RECEP 1 (19 MART) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RECEP 1 (19 MART)

ÖZEL KUR-2

MEAL”

MÂİDE-16. “Allah, o Nur ve Kitap vasıtasıyla,

rızasını talep eden ve rızası istikametinde davrananları huzur, kurtuluş ve emniyet yollarına iletir;

onları, sadece Kendi izni ve lütfuyla karanlıklardan nûra çıkarır

ve onları (düşünce, söz ve davranışlarında) doğru bir yola hidayet eder.”

-----------------------------------------------------------------------

HADİS”

Dünyada garip gibi yaşa. Veya bir yolcu gibi ol.

Kendini (ölmeden önce) kabir ehlinden say!”

(Tirmizi, Zühd, 25)

-----------------------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Müspet ilimlerin ilhada götüreceğinden korkarak, onlardan uzak kalmak bir çocukluk; onları bütün bütün dine, imana zıt görerek, ilimleri inkâra vesile saymak da, bir peşin hükümlülük ve cehalettir.

*İlimler, saadetimizi garanti edip, bizleri insanlığa yükselttiği ölçüde faydalıdırlar.

*Asrımızın başında ilmi ilâhlaştırarak her şeyi ona kurban eden bir kısım sığ görüşlü materyalistlere karşı, çağın dünya çapındaki ilim adamı, “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır.” diyerek, bir asrı saran korkunç hezeyanı, en latîf şekilde taşlıyordu.

*Müspet ilimlerin hiçbir şey olmadığını iddia etmek bir cehalet ve taassup, onun dışında her şeyi reddetmek, toyca bir yobazlık; kazandığı her yeni bilginin ışığında, bilmediği daha yığın yığın şeyler olduğunu idrak ve kabullenme ise, bir ilim zihniyeti ve düşünce istikametidir.

*İlim ve teknik, insanın hizmetindedir ve ondan korkmak için ciddî hiçbir sebep de mevcut değildir. Tehlike, ilmîlikte ve ilme göre bir dünya kurmakta da değildir. Tehlike, cehalette, şuursuzlukta ve mesuliyet yüklenmekten kaçınmadadır.

*Öğrenip öğretilecek şeyler, insanın mahiyetini ve kâinatın sırlarını keşfe yönelik olmalıdır.

*İlim ve mârifetle elde edilen mansıp ve pâye, başka yollarla elde edilen makamlardan daha yüksek ve daha uzun ömürlüdür.

*İlim, sahibini, dünyada fenalıklardan uzak ve faziletli; öbür âlemde de, onun iman ve irfanıyla gönlünde kurduğu tasavvurları aşkın makamlarla mutlu kılar.

-----------------------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Sonra şeytan döndü ve dedi ki:
Kur’an, insan sözüne benziyor, onların konuşması tarzındadır. Demek, insan sözüdür. Eğer Allah’ın kelâmı olsa, O’na yakışacak, her yönden harikulâde bir tarzı bulunurdu. O’nun sanatı nasıl insanların sanatına benzemiyorsa, kelâmı da benzememeli!”

Cevaben şöyle dedim:
Nasıl ki Peygamberimiz (aleyhissalâtü vesselam) mucizelerinden ve hususi vasıflarından başka, hal, hareket ve tavırlarında beşerilikte kalıp her insan gibi ilahî kaidelere ve yaratılış kanunlarına uymuştur.

O da soğuğa katlanmış, elem çekmiştir vesaire... Ümmetine fiilleriyle imam, tavırlarıyla rehber olması ve bütün hareketleriyle ders vermesi için her hal ve tavrında harikulâde bir vaziyet görülmez.

Eğer her davranışı harikulâde olsa, her yönüyle bizzat imam, herkese mutlak rehber ve her haliyle “âlemlere rahmet” olamazdı.

Aynen öyle de,
Kur’an-ı Hakîm şuur sahiplerine imam, cinlere ve insanlara yol gösterici, kemâl ehline de rehberdir.

Hakikat yolundakilere ders verir. Öyleyse hitabının, insanoğlunun konuşması ve üslûbu tarzında olması zaruri ve şarttır. Çünkü cinler ve insanlar münâcâtını ondan alır, duasını ondan öğrenir, meselelerini onun lisanıyla söyler, birlikte yaşayıp iyi geçinmenin âdâbını onda görür ve bunun gibi... Herkes ona müracaat eder.

Öyleyse Kur’an-ı Kerîm, eğer Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) Tûr Dağı’nda işittiği Allah kelâmı tarzında olsaydı, insan bunu dinlemeye, işitmeye tahammül edemez ve onu merci yapamazdı.

Hazreti Musa (aleyhisselam) gibi bir ulü’l-azm bile ancak birkaç sözü işitmeye tahammül edebilmiştir.

Musa Aleyhisselam: “Senin kelâmın böyle midir?” demiş, Allah Teâlâ cevap olarak şöyle buyurmuş:

Bütün lisanların kuvveti benimdir.”

-----------------------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Şu ellerini açan aciz Senin kulundur. Varlık sahasına çıkarırken de, çıkardıktan sonra da, onu nimetlerinle serfiraz eden Sensin.

Dahası dinine hidayet buyurdun. Hakkı-hakikati gösterdin ve gereğini yerine getirmeye muvaffak eyledin. Sapasağlam ipinle tutup korudun. Hizbine dâhil eyledin. Dostlarına dost, Sana düşmanlık besleyenlere de düşman olmayı öğrettin.

Ah, o zalim nefis; Sen emrettin Allahım, o tutmadı. Menettin, uzak durmadı. Günahları yasakladın, fakat o emirlerine isyanla mukabele etti. Etti ama kibrinden ve inadından dolayı etmedi. Senin uzak durmasını ferman buyurduğun günahlara hevası onu sürükledi. Hevasına da Senin ve onun düşmanı yardım etti. O, isyan deryalarına yelken açarken her ne kadar Senin huzuruna çıkacağını ve karşılığındaki azabı biliyor idiyse de, şimdi affını ummakta ve bağışlayacağına gönülden inanmaktadır.

Ey rahmet ve şefkati sonsuz Rabbim!

Üzerimdeki lütufların o kadar çok ki, onlara bakınca günahlardan en uzak durması gereken kişi olduğum katiyen zuhur eder. İşte huzurundayım; küçük, zelîl, hor ve hakirim. Korku ve haşyetten iki büklüm oldum. İşleyip sırtıma yüklediğim büyük günahları ve bütün cürümleri huzurunda itiraf ediyorum. Ediyor ve müsamahana sığınıyorum. Rahmetine iltica ediyorum.

Yakinen biliyorum ki, Senden başka sığınabileceğim hiç kimse yoktur. Seni hakkımdaki hükmünü uygulamaktan engelleyebilecek hiçbir güç yoktur. Ne olur, nezdinden bir armağan gönder ve günah işleyen nice kullarının günahlarını örttüğün gibi benim günahlarımı da ört.

İtirafta bulunan kullarına gösterdiğin muameleyi bana da göster ve af deryalarından cömertçe ihsanlarda bulun. Gufranını arzulayan bendelerine nimetlerini yağdırdığın gibi, benim üzerime de yağdır. Yağdır ki, o asla Sana zor ve güç gelmez. Bu şerefli günde nasibimi öyle bollaştır ki, Senin rızana nâil olabileyim.
Allahım! Habîb-i Huda Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve vaad ü vaîdlerle kavmine iyiliği emreden ve onları kötülükten nehyeden, inkârcı ve günahkâr kavmine, “Keşke, size karşı gelebilecek bir gücüm olsaydı ya da çok sağlam bir kaleye sığınsaydım.” diyen bahtiyar nebî Hazreti Lût’a salât eyle. Senin salavâtın Efendimiz’in ve onun üzerine olsun.

-----------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL-KUDDÜS "

TESBİH ADEDİ: 170

TESBİH NİYETİ:  MADDİ-MANEVİ KİRLERDEN TEMİZLENME…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön