RAMAZAN 8 (23 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 8 (23 MAYIS)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

TEVBE-70. “Yoksa o münafık ve kâfirlere onlardan önce helâk edilen toplulukların, Nuh kavminin, Âd ve Semûd’un, İbrahim’in kavminin, Medyen halkının ve şehirleri yerle bir edilen o topluluğun (Lût kavminin) ibret dolu tarihleri anlatılmadı mı?

Kendilerine gönderilen rasûller onlara gün gibi ortada gerçekler ve apaçık delillerle gelmişlerdi.

Allah, onlara asla zulmetmiş değildi; fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.”

----------------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Allah, rızıklarınızı bölüştürdüğü gibi, aranızda ahlâklarınızı da bölüştürmüştür.
  
Allah, dünyayı sevdiğine de, sevmediğine de verir.

Ama dini ancak sevdiklerine verir. Kime dini vermişse, onu kesinkes sevmiştir.

Nefsim elinde olana yemin ederim ki, kalbi ve dili Müslüman olmadıkça,
bir kul Müslüman olamaz.

Komşusu kötülüklerinden emin olmadıkça, kişi tam mümin olamaz!"

(İbn Mesûd radıyallahu anh. Ahmed)

----------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Şahsiyetimizle eşya arasındaki esrarı çözmeye matuf olmayan bir ilmin, haricî dünya adına ve onunla bütünleşme hesabına bize kazandıracağı hiçbir şey yoktur.

*Aynı zamanda bu durum vicdanın böyle muammalar karşısında mahkûm olması demektir.

*Vicdana kol kanat olup onu seyyal kılacak husus, onun haricî duyuşlarıyla, içteki bulunuşudur.

*Binaenaleyh o, bu kol ve kanattan mahrum edilince, asla kendinden bekleneni eda edemeyecektir.

*Onun için, sadece öğrenmek ve önüne gelen her şeyi öğrenmek, götürdüğü şeyler itibarıyla hiç bilmemekten daha tehlikelidir.

*Bu itibarladır ki, insanı bilgi budalası yapabilecek bilgileri öğrenmek yerine, kâinatla bütünleşmeye götürücü şeylere gönül verilmelidir.

*Bu husus, düşüncenin ilk merhalesi, öğrenme ruh ve ciddîliğinin de en sağlam belirtisidir.

*Bu teminatı elde ederek ilim yoluna koyulma, insanı ezbercilik ve hafıza müsabakasından kurtaracağı gibi, materyalizmin içine düştüğü kışırla iştigal ve hezeyanlardan da koruyacaktır.

*Her şeye merak sardıran ve her gördüğünü ve duyduğunu öğrenmek isteyen, ciddî hiçbir şey öğrenemez.

*Gerçek ilim ve tefekkür “bu lazımdır” denen şeyle, iştigal nispetinde elde edilir.

----------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Dördüncü Nükte:

İnsan şu kâinatta pek nazik ve nazlı bir çocuğa benzer: Zayıflığında büyük bir kuvvet, aczinde büyük bir kudret vardır. Çünkü zayıflığının kuvveti ve aczinin kudreti sayesinde şu varlıklar onun emrine verilmiştir.

Eğer insan zayıflığını anlayıp sözleriyle, haliyle, tavırlarıyla dua etse ve aczini bilip Cenâb-ı Hak’tan yardım dilese, bu nimetin şükrünü edâ etmekle beraber isteklerine öyle bir şekilde erişir ki, kendi iktidarıyla onun yüzde birine bile ulaşamaz.

Fakat bazen hal diliyle yaptığı dua neticesinde elde ettiği bir isteğini yanlışlıkla kendi gücüne verir.

Mesela, yavrusunun zayıflığındaki kuvvet, tavuğu aslana saldırtır.

Dünyaya yeni gelen aslan yavrusu, o canavar ve aç aslanı kendine hizmet ettirir, annesi aç kalırken kendisi doyar.

İşte zayıflıktaki dikkat çekici kuvvet ve seyretmeye değer bir rahmet cilvesi...

Nasıl ki, nazlı bir çocuk ağlamakla, istemekle veya üzgün haliyle arzularına ulaşır ve öyle kuvvetli kimseler ona hizmet eder ki, bu sayede elde ettiği arzularının binde birine kendi kuvvetçiğinin bin katıyla erişemez.

Demek, zayıflığı ve aczi, onun hakkında şefkat ve himaye duyguları uyandırdığı için küçücük parmağıyla kahramanları kendine boyun eğdirir.

Şimdi böyle bir çocuk, o şefkati inkâr ve o himayeyi itham eder şekilde, ahmakça bir gururla, “Ben bunları kendi kuvvetimle yapıyorum.” dese, elbette bir tokat yiyecektir.

İşte insan da Hâlık’ının rahmetini inkâr ve hikmetini itham edecek bir tarzda, nankörce, Karun gibi “Ben servetimi kendi ilmimle, kendi kuvvetimle kazandım.” derse, elbette bir azap tokadına müstahak olur.

Demek ki, insanlığın şu görünen saltanatı, ilerlemesi ve medeniyetle ulaştığı mükemmellikler; zorla, üstünlükle, mücadeleyle meydana gelmemiş, aksine, bütün bunlar insana zayıflığından, aczinden ve fakrından dolayı verilmiş, cehaletinden ötürü ilham edilmiş ve ihtiyacı için ikram edilmiştir.

Ve o saltanatın sebebi, insanın ilmiyle elde ettiği kuvvet ve iktidar değil, Cenâb-ı Hakk’ın şefkati, merhameti, rahmeti ve hikmetidir ki, eşyayı insanın emrine vermiştir.

Evet, gözsüz bir akrep ve ayaksız bir yılan gibi haşerelere mağlup olan insana küçük bir kurttan ipekli elbiseler giydiren, zehirli bir böcekten balı yediren kendi iktidarı değil; Cenâb-ı Hakk’ın, onları zayıflığının neticesi olarak insanın hizmetine vermesi ve Rahmanî ikramıdır.

Ey insan! Madem hakikat böyledir, gururu ve bencilliği bırak!

Cenâb-ı Hakk’ın ulûhiyet dergâhında aczini ve zayıflığını yalvarırcasına, fakr ve ihtiyacını yakarış ve dua diliyle ilan et ve kul olduğunu göster, “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!” de, yüksel!

Sakın, “Ben bir hiçim, ne kıymetim var ki bu kâinat bir Hakîm-i Mutlak tarafından kasten benim emrime verilsin, benden engin bir şükür istensin?” deme!

Çünkü sen, nefsin ve suretin itibarı ile hiç hükmünde olsan da, vazifen ve merteben noktasında şu haşmetli kâinatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli varlıkların belâgatli bir lisanı, şu âlem kitabının anlayışlı bir okuyucusu, Cenâb-ı Hakk’ı tesbih eden mahlûkatın onlara hayretle bakan bir nezaretçisi ve ibadet eden şu sanatlı eserlerin hürmetli bir ustabaşısın.

Sözün Özü: Eğer nefsini ve şeytanı dinlersen, aşağıların en aşağısı seviyeye düşersin. Eğer hakkı ve Kur’an’ı dinlersen mertebelerim en yükseğine çıkar, kâinatın güzel bir takvimi olursun.

----------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Rabbimiz! İçimizde nimetlerine karşı şükran hislerini artırdıkça artır.. bizi afv ü afiyet ridasıyla sarıp sarmala.. yakîn ufkumuzu genişletmek ve tevekkül hissimizi artırmak suretiyle bize yardım et.. simalarımızı sıfât-ı sübhaniyenin nurlarıyla aydınlat.. bizi kıyamet gününde dostlarının arasında haşr ü neşreyle.. o gün bizim de yüzümüzü güldür.. ailemizi, evlâd ü iyâlimizi ve gönlü bizimle olan bütün dostlarımızı rahmetinle kuşat ve ey dualara icabet eden Sultanlar Sultanı Rabbimiz, ne bir lahza ne de daha kısa bir süre bizi nefsimizle baş başa bırakma!

Ey ululuğuyla beraber bize bizden daha yakın olan, celâl ve ikram sahibi, geceyi ve gündüzü kuşatan Rabbim!

Her biri Seninle aramda kalın birer perde olan günahların sinemde meydana getirdiği gam ve tasayı Sana şikâyet ediyor, şayet Sen merhametinle muamele etmezsen gelip beni bulacak hesabın zorluğundan ve azabın şiddetinden de yine Senin rahmet ve şefkatine iltica ediyorum.

Allah’ım! Ben de Senin Yunus peygamberin gibi, “Ya Rabbî! Senden başka yoktur ilah. Sübhansın, bütün noksanlardan münezzehsin, yücesin. Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!” derim.

Kulun Yakub peygamber derdini Sana şerhettiğinde Sen onun hüznünü gidermiş, görme hislerini yitiren gözlerine şifa ihsan etmiş ve o hüzünlü nebîyi bir kere daha evlatlarıyla buluşturmuştun.

Nuh nebî kapının tokmağına dokunup nida ettiğinde Sen onun tasalarını da izale etmiştin.

Yine Hazreti Eyyub’un çağrısına cevap vermiş, üzerinde dönüp dolaşan belaları def ü ref’ edivermiştin.

Yunus aleyhisselâma da aynı re’fetle muamelede bulunmuş, onun gam ve tasasını da sinesinden söküp atıvermiştin.

Ya Rab! Hakkında sebeplerin bütünüyle sukût ettiği bir zamanda Zekeriya peygamberi kendi sulbünden bir evlatla sevindiren Sen; Resûl’ün İbrahim aleyhisselâmın hâlini görüp onu Nemrutların tutuşturduğu ateşlerden koruyan Sen; kavmini darmadağın eden azaptan Hazreti Lut aleyhisselâmı ve ehlini kurtaran da yine Sendin!

Allah’ım! İşte ben, Senin aciz benden, yüce dergâhına iltica ediyorum. Beni ne kadar azaba maruz bıraksan bilirim ki hepsine müstehakım. Fakat sayılamayacak kadar çok ve dağlar kadar devâsâ cürümlerime rağmen, o enbiya kullarına merhamet ettiğin gibi bana da merhamet edersen, o da doğrusu Senin şanına pek yaraşır.

Allah’ım! Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve âline, Senin ölçüler üstü kemâlin ölçüsünde, o kemâle yaraşır ve Nebiy-yi Ekrem Efendimiz’in Senin nezdindeki büyüklüğüne uygun şekilde salât eyle. Amin..!

----------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - BEDÎ "

TESBİH ADEDİ:  86

TESBİH NİYETİ:  ALLAH'IN YARDIMINA NAİL OLMAK... MADDİ MANEVİ GÜZELLİK İÇİN…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön