RAMAZAN 30 (14 HAZİRAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 30 (14 HAZİRAN)

ÖZEL KUR-4

MEAL”
YUSUF-110. “Öyle oldu ki,

(daha önce helâk edilmiş bulunan topluluklara gelen) rasûller,

(o toplulukların inkârda, zulümde ve fısk u fücurda diretmeleri karşısında,) her şey böyle gidecek galiba diye sanki ümitlerini yitirme noktasına geldikleri ve bütün bütün yalanlandıklarına âdeta kanaat getirdikleri bir anda

kendilerine yardımımız ulaşıverdi.

İşte Biz böyle dilediğimizi kurtarırız; hayatları günah hasadından ibaret suçlulardan ise zorlu baskınımız asla geri çevrilmez.”

-----------------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Sofra kurulduğu zaman namaz kılınmaz.

Bir de tuvaleti sıkışan kişi namaz kılamaz."

(Aişe radıyallahu anha. Müslim)

-----------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Bayram bir neş’e ve sürur günüdür; bilhassa mânâsını bilenler için.

*İnsanlar sevinçli ve huzurlu görünürler bayramlarda; Yaratıcı’nın affına mazhar oldukları, cürm ü hatalardan kurtuldukları, geçmişi ve geleceği bir kere daha iç içe yaşadıkları için...

*Her bayram, milletin gönlünde bir huzur, vatanın simasında bir sürur olarak belirir ve bir sürü hatıraları tedâî ettirmekle de kemale erer.

*Bayramların tedâî ettirdiği bu hatıralardan gönüllere akıp gelen mutluluklar, bazen o günlerdeki zevk ve şenlikleri gölgede bırakacak kadar renkli, derin ve muhteşem olur.

*Bizler her bayramda, geçmişi ve geleceği hayallerimizde yan yana getirerek, muhteşem atalarımızın elleriyle, gökçek yüzlü torunlarımızın başlarını aynı anda öper; mazi ve müstakbelin bütün mutluluklarını vicdanlarımızda duyarak sonsuz zevklere ereriz.

*Karamsar ve bedbin gönüller bundan bir şey anlamasalar bile, geçmiş dâsitanî bütün renk ve cümbüşüyle, gelecek bin şevk ü tarâbıyla, her bayram, başlarımızın üzerinde bir gökkuşağı hâline gelir ve bize en parlak şehrâyinler ve donanma geceleri yaşatır.

*Evet, hangi saadet vardır ki, geçmişimize ait tabloların bütününü, geleceğe ait en çarpıcı manzaralarla yan yana müşâhede etmekten doğan gönüllerimizin mutluluklarla dolmasına denk gelebilsin!..

*Duygu, düşünce ve kalbi itibarıyla, hazır zaman gibi geçmiş ve gelecekle de alâkadar olan, onlardaki haz ve zevkleri vicdanında duyabilen insan ruhu, bayramı böyle kanatlanmış ve zamanın üstüne çıkmış olarak, çok farklı buudlarda idrak eder.

-----------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Mesela: “Göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık.” (Enbiyâ sûresi, 21/30) ayeti,

felsefe araştırmalarıyla kafası bulanmamış bir âlime şöyle bir mânâ ifade eder:

Gökyüzü berrak, bulutsuz; zemin kuru, cansız ve verimsiz bir halde iken.. göğü yağmurla, zemini yeşilliklerle donatıp bir tür izdivaç ve aşılama ile bütün canlıları o sudan yaratmak öyle bir Kadîr-i Zülcelâl’in işidir ki, yeryüzü onun küçük bir bahçesi, göklerin yüz örtüsü olan bulutlar ise o bahçede bir süngerdir. O âlim bu mânâyı anlar, Cenâb-ı Hakk’ın kudretinin büyüklüğüne secde eder.

Hakikati delilleriyle bilen, hikmet sahibi bir zâta o kelime şu mânâyı bildirir:

Yaratılışın başlangıcında gökler ve yerküre şekilsiz birer küme, işe yaramaz birer yaş hamur ve verimsiz, içi boş, toplu birer madde iken Fâtır-ı Hakîm, açıp genişleterek onlara güzel bir şekil, faydalı birer suret vermiş, onları ziynetli, sayısız varlığa yuva kılmıştır. O âlim bu mânâyı anlar, Yaratıcısının engin hikmetine hayran olur.

Yeni zamanın felsefecilerine ise şu kelime şöyle bir mânâyı ifade eder:

Güneş sistemini meydana getiren küremiz ve diğer gezegenler, başlangıçta güneşle birleşik, açılmamış bir hamur şeklindeyken; Kadîr-i Kayyum o hamuru açıp gezegenleri birer birer yerlerine yerleştirmiş, güneşi orada bırakıp yerküremizi buraya getirerek, zemine toprak sererek, gökten yağmur yağdırarak, güneşten ışık serperek dünyayı şenlendirip bizi içine koymuştur. O felsefeciler bu mânâyı anlar, başlarını tabiat bataklığından çıkarır, “Zâtında ve sıfatlarında eşsiz ve tek olan Allah’a iman ettim.” derler.

Kur’an bütün müçtehitlerin kaynaklarını, ariflerin zevklerini, hak yolcularının meşreplerini, kâmil zâtların yollarını ve hakikati delilleriyle bilen zâtların mezheplerini mânâ hazinelerinden ihsan etmekle beraber, onlara daima rehber olmuş, mânen yükselişlerinde yol göstermiştir.

Kur’an’ın tükenmez hazinesiyle yollarını aydınlattığı, bütün o zâtların doğruladıkları ve üzerinde birleştikleri apaçık bir hakikattir.

Kur’an şeriatın, hakikatin ve tarikatların çeşitli, sayısız ilimlerini kendi ilim denizinden akıttığı gibi, mümkinat dairesinin hakiki hikmetini, vücûb dairesinin hakiki ilimlerini ve ahiret âlemine ait sırlı bilgileri de o denizden muntazam bir şekilde, çokça akıtır.

Kur’an’ın üslûbunun o kadar hayret verici bir enginliği var ki, bir tek sûre, kâinatı içine alan o geniş Kur’an denizini kapsar.

Bir tek ayet, o sûrenin hazinesini içine alır.

Ayetlerin çoğu birer küçük sûre, sûrelerin çoğu da birer küçük Kur’an’dır.

İşte bu, Kur’an’ın az sözle çok şey anlatan mucizevî üslûbundaki irşadın büyük bir lütfu ve güzel bir kolaylığıdır.

Çünkü herkes her vakit Kur’an’a muhtaç olduğu halde, ya anlayışsızlığından ya da başka sebepler yüzünden her vakit Kur’an’ın tamamını okumaz yahut okumaya vakit ve fırsat bulamaz.

Onların Kur’an’dan mahrum kalmaması için her bir sûre, birer küçük Kur’an hükmüne, hatta her bir uzun ayet, birer kısa sûre makamına geçer.

-----------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey Sübhan, ey Sultan! Ey “doğurmamış ve doğmamış; hiçbir şey de Kendisine denk olmamış”

Yüceler Yücesi! Ey Merhametliler Merhametlisi! Rahmetine dehâlet ediyor ve Senden yakarışlarımızı nezd-i ulûhiyetinde kabul buyurmanı diliyoruz.

Ey Yüceler Yücesi Allah’ım! Evvelkiler içerisinde Efendimiz, Peygamberimiz, Sevgilimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm) salât ve selâm eyle.

Sonrakiler içerisinde Efendimiz, Peygamberimiz, Sevgilimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm) salât ve selâm eyle.

Efendimiz, Peygamberimiz, Sevgilimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm) her vakit ve her an salât ve selâm eyle.

Efendimiz, Peygamberimiz, Sevgilimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm) mele-i a’lâda kıyamet gününe kadar salât ve selâm eyle.

Efendimiz, Peygamberimiz, Sevgilimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm), bütün enbiya ve mürselîne, melâike-i mukarrebîne, gök ve yer ehli içinde, Sana kulluk tasmasını boyunlarında şerefle taşıyanlara salât ve selâm eyle.

Allah’ım! O İnsanlığın İftihar Tablosu’nun bütün ashâbından da razı ve hoşnut ol.

Allah’ım! Seyyidina Hazreti İbrahim ve ailesine salât ettiğin gibi, Efendimiz Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ailesine de yarattıkların sayısınca, Zâtının hoşnutluğunca, Arşının ağırlığı ve kelimelerinin mürekkepleri kadar, zikredenler zikrettiği, gafil olanlar da gafletlerinde kaldıkları sürece salât et. Muhakkak ki Sen, her bakımdan hamde layık ve şanı yüce olansın.

Allah’ım! Seyyidina Hazreti İbrahim ve ailesine bereket ihsan ettiğin gibi, Efendimiz Hazreti Muhammed (aleyhisssalâtü vesselâm) ve ailesine de aynı şekilde bereket ihsan et. Muhakkak ki Sen, her bakımdan hamde layık ve şanı yüce olansın.

Göklerde, yerde ve ikisi arasında olanlar sayısınca, Kulun, Habîbin ve Resûlün, Nebiy-yi Ümmî
Efendimiz Hazreti Muhammed’e, ehl-i beytine ve ashâbına salât ve selâm eyle. O salavât hakkı için bizim işlerimizde de, bütün Müslümanların işlerinde de lütuflarını oluk oluk akıt ey Âlemlerin Rabbi!

Allah’ım! Efendimiz Hazreti Muhammed’e, âl ve ashâbına, olanlar, olacaklar ve ilm-i İlahîde mevcut bulunanlar sayısınca salât ve selâm et.

Allah’ım! Ruhlar arasında Efendimiz Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) pak ruhuna, cesetler içerisinde O’nun mübarek cesedine, kabirler içinde O’nun Cennet bahçelerinden daha temiz olan Ravza-i Tâhire’sine ve isimler içerisinde O’nun nâm-ı celîline salât eyle.

Allah’ım! Güneş ve Ay’dan daha parlak olan Efendimiz Hazreti Muhammed’e Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Haydar-ı Kerrâr olan Hazreti Ali’nin (radıyallahu anhum ecmaîn) hasenâtı adedince, yeryüzünün bitkileri, ağaçların yaprakları sayısınca salât ve selâm eyle.

Allah’ım! Kendisiyle insanları dağınıklıktan kurtardığın kulun, kalblerin zulmetini aydınlığa çevirdiğin nebîn ve Seni seven ve yüce nezdinde sevilen her kuluna üstün kıldığın Habîbin Efendimiz Hazreti Muhammed’e salât ve selâm eyle.


Ve ey Allah’ım! O şanı yüce Habîbin hürmetine bizi de Müslüman olarak huzuruna al.

Allah’tan başka bir ilah yoktur ve Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun elçisidir.

Allah’ın salât ve selâmı O’na, rıza ve rıdvanı da Allah Resûlü’nün ashâbı üzerine olsun.

Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. Gerçek güç ve kuvvet de yalnız, yalnız O Aliyy ü Azîm’e aittir.

-----------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " ER- REZZÂK "

TESBİH ADEDİ:  308

TESBİH NİYETİ:  BOL RIZIKLI BİR ÖMÜR GEÇİRMEK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön