir Sensin; fenâ ve ademden münezzehsin; nihayette bütün varlık fenâ bulacak ve yine bir tek Sen kalacaksın.

Zâhir Sensin; Senden daha vâzıh, ayan-beyan bir hakikat yoktur.

Her şeyin ötesinde, ötelerin de ötesinde kâinat ve hâdiselerin biricik mercii Bâtın da yine Sensin.

Kereminden dileniyorum; lütfen üzerimdeki borçları ödemeye beni muvaffak kıl ve beni yoksullukla imtihan etme.

Allah’ım! Senden haşyet ve saygıyla dolu bir kalb dileniyorum. İman-ı daimî dileniyorum. İlmin faydalı olanını dileniyorum. Sâdık bir yakîn dileniyorum. Dosdoğru, sapasağlam bir dinî hayat dileniyorum. Her beladan afiyet dileniyorum. Afiyetini tamamlamanı dileniyorum. Afiyetinin devamını dileniyorum. Ve Senin afiyet nimetine karşı gönlümü şükür ve şükran hisleriyle doldurmanı dileniyorum.

Allah’ım! Dünyada ve âhirette Senden gönül zenginliği, göz tokluğu ve afiyet dileniyorum.

Ey dalâlet içindekileri ve başkalarını dalâlete sürükleyenleri hidayete ulaştıran, günahkârlara rahmetiyle yaklaşan, sürçerek kusur işleyenlerin kusurlarını affeden Yüce Allah’ım!

Büyük tehlikelerle karşı karşıya olan bu kuluna ve bütün Müslümanlara rahmetinle muamele et.

En büyük nimetlerinle şerefyâb eylediğin nebîler, sıddıklar, şehitler ve salihler gibi beni de Senin nezdinde her zaman diri olan ve rızıklarla serfiraz kılınan kullarından eyle.

Ey Ğaniyy, Hamîd, Mübdî’, Muîd, Râhim ve Vedûd olan Allah’ım!

Helal kıldıklarınla beni haram saydıklarından müstağni kıl. Gönlüme kulluğun lezzetini duyur ve ma’siyetlere girmeyi bana çirkin göster. Fazl u ihsanda bulun ve bizi Senden başkalarına muhtaç etme.

Allah’ım! Hakkı hak bilip ona uymak, bâtılı da bâtıl bilip ondan uzak durmak hususunda tevfîkini bize refîk eyle.

Allah’ım! Beni ne kendime, ne nefsimin hevasına, ne de bir başkasına, ne göz açıp kapayıncaya kadar, ne de ondan daha kısa bir süre için terk etme. Her zaman beni koruyup gözet. Nusret ve inayetinle daima yanımda ol.

Allah’ım! Beni, anne-babamı, kardeşlerimi, içinde yaşadığım toplum ve milletimi, sevdiklerimi, akrabalarımı, üstadımı, hocamı, bana hayır dualarla dua edenleri, hayır dua tavsiye edenleri, duanın hakikatini öğretenleri, dualarımdan bereket umanları mağfiret buyur.

Efendimiz Hazreti Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem), temizlerden temiz ehline, iyilerden iyi ashâbına salât ü selâm eyle Allahım ve o salavât hürmetine dualarımı kabul buyur. Amin..!

--------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL- KAHHÂR "

TESBİH ADEDİ:  311

TESBİH NİYETİ:  ZALİMLERİN VE DİN DÜŞMANLARININ KAHRINDAN KURTULMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön