RECEP 15 (2 NİSAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RECEP 15 (2 NİSAN)

ÖZEL KUR-2

MEAL”

EN’ÂM-32. “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun ve boş oyalanmadan başka bir şey değildir.

Âhiret yurdu ise, Allah’a gönülden saygı besleyen ve O’na karşı gelmekten sakınanlar için çok daha hayırlıdır.

Halâ akıllanmayacak mısınız?”

--------------------------------------------------

HADİS”

Dünya ile benim ne alâkam var.

Ben, dünyada bir ağaç altında gölgelenip de orayı bırakıp giden bir yolcu gibiyim.”

(Tirmizî, Zühd, 44; İbn Mâce, Zühd, 3)

--------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Okumak, mütalâada bulunmak ve mârifet arayışında olmak, ruhun en önemli gıdalarındandır. Bunlardan yoksun olmak ise, telâfisi imkânsız çok ciddî bir mahrumiyettir.

*Yabancılar, dağ-taş ülkemizin her yanını didik didik edip, bize ait ilim, sanat ve kültür hazinelerinden istifade ederken; bizler, geçmişimize ait ilim ve kültür kaynaklarını araştırmaz, okumaz ve okuyamazsak, oturup hâlimize ağlamamız gerekir.

*Tam bilemediği, bilip hazmedemediği bilgilerle nesillerin düşüncelerini bulandıranlar, sadece zararlı değil, aynı zamanda hain sayılırlar.

*Izdırap, en duru ilham kaynağıdır.

*Bir insanın okuyup-öğrendikleri ne kadar çok olursa olsun, hiçbir zaman onu okuyup-öğrenmekten alıkoymamalıdır.

*Gerçek ilim adamları, daha çok, sürekli araştırmalarının yanında, bildiklerini yetersiz bulan kimseler arasından çıkmıştır.

*Hak söylemeye başlayınca cehalet öfkelenir, taassup tedirgin olur; ilim ise, kulak kesilir dinler.

*Her cahil için bilgisiz demek doğru değildir. Hakikî cahil, doğruyu hissetmekten mahrum olandır. Böyle bir insan, çok bilse de, yine cahildir.

*Yaşamak; görüp bilmek, yiyip içmek değildir. O, duyup hissetmektir.

*Bilen faydalı, bilmeyen zararlıdır; az bilen ise, bilmeyenden daha zararlıdır. Tam bilenlerle hiç bilmeyenler, nadiren aldansalar da aldatmazlar; az bilen, çok aldatır.

*İnsan, herhangi bir iş yapmaya niyet edince, önce, o mevzu ile alâkalı şeyleri iyi öğrenmeye çalışmalı, yapabileceğine tam inandıktan sonra da teşebbüste kusur etmemelidir.

--------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Nefs-i emareme (insanı daima kötülüğe sevk eden nefis) haddini bildiren bir tokat:

Ey böbürlenmeye tutkun, şöhrete sevdalı, övülmeye düşkün, kendini beğenmişlikte benzersiz, sersem nefsim!

Eğer binlerce meyve veren bir incir ağacının çıktığı küçücük çekirdeğin ve yüzlerce salkımı bulunan bir üzümün siyah, kuru çubuğunun, bütün o meyveleri ve salkımları kendi hüneriyle yaptığı ve bunlardan istifade edenlerin o çubuğu, o çekirdeği methedip onlara hürmet göstermesi gerektiği doğru bir iddia ise senin de sana verilen nimetler için övünmeye, gururlanmaya belki hakkın olur.

Halbuki sen, daima kınanmaya müstahaksın.

Çünkü o çekirdek ve o çubuk gibi değilsin.

Sınırlı bir iradeye sahip olduğundan, övünerek o nimetlerin kıymetini düşürüyor, gururunla tahrip ediyor, nankörlüğünle hiçe indiriyor ve onları sahiplenerek gasp ediyorsun.

Senin vazifen böbürlenmek değil, şükürdür.

Sana lâyık olan, şöhret değil, tevazu ve mahcubiyettir.

Hakkın övülmek değil, istiğfardır, pişmanlıktır.

Kemâl vasıflarına kendini beğenmekle değil, her şeyi Allah’tan bilmekle ulaşırsın.

Evet, sen benim vücudumda, âlemdeki tabiata benzersin.

İkiniz de hayrı kabul etmek ve şerre çıkış noktası olmak için yaratılmışsınız.

Yani fail ve kaynak değilsiniz; aksine, dış tesir ile hareket edersiniz.

Yalnız bir tesiriniz var; o da, mutlak hayırdan gelen hayrı güzel bir surette kabul etmeyerek şerre sebep olmanızdır.

Hem siz birer perde olarak yaratılmışsınız ki, güzelliği fark edilmeyip çirkin görünen hadiseler sizden bilinsin ve Cenâb-ı Hakk’ın mukaddes Zât’ının noksanlıklardan uzak görülmesine vesile olasınız.

Halbuki yaratılış vazifenize tamamen zıt bir suret giymişsiniz.

Kabiliyetsizliğiniz yüzünden hayrı şerre çevirdiğiniz halde, güya Hâlık’ınıza icraatında ortak olduğunuzu iddia ediyorsunuz!

Demek, her şeyi nefsinden ve tabiattan bilen, gayet ahmak, gayet zalimdir.

Sakın, “Ben bu güzelliklere mazharım. Güzele mazhar olan güzelleşir.” deme.

Zira güzellik mahiyetinin özü haline gelmediğinden, ona mazhar değil, sadece onun uğrağı olursun.

Hem, “İnsanlar içinde ben seçildim. Bu meyveler benimle gösteriliyor. Demek, bir meziyetim var.” da deme!

Hayır, hâşâ! Belki herkesten önce sana verildi, çünkü sen herkesten daha müflis ve daha muhtaçtın, daha çok elem çekiyordun. Bu yüzden senin eline verildi.

--------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Ya Rabbî ve yâ İlahî! Nihayetsiz şefkat ve merhametin sahibi Hannân, sonsuz nimetleriyle topyekün varlığa ihsan üstüne ihsanda bulunan Mennân Sensin.

Ben de aczimi, fakrımı şefaatçi kılıp kabrin zulmetinden ve darlığından rahmetinin enginliğine sığınarak “el-emân, el-emân” diyor, Senden eman dileniyorum.

Münker ve Nekîr’in cevabı çok zor sorularına ve yürekleri hoplatan mehabetlerine karşı el-emân, el-emân!

Kabrin vahşetine, sıkıştırmasına ve bütün zorluklarına karşı el-emân, el-emân!

Uzunluğu elli bin sene olan bir günün azabından el-emân, el-emân!

Senin sıyanet seralarına aldıklarının dışında yerde ve göklerdeki herkesin korkudan yüreklerinin ağzına geleceği, Sur’un üflendiği o günün dehşetinden” elemân, el-emân!

Arzın müthiş bir zelzeleyle sarsıldığı, göklerin, kağıtlarının dürüldüğü gibi dürüldüğü, yeryüzünün ve semaların alt-üst edilip başka bir âleme tebdîl edildiği, bütün insanların kabirlerinden kalkıp Senin huzuruna çıkarıldıkları, dünya hayatındayken yapıp ettikleri şeylerin herkesin önüne serileceği ve kâfirlerin, ‘Ah, keşke toprak olsaydım!’ diyecekleri günün ürperticiliğinden” el-emân, el-emân!

Malın-mülkün, evlâd ü iyâlin hiçbir fayda vermeyeceği, sadece selîm bir kalble yüce huzura gelenlerin kurtulabileceği” arşın derinliklerinden, “Nerede dünya hayatını isyan derelerinde, cürüm vadilerinde geçirenler? Nerede elest bezminde Allah’a verdikleri söze ihanet edenler ve koskoca ömrü bir kayıptan ibaret olanlar?” diye nida edildiği günün eleminden ve ızdırabından el-emân, el-emân!

Allahım! Efdalü’l-Beşer Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve balığın karnında, “Ya Rabbî! Sensin İlah, Senden başka yoktur ilah. Sübhansın, bütün noksanlardan münezzehsin. Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!” diyerek Seni tesbih eden, Senin de gam ve tasasını giderdiğin, kavminden azabı uzaklaştırıp onlara bir mühlet verdiğin, kavminin de “Ey Kendisinden başka hayy olmayan Hayy, ey ölüleri dirilten Hayy, ey Kendisinden başka bir ilah bulunmayan Hayy, ey yegâne merhamet Sahibi” diyerek Seni zikrettikleri Yunus nebîye salât ve selâm eyle. Senin salât ü selâmın Efendimiz’in ve onun üzerine olsun.

--------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ: " EL - MUCÎB "

TESBİH ADEDİ: 55

TESBİH NİYETİ: DUALARIN KABUL OLMASI…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön