RAMAZAN 5 (20 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 5 (20 MAYIS)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

TEVBE-64. “Münafıklar, kalplerinde gizledikleri (küfür, düşmanlık ve hileleri) yüzlerine vuracak bir sûrenin tepelerine inivereceği korkusu içindedirler.

Buna rağmen, bir yandan da alay etmekten geri durmazlar.

(Ey Rasûlüm, onlara) de ki:

Siz alay edin bakalım!

Allah, bilinmesinden korktuğunuz o şeyleri elbette içinizde koymayacak, orta yere döküverecektir.”

-------------------------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Yaptığın iyilik sebebiyle seviniyor
ve yaptığın kötülük sebebiyle üzülüyorsan,
sen müminsin."

(Ebû Ümâme radıyallahu anh. Taberânî)

-------------------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Bir çırak hüviyetiyle mektebe intisap eden her talebe, bütün bir ömür boyu oradan aldığı dersi tekrar eder durur.

*Oradan alınıp benliğe mâl edilen şeyler, birer tasavvur, birer hayal olabileceği gibi, birer hakikat, birer hüner de olabilir.

*Asıl mesele ise, elde edilen şeylerin fazilete giden yollarda bir rehber ve kapalı kapıları açan sırlı bir anahtar olmasıdır.

*Mektepte, ilim benliğe mâl edilir; insan bu sayede yaşadığı katı ve maddî dünyanın buudlarını aşar ve bir bakıma sonsuzluk sınırına ulaşır.

*Benliğe mâl edilememiş ilim ise, insanın sırtına vurulmuş bir yük, hem de mahcup edici bir yüktür.

*Böyle bir bilgi, sahibinin omzunda bir vebal ve şuuru teşviş eden bir şeytandır.

Evet, fikre bir aydınlık, ruha kanatlanma vaad etmeyen her türlü kaba belleme ve ezbercilik, benliği aşındıran bir törpü ve kalbe indirilmiş bir darbedir.

*Mektebin vereceği en iyi ilim, dıştaki hâdiselerle içteki irfanın uç uca getirilmesinden ibarettir.

*Bu mektepte muallim ise, dışımızda yaşanana içimizde canlılık kazandıran mürşiddir.

*Şurası muhakkak ki, hiçbir zaman değişmeyen ve durmadan derslerini tekrar eden en büyük mürşid ve en doğru üstad hayattır.

*Ne var ki, doğrudan doğruya ondan ders almasını bilmeyenler için aracılara ihtiyaç vardır ve bu güzide aracılar da, hayatla benlik arasında kürsü kuran ve hâdiselerin muğlak ifadelerine tercüman olan muallimlerdir.

-------------------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

İnsanın saadet ve hüsranının sebeplerini izah eden beş "nükte"den ibarettir.

İnsan ahsen-i takvimde, yani en güzel surette yaratıldığı ve kendisine gayet geniş bir kabiliyet verildiği için, aşağıların aşağısı olan “esfel-i sâfilin” seviyesinden ta yükseklerin en yükseği “âlâ-yı illiyyin”e, yerden arşa, zerreden güneşe kadar dizilmiş makamlara, mertebelere, derecelere çıkabileceği ya da seviyelere düşebileceği bir imtihan meydanına atılmıştır.

Önünde sonsuz alçalıp yükselebileceği iki yol açılmış ve insan bir kudret mucizesi, yaratılışın neticesi ve bir sanat harikası olarak şu dünyaya gönderilmiştir.

İşte insanın bu müthiş yükseliş ve alçalışının sırrını beş “nükte”de anlatacağız.

Birinci Nükte
İnsan, kâinattaki çoğu varlık türüne muhtaç ve onlarla alâkalıdır.

İhtiyaçları âlemin her tarafına dağılmış, arzuları ebede kadar uzanmıştır.

Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Bir bahçeyi arzu ettiği gibi, ebedî cenneti de arzu eder.

Bir dostunu görmeyi aşk ve şevkle dilediği gibi, Cemîl-i Zülcelâl’i görmeyi de arzular.

Başka bir yerdeki sevdiğini ziyaret etmek için oranın kapısını açmaya muhtaç olduğu gibi, dostlarının berzah âlemine göçmüş yüzde doksan dokuzunu ziyaret etmek ve ebedî ayrılıktan kurtulmak için, koca dünyanın kapısını kapayacak, hayret verici şeylerin bir mahşeri olan ahiretin kapısını açacak, dünyayı kaldırıp yerine onu kuracak ve koyacak bir Kadir-i Mutlak’ın dergâhına sığınmaya da muhtaçtır.

İşte şu vaziyetteki insana hakiki Mabud, yalnız her şeyin dizgini elinde, her şeyin hazinesi katında bulunan, her yerde hazır ve nâzır, mekândan münezzeh, aczden uzak, kusurdan mukaddes, noksanlıktan yüce bir Kadîr-i Zülcelâl, bir Rahîm-i Zülcemâl, bir Hakîm-i Zülkemâl olabilir.

Çünkü insanın sınırsız ihtiyaçlarını ancak sonsuz kudrete ve her şeyi kuşatan ilme sahip bir Zât karşılayabilir. Öyleyse ibadet edilmeye lâyık yalnız O’dur.

İşte ey insan! Eğer yalnız O’na kul olursan bütün varlıkların üstünde bir makam kazanırsın.

Kulluktan yüz çevirirsen aciz varlıklara alçak bir kul olursun.

Eğer kendine ve kuvvetine güvenip tevekkül ve duayı bırakır, kibre ve benlik davasına saparsan, o vakit iyilik ve bir şey var etme yönünden, arıdan ve karıncadan daha aşağı, örümcekten ve sinekten daha zayıf düşersin.

Şer ve tahrip yönünden ise bir dağdan daha ağır, vebadan daha zararlı olursun.

Evet, ey insan! Senin iki yüzün var: Biri icat, varlık, hayır, müspet ve fiil yüzündür.

Diğeri ise tahrip, yokluk, şer ve inkâr mahiyeti taşıyan, tesir altında kalan yüzündür.

Birincisi itibarı ile arıdan, serçeden daha aşağı; sinekten, örümcekten daha zayıfsın.

İkinci yüzünle ise dağları, yerleri, gökleri geçersin. Onların yüklenmekten çekindiği ve bu hususta acizliklerini gösterdiği bir yükü kaldırırsın. Onlardan daha geniş, daha büyük bir daireyi kuşatırsın.

Çünkü sen yalnız elinin ulaştığı, gücünün yettiği kadar iyilik yapabilir ve bir şey var edebilirsin.

Fakat fenalık yapsan ve bir şeyi tahrip etsen, fenalığın haddini aşar ve tahribin gittikçe yayılır.

Sözün Özü: Nefs-i emmare tahrip ve şer yönünden sonsuz cinayet işleyebilir, fakat bir şey var etme ve hayır yönünden iktidarı pek azdır, sınırlıdır. Evet, insan bir evi bir günde harap eder, yüz günde yapamaz.

Ama bencilliği ve gururu bıraksa, hayır ve varlık için Cenâb-ı Hak’tan yardım istese, şerden, tahripten ve nefsine güvenmekten vazgeçse, istiğfar ederek tam kul olsa “Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir.” sırrına erişir. Ondaki sonsuz şer kabiliyeti, sonsuz hayır kabiliyetine döner. İnsan “ahsen-i takvim” kıymetini alır, yükseklerin en yükseği mertebeye çıkar.

-------------------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ya Allah, ya Aliyy, ya Azîm, ya Halîm, ya Alîm, ya Hakîm, ya Kerîm, ya Semî’, ya Karîb, ya Mücîb, ya Vedûd!

Lütfunla ihtiyaçlarımızı karşıla.  Kötülük ve zarar bulutlarını üzerimizden kaldır. Sinelerimizi gam ve kederden arındır. Bize çıkış yolları ihsan buyur; buyur ki, hiç şüphesiz Sen her şeye gücü yeten Kudreti Sonsuzsun.

Allah’ım! Sen dilediğinin nasibini bollaştırır, dilediğin kimsenin payını da daraltırsın.

Bizi Senin rahmetine ulaştıracak nasibimizi bollaştır Allah’ım!

Bize şefkatinle muamele buyur ve bizi azabından koru. Hilmini göster ve affınla sarıp sarmala. Dostlarının âkıbetlerine saadet mührünü vurduğun gibi bizim âkıbetimizi de mes’ûd eyle. En hayırlı ve en bahtiyar günlerimizi Sana kavuştuğumuz günler eyle.

Fazlınla muamele buyurup rahmet meydanlarına al bizi. Nurundan ismet (günahlardan sıyanet) libasları giydir bize. Aklımızı, ruhumuzu ve nefsimizi Sana kulluğumuzda her zaman bizimle beraber eyle.

Ta ki Seni daha çok tesbih ve tenzih edelim. Ve Seni daha çok analım. Aslında Sen bizim bütün hallerimizi hakkıyla görmektesin.”

Biz zaaflarımızın muktezası olarak Seni unutursak, ne olur, Sen bize unutma muamelesi yapma ve Seni en güzel andığımız zamanlarda nasıl anıyorsan bizi, unuttuğumuz zaman da öyle an.

Biz isyan etsek de sen merhamet et. İtaat ettiğimizde nasıl merhamet ediyorsan, isyanda bulunduğumuzda da öyle merhamet et.

Gelmiş geçmiş bütün günahlarımızı affet.

Bize lütufta bulun ve Seninle aramıza hiçbir şeyin girmesine müsaade etme.

Allah’ım! Efendiler Efendisi Hazreti Muhammed’e ve en büyük meleklerden ikisi olan vaad, müjde ve sevap arşının hâmili Hazreti Rıdvan ile vaîd, tehdit ve ikab arşını taşıyan Hazreti Mâlik’e (aleyhimesselâm) salât ve selâm eyle. Mennân-ı Hakikî Sensin. Senin salavâtın Efendimiz’in ve o iki büyük meleğin üzerine olsun. Âmîn!

-------------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EN - NÂFİ' "

TESBİH ADEDİ:  201

TESBİH NİYETİ:  HASTALIKLARDAN KORUNMAK, ŞİFA BULMAK, ZARARLARDAN UZAK DURMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön