RAMAZAN 9 (24 MAYIS) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RAMAZAN 9 (24 MAYIS)

ÖZEL KUR-4

MEAL”

TEVBE-72. “Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içlerinde daimî kalmak üzere (ağaçlarının arasından ve köşklerinin) altından ırmaklar akan cennetler, sonsuz nimet ve ebedî mutluluk cennetlerinde pek hoş meskenler va’detmiştir.

Hepsinden alâsı ise, Allah’ın onlardan keyfiyetini dünyada kavramanız mümkün olmayan hoşnutluğudur.

İşte budur çok büyük kazanç, çok büyük başarı.”

-------------------------------------------------------

HADİS”

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"İslâm garîb başladı, başlangıçtaki gibi tekrar garîb olacaktır.
Garîblere ne mutlu!"

(Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim)

-------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Fuzuli ve sırf merak sâikasıyla öğrenilen şeyler ise, çok defa öğrenen için öldürücü zehir tesiri yapar.

*Ya bunlar, tertemiz genç dimağlara ve hele hele onun kalbî ve ruhî yapısına zıt olursa...

*Gençlere, öğretilecek şeylerle onları birer hafıza hamalı kılmaktan ziyade, yaş ve kültür durumları nazar-ı itibara alınarak, gördüğü nesnelerin ötesinde gayeler hissettirilmeli ve öğreneceği şeyler, hazmedebileceği ölçüde verilmelidir.

*Aile ve içtimaî çevrenin, gence bir şey vermeyişi ve veremeyişi bir gerçektir.

*Bir başka taraftan, onun yüce duyguları ve iç âlemi askıya alınmasaydı ve etraftan akıp akıp ruhuna gelen örseleyici ders ve telkinler olmasaydı, hiç olmazsa onu korumak mümkün olacaktı.

*Heyhât..! Günlük televizyon haberleri, siyasî polemikler, sırf merak uyarma maksadıyla tertip edilmiş yalanlar, her türlü aldatmalar ve sansasyonlar o zayıf dimağları işgal etmiştir.

*Bu kadar yük altında mektepteki derslerin anlaşılması; anlaşılıp kavranması ve hayatın içine sokulması; hele hele onlarla yeni terkiplere ulaşılması mümkün olmayacaktır.

*Bir de buna, bilgi hamalı yetiştirme programı eklenmişse, artık vay hâline o mektebin de, talebenin de...!

*Günümüzün tembel talebeleri veya bu bozuk havanın tembelleştirdiği çıraklar, daha çok, çile çekmeden elde edilen şeylerin peşindedirler.

*Emek ve çile isteyen büyük insan olma yolu, onlara göre en menfur şeydir.

*Çalışmayı, hele metod ve sistem içinde çalışmayı asla sevmezler.

*Bir de buna, günümüzün renkli hâdiselerinin vitrinleştirilmesi ve sahnelendirilmesi ilave edilecek olursa, doğruyu öğretme sancısını çekenlerin vay hâline!

-------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Beşinci Nükte:

İnsan bu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş, çok mühim kabiliyetlerle donatılmış ve ona kabiliyetleri ölçüsünde mühim vazifeler verilmiştir.

İnsanı o vazifelere ve gayesine yöneltmek için şiddetli teşvikler ve dehşetli tehditler bildirilmiştir.

İnsanın şu dünyaya geldikten sonra iki şekilde kulluğu vardır.

Birincisi, Yaratıcısını gözüyle görmeden, eserlerinden tanıyarak kulluğu ve tefekkürü...

Diğeri ise huzurundaymış gibi, O’na doğrudan doğruya hitap edecesine kulluğu ve yakarışı…

Birincisi: Kâinatta görünen rubûbiyet saltanatını itaat ile tasdik edip bu saltanatın mükemmellik ve güzelliklerini hayretle seyretmektir.

Sonra Cenâb-ı Hakk’ın kutsî isimlerinin nakışlarından ibaret olan eşsiz sanatları ibret nazarlarına gösterip ilancılık yapmaktır.

Sonra Cenâb-ı Hakk’ın her biri gizli, manevî birer hazine hükmündeki isimlerinin cevherlerini idrak terazisiyle tartmak, kalbin kıymetbilirliğiyle takdir ederek onlara değer vermektir.

Sonra kudret kaleminin yazıları hükmünde olan varlık sayfalarını, yeryüzü ve gök yapraklarını okuyup değerlendirerek hayretle tefekkür etmektir.

Sonra şu varlıklardaki ziynetleri ve latif sanatları takdirle seyredip onların Fâtır-ı Zülcemâl’ini tanımayı arzulamak ve Sâni-i Zülkemâl’inin huzuruna çıkmaya, iltifatına mazhar olmaya şevk duymaktır.

İkincisi: Doğrudan doğruya hitap makamıdır, insan eserden eser sahibine geçer, görür ki, bir Sâni-i Zülcelâl sanatının mucizeleriyle kendini tanıtmak ve bildirmek istiyor.

İnsan da imanla ve O’nu tanımakla buna karşılık verir.

Sonra görür ki, Rabb-i Rahîm rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek istiyor. İnsan da muhabbetini bütünüyle O’na vermekle, yalnız O’na kulluk etmekle kendini Rabbine sevdirir.

Sonra görür ki, nimetlerin asıl sahibi olan Kerim Rabbi onu maddî ve manevî leziz nimetleriyle donatıyor. Buna karşılık o da fiil, hal ve sözleriyle, hatta elinden gelse bütün duyguları ve donanımıyla şükür ve hamd eder, Rabbini över.

Sonra görür ki, Celîl ve Cemîl bir Zât şu varlıkların aynasında büyüklüğünü ve kemâlini, celâl ve cemâlini gösterip dikkat nazarlarını kendine çekiyor. O da buna karşılık, “Allahuekber, Sübhânallah” deyip tevazu içinde, hayret ve muhabbetle secde eder.

Sonra görür ki, sonsuz servet sahibi bir Zât, mutlak bir cömertlik içinde sınırsız servetini, hazinelerini gösteriyor. O da buna karşılık, hürmet ve övgüyle, fakrının tam şuuru içinde dua eder ve O’ndan talepte bulunur.

Sonra görür ki, o Fâtır-ı Zülcelâl, yeryüzünü bir sergi hükmünde yapmış, bütün antika sanatlarını orada gözlere gösteriyor. O da buna, “Mâşaallah” diyerek takdirle, “Bârekallah” diyerek beğenmekle, “Sübhânallah” diyerek hayretle, “Allahuekber” diyerek güzel bulmakla karşılık verir.

Sonra görür ki, Vahid ve Ehad bir Zât şu kâinat sarayında, kendine mahsus taklit edilmez mühürleriyle, imzalarıyla ve has fermanlarıyla bütün varlıklara birliğinin damgasını vuruyor ve tevhid delillerini nakşediyor. Âlemin her tarafına birliğinin ve tekliğinin bayrağını dikiyor, rubûbiyetini ilan ediyor. O da buna tasdikle, imanla, tevhidle, şahitlik etmekle ve kullukla karşılık verir.

İşte insan, bu çeşit ibadet ve tefekkürlerle hakiki insan olur, en güzel surette yaratıldığını gösterir.

İmanın bereketiyle yeryüzünün emanete lâyık, emin bir halifesi haline gelir.

-------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Yüce Allah’ım! Senin keremin ve affediciliğin sadece Sana ibadet ü taatta bulunan ve Sana yönelen kullarına mahsus değildir.

Bilakis, Sen gazabına sebkat etmiş, onun önüne geçmiş merhametinle ve ezelî takdirinle Sana isyan eden ve dergâhından uzak duran kullarını bile dilersen bağışlarsın.

Ey bizim Rabbimiz, biz kendimize çok yazık ettik. Şayet Sen günahlarımızı örtüp bize merhamet buyurmazsan hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

Ya Allah, Ya Rahman, ya Rahîm, ya Hayy, ya Kayyûm!

Ya Hû!, Ya Hû!, Ya Hû! Biz her ne kadar Senin rahmetine layık olmasak da, herkes gibi bizi de kuşatmak Senin sonsuza kadar uzayıp giden rahmetinin şanındandır.

Ey Rabbimiz, ey bizim Rabbimiz, ey Mevlâmız! Ey isyankâr kullarına bile merhametle muamele buyuran biricik Ma’bûd! “Bize de rahmetinle muamele eyle!”

Ya Rab, ya Kerîm, ya Berr, ya Rahîm! Biz kullarına da merhamet et.

Rabbim! Senden imanımızı artırmanı ve muhafaza buyurmanı diliyoruz.

Öyle bir iman ki, bir kalbe yerleşince, daha o kalbde rızık endişesi ve başkalarından korku kalmaz.

Yakınlığını öyle duyur ki Allah’ım, Halîlin Hazreti İbrahim’in (alâ nebiyyina ve aleyhisselâm) gözünden nasıl kalkmışsa perdeler, bizim gözlerimizden de bir bir öyle kalksın.

Sen dilemedikçe sevdiklerinden bir fayda göremeyen insan, Sen dilemezsen düşmanlarından nasıl bir zarar görebilir ki? Asla.

Beni yakınlığınla serfiraz kılıp nefsimden cüdâ tut Allah’ım! Tut ki, yalnız Seni görüp Seni duyabileyim.

Sen hiç şüphesiz her şeye her zaman gücü yeten Kâdir-i Mutlaksın.

Ey kullarının içtenlikle yerine getirdiği duaları karşılıksız bırakmayan Yüceler Yücesi Rabbimiz! Hazreti İbrahim (aleyhisselâm) ve salât ü selâm eylediğin gibi, Nebiy-yi Ekrem Efendimiz Hazreti Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) ve âl-i beytine de salât ü selâm eyle. Amin..!

-------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - BAKÎ "

TESBİH ADEDİ:  113

TESBİH NİYETİ:  ÖMRÜN UZUNLUĞU VE SAĞLIKLI OLMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön