RAMAZAN 7 (22 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 7 (22 MAYIS)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

TEVBE-69. “İşte böyle, ey münafıklar ve kâfirler!

Tıpkı sizden önce gelip de helâk olup gitmiş topluluklar gibi.

Bir farkla ki onlar, sizden daha güçlü, malları ve evlâtlarının çokluğu bakımından sizden daha ileride idi.

Onlar, bu dünyada paylarına düşen nimet ölçüsünde zevk sürmeye baktılar; nasıl sizden öncekiler böyle paylarına düşen nimet ölçüsünde zevk sürmeye baktılarsa, nitekim siz de payınıza düşen nimetler ölçüsünde zevk sürmeye kalktınız ve hep birlikte (oyun ve eğlence) bataklığına dalanlar gibi siz de daldınız.

O münafık ve kâfirlerin bütün yaptıkları, dünyada da Âhiret’te de heder olup gitti.

İşte öyleleridir bütün bütün kaybedip kendilerini helâke atanlar.”

---------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Birinizin içinde iman, elbisenin eskimesi gibi eskir.

Allah’tan kalplerinizdeki imanı yenilemesini dileyin!"

(İbn Amr radıyallahu anh. Taberânî)

---------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Öğrenme ve öğretme göklere dayalı iki yüce vazifedir.

*Bu vazife ile, insanın ruhundaki ehlîlik ve ehliyet ortaya çıkarılır ve o, topluma armağan edilecek hâle getirilir.

*Öğrenme ve öğretme imbiğinden geçmemiş fertte, insanî meziyetler ve yükseltici hususiyetler gelişmediği için, içtimaî bir hüviyet aramak da beyhudedir.

*Ancak, neyin öğrenilip, neyin öğrenilmemesi lazım geldiğini ve nelerin ne zaman verileceğini bilmek de, en azından öğrenme ve öğretme kadar mühimdir.

*Bilgi adına mevsimsiz verilmiş nice şeyler vardır ki, dimağı çepeçevre sarmış bir sis gibidir.

*Böyle bir bilgi, sahibine ışık tutamayacağı gibi başkalarına da faydalı olmayacaktır.

*Bilmek zâtî bir değer ifade etse de, çok defa talibinin omuzunda bir yük ve bir vebaldir.

*Hele her şeyi bilmek isteyenlerin ve sırf bilmiş olmak için ilim edinenlerin bilgisi, onları birer malûmat hamalı yapmaktan başka bir şeye yaramayacaktır.

*Öğrenilip öğretilecek her şey, insan şahsiyetini bütünleştirici ve iç âlem ile eşya ve hâdiseler arasındaki ince münasebeti keşfe matuf olmalıdır.

*Hatta bundan da öte, öğrenilen şeye ait her parça, pratiğe sağlam bir mesnet ve yeni terkiplere götürücü esaslı birer rehber mahiyetinde bulunmalıdır.

---------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Üçüncü Nükte:

İnsan, fiil ve amel yönünden, maddî çabası itibarı ile zayıf bir hayvan, aciz bir varlıktır.

Bu yöndeki tasarruf dairesi ve sahipliği o kadar dardır ki, ancak elinin yetişebildiği yere kadardır.

Hatta dizginini insanın eline veren ehil hayvanlar, onun zayıflığından, aczinden ve tembelliğinden birer hisse aldıkları için yabani emsalleriyle kıyaslandıklarında büyük fark görülür; ehil keçi ve öküz ile yabani keçi ve öküz arasındaki fark gibi...

Fakat aynı insan infialleri, kabulleri, duası ve yakarışıyla şu dünya hanında aziz bir yolcudur.

Ve öyle bir Kerîm’e misafir olmuştur ki, o Zât sonsuz rahmet hazinelerini insana açmıştır.

Sanatla yarattığı hadsiz varlıklarını, hizmetkârlarını onun emrine vermiş ve o misafirinin gezmesi, seyretmesi ve faydalanması için öyle büyük bir daire açıp hazırlamıştır ki, o dairenin yarıçapı, yani merkezden çevre çizgisine kadar gözün ulaştığı miktar, belki hayalin gittiği yere kadar geniş ve uzundur.

İşte eğer insan benliğine dayanıp dünya hayatını asıl gaye yaparak geçim derdiyle, bazı geçici lezzetler için çalışsa gayet dar bir daire içinde boğulur gider. Kendisine verilen bütün donanım, uzuvlar, latifeler ondan şikâyet ederek mahşerde aleyhinde şahitlik yapacak ve davacı olacaktır.

Fakat insan kendini dünyada misafir bilse, ömür sermayesini misafir olduğu Kerîm Zât’ın izni dairesinde sarf etse öyle geniş bir dairede uzun, ebedî bir hayat için güzelce çalışır ve ferah bulup istirahat eder.

Sonra âlâ-yı illiyyîne, yani en yüksek mertebelere kadar çıkabilir.

Hem insana verilen bütün bu donanım ve uzuvlar, ondan memnun olarak ahirette lehinde şahitlik eder.

Evet, bütün bu harika donanım, insana şu önemsiz, geçici dünya hayatı için değil, pek mühim, bâki bir hayat için verilmiştir.

Çünkü insanı hayvana kıyaslarsak görürüz ki, o, donanımı ve uzuvları itibarı ile çok zengindir.

Hayvandan yüz derece üstündür.

Dünya hayatının lezzetini tatmakta ve hayvanca yaşayışta ise yüz derece aşağı düşer.

Zira aldığı her lezzette binlerce elemin izi vardır.

Geçmiş zamanın elemleri, gelecek zamanın korkuları ve her bir lezzetin de bir gün yok olacağını bilmenin kederi, onun zevklerini bozuyor ve lezzetinde bir iz bırakıyor.

Fakat hayvan öyle değildir.

Elemsiz bir lezzet alır, kedersiz bir zevk hisseder. Onu ne geçmiş zamanın elemleri incitir ne gelecek zamanın korkuları ürkütür. Rahatça yaşar, yatar ve Hâlık’ına şükreder.

Demek, “ahsen-i takvim” denilen en güzel surette yaratılan insan, her şeyini dünya hayatına sarf etse, sermaye bakımından hayvandan yüz derece yüksek olduğu halde, serçe gibi bir canlıdan yüz derece aşağı düşer.

---------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ya Rabbelâlemîn, evvela Sen içimize tevbe hissini at ki, bizim tevbemiz onun peşinden gelebilsin.

Nasıl Âdem (alâ nebiyyina ve aleyhisselâm) Senden bazı kelimeler öğrendi ve onlara göre hareket ettiyse, bize de öyle öğrenmeyi ve öğrendiklerimizle amel etmeyi müyesser kıl.

Tâ ki, insanlığın atası o masum peygamberi tevbe ve salih amellerde kendimize örnek alabilelim.

Yanlışta inat ve ısrar gibi şeytânî amellerden ve haddini bilmezlerin başı olan İblis’e benzemekten bizi uzak tut.

Günahlarımızı sevdiğin kullarının günahları gibi kabul et.

Hasenâtımızı buğzuna istihkak kesbetmiş kullarının haseneleri gibi sayma.

Sen kulundan hoşnut değilsen hasenenin kula ne faydası olabilir ki! Sen razı isen seyyienin insana ne zararı dokunabilir ki!

Ya Rab! Sen bizim hep havf ve reca, korku ve ümit arasında hareket etmemizi murad buyurdun.

Ne olur, merhamet et ve bizi korktuklarımızdan emin eyle. Umduklarımızda bize haybet ve hüsran yaşatma.

Dilediklerimizi ve dilendiklerimizi ihsan buyur. Biz isteme durumunda değil iken, bize imanı bahşeden de başkası değil Sendin.

Ferman buyurdun, bize (imanı) sevdirdin, (onu kalblerimizde) güzelleştirdin, (küfür, isyan ve fıskı bize) kerîh gösterdin. Lisanlarımıza murad-ı Sübhanîni söylettin.

Bize olan nimetlerinden dolayı Sana sonsuz şükürler ediyor, bizi mağfiret buyurmanı, ihsan ettiklerini geri almak suretiyle cezalandırmamanı, nimetlerinden, onlara şükürle mukabeleden ve hoşnutluğundan mahrum etmemeni diliyoruz.

Yüce Allah’ım! Biz kapıkullarını Senin kaza ve kaderine karşı her hâl ü kârda rıza gösterme ufkuna eriştir ve kulluğun zorluklarına katlanıp ibadet ü taatten ayrılmama, günah yolunun nefse hoş gelmesine mukabil ma’siyetlere düşmeme, bizim için ar ve kusur sayılabilecek ve bizi Senden uzaklaştıracak beşerî bir kısım arzulara kapılmama istikametinde sabrımızı enginleştir.

Allah’ım! Bizi imanın hakikatine ulaştır, ulaştır ki Senden başkasından korkmayalım, kimseden maddî-manevî bir şey beklemeyelim, Senden gayrı hiçbir şeyi zâtından dolayı sevmeyelim ve yine Senden başka hiç kimsenin önünde eğilmeyelim.

Allah’ım! Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve O’nun nebî ve resûl kardeşlerine, mahlûkatın sayısınca, Ulu Zâtının rızası, Arşının ağırlığı ve kelimelerinin mürekkepleri miktarınca salât eyle. Âmîn!

---------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - HÂDÎ "

TESBİH ADEDİ:  400

TESBİH NİYETİ:  DOĞRU YOLU BULMAK VE ÇOCUKLARININ SERKEŞ OLMAMASI…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön