RAMAZAN 4 (19 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 4 (19 MAYIS)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

TEVBE-60. “Zekâtlar,

ancak fakir oldukları bilinenler,
gerçekten muhtaç fakat kendilerini belli etmeyen düşkünler,
onu toplamakla görevli memurlar,
kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlar ve dostlukları veya kötülüklerinin def’i umulanlar,
esir ve kölelikten kurtulacak veya kurtarılacaklar,
borçlarını ödeyemeyecek durumda olanlar,
Allah yolunda O’nun adını yüceltme uğruna gayret ve cihad eden, (ilim tahsili ve hac yolculuğunda bulunup da bunlara güç yetiremeyenler)
ve yolda kalmışlar içindir.

Bu konudaki Allah’ın kesin hükmü budur.

Allah, her şeyi hakkıyla bilendir; her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler bulunandır.”

--------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Allah’ın bana hidâyet ve ilim vererek göndermesi şuna benzer:

Bir yağmur ki yere yağmıştır,
yerin bir kısmı verimli toprak olduğu için,
o yağmur suyunu kabul edip emmiştir.
Otlar ve çimenler bitirmiştir.

Bir kısmı, çorak olduğu için suyu tutmuştur da,
insanlar ondan yararlanıp içmişler,
hayvanlarını ve tarlalarını sulamışlardır.

Bir cinsi de, ne suyu tutan, ne de ot bitiren düz yerlerdir.

Allah’ın dinini anlayan ve onu uygulayan
ve uygulamaları için benim gönderildiğim ilmimi yayan kimse ile,

büyüklenip, Allah'ın benimle gönderdiği hidâyeti
bir türlü kabullenmeyen kimseler de tıpkı böyledir."

(Ebû Mûsa radıyallahu anh. Buhârî)

--------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Mektep, hayatî bir laboratuvar; derslerimiz hayat iksiri; muallim ise bu esrarlı şifahanenin kahraman üstadıdır.

*Mektep bir öğrenme yeridir. Orada hayat ve ötesine ait her şey öğrenilir. Aslında hayatın kendisi de bir mekteptir. Ne var ki biz, hayatı da ancak mektep sayesinde öğreniriz.

*Mektep, hayatî hâdiselerin üzerine irfan hüzmeleri göndererek onları aydınlatır; talebelerine çevrelerini kavrama imkânını hazırlar.

*Aynı zamanda gayet hızlı olarak eşya ve hâdiseleri keşfetme yolunu açar ve insanı düşünce bütünlüğüne, tefekkürde istikamete ve çokta, Tek’e götürür.

*İyi bir mektep, fertte fazilet duygularını inkişaf ettiren, müdavimlerine ruh yüceliği kazandıran melekler otağıdır.
Gerçek muallim, saf ve temiz tohumun ekicisi ve koruyucusudur.

*İyisiyle, sağlamıyla meşgul olmak onun vazifesi olduğu gibi, hayat ve hâdiseler karşısında ona yön vermek ve hedef göstermek de ona aittir.

*Bin koldan akıp giden hayatın, kendine has hüviyeti kazandığı yer mektep olduğu gibi, çocuğun gerçek şeklini aldığı ve benliğinin sırlarına erdiği yer de mekteptir.

Mektebin, hayatın sadece bir parçasında insanı alakadar ettiği zannedilir; aslında o, kâinat mektebindeki bütün dağınık şeyleri bir arada görme ve gösterme vazifesiyle, çıraklarına daimî okuma imkânını hazırlayan, susarken dahi konuşan bir yuvadır.

*Bu itibarladır ki o, hayatın sadece bir bölümünü işgal ediyor görünse bile, bütün zamanlara hükmeden ve hâdiselere sözünü dinleten hâkimiyetin remzi bir yuvadır.

--------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

(Dünden devam)

Eğer çok dua edildiği halde belâlar ortadan kalkmazsa, “Dua kabul olmadı.” değil, “Duanın vakti sona ermedi.” denmelidir.

Cenâb-ı Hak lütuf ve keremiyle belâyı kaldırırsa –ki nur üstüne nur olur– duanın vakti biter, ilahî takdir yerine gelir.

Demek, dua bir kulluk sırrıdır.

Kulluk ise hâlis bir şekilde, sadece Allah için olmalı.

İnsan yalnız aczini ortaya koyup dua ile O’na sığınmalı, O’nun rubûbiyetine karışmamalı. İdareyi O’na bırakmalı, O’nun hikmetine güvenmeli, rahmetini itham etmemeli…

Evet, Kur’an ayetlerinin apaçık beyanıyla sabit olan, hakikatte her varlığın kendine has birer tesbihi, birer hususi ibadeti, secdesi bulunduğu gibi; bunlar bütün kâinattan Cenâb-ı Hakk’ın dergâhına giden birer duadır.

Bu dualar:
Ya kabiliyet diliyledir; bütün bitkilerin duaları gibi… Her biri kendi kabiliyetinin lisanıyla mutlak feyz, bereket ve bolluk sahibi Cenâb-ı Hak’tan bir suret talep eder ve O’nun isimlerinin tecellisine açıkça mazhar olmak ister.

Ya fıtrî ihtiyaç diliyledir; bütün canlıların, güçlerinin yetmediği zaruri ihtiyaçları için dualarıdır... Her bir canlı o fıtrî ihtiyacın lisanıyla mutlak cömertlik sahibi, çok ihsan eden Yaratıcısından hayatını devam ettirmek için bir tür rızık hükmünde bazı şeyler ister.

Veya çaresizlik diliyle bir duadır ki, çaresiz kalan her bir canlı, kesin bir iltica ile dua eder, bilmediği bir koruyucuya sığınır, belki Rabb-i Rahîm’ine yönelir. Bu üç çeşit dua, bir mâni olmazsa daima makbuldür.

Dördüncü çeşit –ki en meşhurudur– bizim duamızdır.

Bu da iki kısımdır: Biri fiil ve hâl ile, diğeri kalb ve söz iledir.

Mesela sebeplere uymak, fiilî bir duadır. Sebeplerin bir araya gelmesi, neticeyi meydana getirmek için değil, hal diliyle neticeyi Cenâb-ı Hak’tan istemek için, O’nun razı olacağı bir vaziyet almaktır.

Mesela çift sürmek, rahmet hazinesinin kapısını çalmaktır. Bu tür fiilî dua, mutlak cömertlik ve bol ihsan sahibi Cenâb-ı Hakk’ın isim ve unvanlarına baktığından büyük çoğunlukla kabul edilir.

İkinci kısım ise dille, kalbden dua etmektir.

Elinin yetişmediği bir kısım arzuları istemektir.

Bunun en mühim tarafı, en güzel gayesi, en tatlı meyvesi şudur:
Dua eden insan anlar ki, kalbinden geçenleri işiten, her şeye eli yetişen, her bir arzusunu yerine getirebilecek, acizliğine merhamet gösterecek ve fakrından dolayı ona yardım edecek biri var.

İşte ey aciz ve fakir insan! Dua gibi, rahmet hazinesinin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin kaynağı olan bir vesileyi elden bırakma.

Ona yapış, insanlığın en yüksek makamına çık. Bir sultan gibi bütün kâinatın dualarını kendi duanın içine al!

Bütün âlemi temsil eden bir kul ve umumi bir vekil gibi “Yalnız senden medet umarız.” de, kâinatın güzel bir takvimi ol!

--------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ey yakalayıp derdest etmesi pek çetin, Kendisine hiçbir elin ulaşmadığı, hiçbir gücün yetişmediği Hâkim-i Mutlak Cebbar, ey her şeyi kendi iradesine râm eden Kahhâr ve her şeyi yerli yerinde vaz’eden Hakîm! Mahlûkatının şerlerinden, yarattıklarının zulmetinden, nefislerin tuzaklarından, hasetçilerin kötülüklerinden Sana sığınıyoruz.

Fahr-i Kâinat Efendimiz Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) dilediği gibi, biz de Senden dünyada ve âhirette izzet diliyoruz.

Bize dünyada iman ve marifet izzeti, âhirette de likâ (kavuşma) ve müşâhede izzeti ver.

Muhakkak ki Sen her şeyi işittiğin gibi bizim dileklerimizi de işitir ve onlara icabet edersin. Zira Sen her şeye her şeyden daha yakınsın.

Senin nimetlerinin sınırsızlığına, kerem ve cömertliğinin hudutsuzluğuna, nurunun kemâline kasem ediyor ve Senden, bize meşîet, kudret ve ilim dairen içerisindekilerin en hayırlılarını lütfetmeni ve her türlü şerre karşı bizi koruyup kollamanı diliyoruz.

Dinî hayatımızı kemâle, üzerimizdeki nimetlerini de tamama erdir. Bizi apaçık ve tastamam bir hikmet ile lütuflandır.  Rızana muvafık temiz bir ömür sürmeyi ve güzel bir ölümle huzuruna varmayı nasip et.

Yüce Zâtının nuru, kudretinin azameti ve fazlının güzelliğiyle, berzahta, öncesinde ve sonrasında Seninle aramıza başkalarının girmesine müsaade etme.

Sen her şeye kâdirsin.

Allahım! Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve insanların kabre girince ilk defa gördüklerinde ürpererek karşılayacakları cesametli sual melekleri olan Nekîr ve Münker’e salât eyle. Âmîn!

--------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " ED - DÂRR "

TESBİH ADEDİ:  1001

TESBİH NİYETİ: ZARARLI KİŞİLERDEN EMİN OLMAK VE ONLARI ALLAH'A HAVALE ETMEK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön