RECEP 2 (20 MART) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RECEP 2 (20 MART)

ÖZEL KUR-2

MEAL”

MÂİDE-19. “Ey Kitap Ehli!

Rasûllerin gelmesinin kesintiye uğrayıp Hak Din’in nisyana gömüldüğü bir sırada,

ileride “Bize ne bir müjdeleyici geldi, ne de bir uyarıcı.” Demeyesiniz diye,

size (bütün iman, ibadet ve davranış esaslarını, insanlığın saadet ve selâmeti adına gerekli bütün hakikatleri) hakkıyla açıklayan Rasûlümüz (Muhammed) gelmiş bulunuyor.

Evet, size hiç şüphesiz bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiş bulunuyor.

Allah, her şeye hakkıyla güç yetirendir.”

------------------------------------------------------

HADİS”

Kişi sevdiği ile beraberdir.”

(Buhârî, Edeb, 96; Müslîm, Birr, 165)

------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Her anne ve baba, çocuklarının kafaları gereksiz şeylerle doldurulmadan önce, onları mutlaka ilim ve irfanla doyurmalıdırlar.

*Çünkü, hakikat adına boş gönüller ve marifetten mahrum ruhlar, her türlü fena düşüncenin serpilip gelişmesine müsait birer tarla mesabesindedirler.

*Önceden onlara ne tür tohum saçılırsa, daha sonra hasat edilen de o olur.

*Ruha mâl edilmemiş ilimler, sahibinin sırtında bir yük; insanı ulvî hedeflere yöneltmeyen mârifet de, bir kalb ve düşünce hamallığıdır.

*“İlim, ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir;
Sen kendini bilmezsen,
Ya nice okumaktır.”
(Yunus)

*Hedef ve maksadı belirlenmiş bir ilim, sahibi için, “ilelebet” devam edecek bir bereket vesilesi ve tükenmez bir hazinedir.

*Gönüllere şüphe ve tereddüt atan ve ruhları karartan hedefi belirlenmemiş boş faraziyeler ise, ümitsiz ve bulanık ruhların, etrafında uçuşup durduğu bir çöp yığını veya ruh kapanıdırlar.

*İlim ve fen, çeşit çeşit dalları ve her dalın ihtiva ettiği faydalarıyla, hemen herkes için yararlı ise de; insanın ömrü mahdut, imkânları da sınırlı olduğundan, bunların hepsini belleyip istifade etmesi mümkün değildir.

*Bu itibarla, her fert kendisi ve milleti için gerekli olan şeyleri öğrenip değerlendirmeli, gereksiz şeylerle ömrünü beyhude zayi etmemelidir.

------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”
Şeytan yine döndü, dedi ki:
Pek çok kimse Kur’an’ın meseleleri gibi çeşitli hususları din adına söylüyor. Şu halde, bir insanın din adına böyle bir şey yapması (Kur'an gibi bir kitabı yazması) mümkün değil mi?”

Cevap olarak –Kur’an’ın nuruyla– dedim ki:

Öncelikle: Dindar bir adam, dine muhabbetinden dolayı, ‘Hak ve hakikat budur. Allah’ın emri böyledir.’ der. Yoksa Allah’ı kendi keyfince konuşturamaz. Haddini sınırsızca aşıp –hâşâ– Allah’ın taklidini yaparcasına O’nun yerine konuşamaz.
(“Uydurduğu yalanı Allah’a mal eden kimseden daha zalim biri olabilir mi?” Zümer sûresi, 39/32)

İkincisi: Bir insanın kendi başına böyle yapması ve bunda başarılı olması hiçbir şekilde mümkün değildir, yüz derece akıl dışıdır. Çünkü ancak birbirine yakın zâtlar birbirini taklit edebilir.

İnsanları geçici olarak kandırabilir, fakat sürekli aldatamazlar. Çünkü dikkatli kimselerin gözünde, hal ve tavırlarındaki sunîlik ve zorakilik, sahtekârlıklarını er geç gösterir, hileleri devam etmez.

Eğer sahtekârlıkla taklide çalışan, benzemeye çalıştığı kişiden gayet uzaksa, mesela sıradan bir adam, ilimde İbni Sina gibi bir dâhîyi taklit etmek istese ya da bir çoban, bir padişahın vaziyetini takınsa, elbette hiç kimseyi aldatamaz, kendisi maskara olur.

Onun her hali şöyle bağırır: “Bu sahtekârdır!”

İşte –hâşâ, yüz bin defa hâşâ– Kur’an’ı insan sözü farz etmek, imkânsızlığı apaçık, akıl dışı bir şeyi, olmuş saymak gibi bir saçmalıktır.

Bir yıldız böceği, rasat ehline nasıl bin sene kolayca hakiki bir yıldız olarak görünsün!

Hem bir sinek nasıl seyredenlere kendini bir sene tamamen yapmacıksız bir şekilde tavus kuşu gibi göstersin!

Hem sahtekâr, basit bir asker, namlı, yüce bir paşanın tavrını takınsın, makamında otursun, çok zaman öyle kalsın ve hilesini hissettirmesin!

Ya da iftiracı, yalancı, inançsız bir adam, en dikkatli bakışlar karşısında bir ömür boyu daima en doğru sözlü, en emin, en inançlı zâtın vasıflarını ve halini telaşsızca göstersin, dâhilerden sunîliğini saklasın!

Bu, yüz derece imkânsızdır, hiçbir akıl sahibi buna mümkün diyemez.

Sen ey şeytan! Şeytanlığında yüz derece ileri gitsen bile buna imkân sağlayamazsın, bozulmamış hiçbir aklı kandıramazsın! Yalnızca mânen pek uzaktan baktırarak aldatıyorsun. Yıldızı, yıldız böceği gibi küçük gösteriyorsun.

------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Allahım! Kapının kullarına sunduğun hediyelerden bana da sun ve beni kapından eli boş geri çevirme. Her ne kadar onların ortaya koyduğu salih amelleri ben ortaya koyamamış olsam da, Rab olarak Senden başkasını asla tanımadım. Hep, “Benim Rabbimin zıddı, niddi, benzeri yoktur.” deyip gürledim. Nice kapılar aştım geldim ve hiç kimsenin bilmediği yollarla huzuruna erdim. İnabe ile Sana teveccühte bulundum.

Zillet ve düşkünlüğümü, bununla beraber affedeceğin yönündeki hüsn-ü zannımı Sana arz ettim. Neticede her şeyi Senin kudret ve merhametine havale eyledim. Eylerken de, recâ hisleri ile dergâhına yönelenlerin haybet ve hüsran yaşamayacağı ümidini besledim.

İsterken, hakîr, zelîl, muhtaç, fakir birisi korku ve sığınma hisleri içinde nasıl isterse öyle istedim. Dilenirken korku, tazarru, sığınma ve iltica mülahazalarıyla dilendim. Mütekebbirler gibi kibre girmedim. İbadet ü tâatına güvenenler gibi büyüklük taslamadım. Herkesten önce Senin şefaatini diledim.

Rabbim! Sen daha iyi bilirsin ki, ben zillete giriftar olmuş bir hiç hükmündeyim. Bir zerreyim hatta ondan da küçüğüm.

Ey isyankâr kullarını hemen cezalandırmayan, haddini aşanları derhal derdest etmeyen, tökezleyenlerin sürçmelerini görmezlikten gelen ve günaha bulaşanlara ilahî mühlet ile fazl u ihsanda bulunan, bulunup onlara geri dönüş fırsatları veren Merhameti Sonsuz! Ben de Senin, isyankâr, günahkâr, mücrim, kusurlu ve tökezlemiş bir kulunum.

Rızana muhalif olarak içine düştüğüm bütün hatalarımı da huzurunda itiraf ediyorum. Evet, hepsi Sana karşı bir cür’et ve isyandır. Ben ki, kullarından hayâ ederken Senden utanmamış, onların görmelerinden çekinirken, -binler defa hâşâ- Sen yokmuşsun gibi davranmışım. Kahrından çekinmemiş, gücünden korkmamışım. Ah nefsime karşı ne büyük bir cinayet işlemişim! Başımı ne büyük belalara sokmuşum! Ne büyük zulümlere esir olmuş, kendimi ne kadar harap etmişim!

Rabbim, ne olur, yarattığın varlıklar içerisinde matmah-ı nazarın olan ve Kendin için seçtiğin kulların hürmetine, onlara itaati Zâtına itaat, onlara isyanı Zâtına isyan ve nihayet onlara dostluğu Zâtına dostluk, düşmanlığı da Zât-ı Ecell ü A’lâ’na düşmanlık saydığın mükerrem ibadın hakkı için, günahlarından dolayı beti benzi atmış olarak Dergâh-ı İzzet’inin eşiğine baş koymuş, tevbe ve istiğfarlarla Sana yeniden teveccüh etmiş kapıkullarını rahmetinle sarıp sarmaladığın gibi, beni de rahmetinle sarıp sarmala.

Allahım! Seyyidü’l-Mürselîn Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve Ahkâf bölgesinde yaşayan kavmini inzar eden, Senin, inayet ve lütuflarınla o kasıp kavuran o malum kasırgadan kurtardığın adalet ve insaf timsali nebîn Hazreti Hûd’a salât eyle. Senin salât ve selâmın Efendimiz’in ve onun üzerine olsun.

------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ: " EL - HABÎR "

TESBİH ADEDİ: 812

TESBİH NİYETİ: HAFIZA VE İDRAKİN GENİŞLEMESİ…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön