RECEP 26 (13 NİSAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RECEP 26 (13 NİSAN)

ÖZEL KUR-2

MEAL”

EN’ÂM-116-117. “Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyacak olsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.

Oysa onlar, (ilim yerine) sadece zan peşinde gitmekte ve onlar, ancak nefsanî ölçülere, keyiflerine ve menfaatlerine göre değerlendirip yargılamaktadırlar.

Muhakkak ki Rabbin, O’nun yolundan kimin sürekli sapıp gittiğini en iyi bilendir.

Ve O, kimlerin her bakımdan doğru yol üzerinde olduğunu da en iyi bilendir.”

----------------------------------------

HADİS”

«İnsanların cefasına katlanarak onların arasında bulunan mümin,
  
onlardan ayrı durup cefalarına katlanmayan insandan,
daha çok ecir kazanır.»

(Tirmizi, Kıyamet, 55; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/43)

----------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Duygu ve düşüncede saflaşıp özüne ermeyi, insanî melekelerini geliştirip rabbanîleşmeyi düşünüyorsun; cismanî zevklerden sıyrılıp, behîmî arzulara başkaldırmadan nasıl olacak ki?

*Gönül hayatında “tevhid”e ulaşmayı ve ruhanî zevklere gömülüp gitmeyi arzuluyorsun; içinde bin bir kötü duygu kol gezerken ve sen, her dönemeçte bedenî hazlarına “evet” derken nasıl olacak ki?

*Kanatlanıp pervâz etmeyi, yükselip gökler ötesi âlemlere varmayı hayal ediyorsun; bir çocuk gibi, şu dünyanın çamur ve balçığına bağlı kaldıktan sonra nasıl olacak ki?

*Ufkunda hep yeni şafakların sökün edip tüllenmesini bekliyorsun; yüce ideallerle gönlünü donatmadan, kükreyip eski yerini almadan ve bir çığlık olup, dünyanın bağrında inlemeden nasıl olacak ki?

*Asırlardan beri üst üste yığılmış problemlere çözüm getirmek istiyorsun; azim deyip, ümit deyip o yolda yıllarca, asırlarca beklemeye kararlı olmadıktan sonra nasıl olacak ki?

*Vatanın yükselmesinden, insanımızın mutluluğundan söz ediyorsun; mektep, kışla, tekye (ruhu) üçlüsüyle nesilleri kanatlandırıp, bütün şeytan üçgenlerinin üstüne yürümedikten sonra nasıl olacak ki?

*Gönlünce varlığa ermeyi ve duygu dünyan itibarıyla hayattan kâm almayı özlüyorsun; gün batıncaya kadar orucunu bozmadan bu bezmi devam ettirmezsen, nasıl olacak ki?

*Dünya devletlerinin, bel kırıp boyun bükerek emrine âmâde olmasını diliyorsun; kendine gelip miskinliği üzerinden atmadan, şahlanıp bir Fatih ve Yavuz kesilmeden nasıl olacak ki?

*Kendini eksiksiz ve kusursuz görüyor ve herkesin de bunu böyle bilmesini istiyorsun; her gün sırtında bin günahla cemiyet içindeki hâlin ve davranışlarındaki bu tutarsızlığınla nasıl olacak ki?

----------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Dünkü konunun devamı:

Hem Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) bir mucizesini bildiren,

(Bir zaman da Musa, kavmi için su arayıp Allah’a yalvarmıştı.)
Biz de: ‘Asânı taşa vur!’ demiştik. Bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmış, her bölük kendine mahsus pınarı bilmişti.” (Bakara sûresi, 2/60)

ayeti, yerin altında gizli olan rahmet hazinelerinden, basit âletlerle istifade edilebileceğine, hatta taş gibi sert bir yerden bir asâ ile su çıkarılabileceğine işaret ediyor.

İşte ayet bu mânâ ile insana diyor ki: “Rahmetin en tatlı bereket kaynağı olan suyu bir asâ ile bulabilirsiniz. Öyleyse haydi, çalışın, bulun!”

Cenâb-ı Hak, şu ayetin işaret lisanıyla mânen şöyle diyor:
Ey insan! Madem bana güvenen bir kulumun eline öyle bir asâ veriyorum ki, onunla istediği yerden su çıkarabilir. Sen de benim rahmet kanunlarıma dayanırsan ona benzer veyahut yakın bir âleti elde edebilirsin. Haydi!”

İşte insanlığın ilerlemesi için mühim adımlardan biri, vurulduğu vakit çoğu yerden su fışkırtan bir âletin icadıdır.

Şu ayet, onun daha ileri noktalarının ve gayelerinin son sınırını çizmiştir. Tıpkı önceki ayetin, hâlihazırdaki uçaktan çok daha ileri noktaları tayin etmesi gibi…

Hem mesela, Hazreti İsa’nın (aleyhisselam) bir mucizesine dair,

(İsa da İsrailoğullarına şöyle diyecektir): ‘Kezâ ben anadan doğma körü ve alacalıyı (cüzamlıyı) iyileştirir, hatta Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim.’” (Âl-i İmran sûresi, 3/49)
buyruluyor.

Kur’an, insanı nasıl açıkça Hazreti İsa’nın (aleyhisselam) yüce ahlâkına uymaya teşvik ederse, aynen öyle de, imâlarla, elindeki yüce sanata ve Rabbanî tıp ilmine yöneltir.

İşte şu ayet işaret ediyor ki: “En çaresiz dertlere dahi derman bulunabilir.

Öyleyse ey insanlar, ey musibete uğrayanlar! Ümitsiz olmayınız. Her derdin –ne olursa olsun– dermanı vardır. Arayınız, bulunuz. Hatta ölüme de geçici bir hayat rengi vermek mümkündür.”

Cenâb-ı Hak, şu ayetin işaret lisanıyla mânen diyor ki:

Ey insan! Benim için dünyayı terk eden bir kuluma iki hediye verdim. Biri manevî dertlerin dermanı, biri de maddî dertlerin ilacı. İşte ölmüş kalbler hidayet nuruyla diriliyor. Ölü gibi hastalar dahi onun nefesiyle ve ilacıyla şifa buluyor. Sen de benim hikmet eczanemde her derdine deva bulabilirsin. Çalış, bul! Elbette ararsan bulursun.”

İşte şu ayet, insanlığın tıp ilminde vardığı şimdiki noktadan çok ilerideki sınırı çiziyor, ona işaret ve insanı teşvik ediyor.

----------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Allahım! Ümmet-i Muhammed’i ıslah eyle.
Allahım! Ümmet-i Muhammed’e, içine düştüğü gaflet ve sıkıntılardan kurtuluş yolları ihsan eyle.
Allahım! Ümmet-i Muhammed’e merhamet eyle.

Ey zikriyle bütün musibet ve zorlukların ukdesi çözülen!

Ey arzıhâller sadece Kendisine sunulan ve mahlûkatın bütün işleri Kendisine ait olan!

Ey Hayy u Kayyûm! Ey Samed!

Ey zıddı bulunmaktan münezzeh!

Sen kullarının her hâlini görür ve gözetirsin. Melekût âleminin tek sahibi de yalnız Sensin. Benim giriftar olduğum belayı bilir ve hâlimi de görürsün.

Ey bütün mahlûkatın yegâne Yaratıcısı, Sen doğurmak ve doğrulmak, çocuk yahut baba sahibi olmak gibi mahlûkatına ait avârızdan münezzeh ve muallâsın. İnanan ve itaat eden kullarını azîz, inkâr ve isyanda bulunanları da zelil kılarsın.

Allahım! Gam ve tasalar bütün ordularıyla kalbime saldırınca ben de huzuruna gelip ellerimi açtım ve dualarımla kapının tokmağına dokundum.

Ne olur, ey güzel ihsanlarıyla kullarını sevindirmek şanından olan Yüceler Yücesi!

Sonsuz kudretinle kederimi gider.

Gider ki, dehrin amansız hâdiselerine karşı medet sadece Senin sürpriz lütuflarından beklenir.

Zorlukları kolay hâle getiren Sen, bütün sebeplerin verasındaki Müsebbibü’l-Esbâb Sen, sühûletle her güçlüğü halleden Sen ve kullarını yardımlarıyla sevindiren inayeti sonsuz yine Sensin.

Lütfen ve keremen, işlerimizi kolaylaştır ve sıkıntılarımızdan çıkış yolları göster.

Ya Rabbî ve ya İlahî! Ne olur, ihsanlarından mahrum bırakma, kapından uzaklaştırma.

Uzaklaştırma ki, ey Rahmeti Sonsuz Rabbim, yakın-uzak tanıdıklarım da dâhil olmak üzere bütün kapılardan ümidimi kestim ve Senin kapına geldim.

Kullar Rahman’a secde ettikleri sürece, salât ü selâm Efendiler Efendisi şanı yüce Nebî’ye, parlak ve şerefli ailesine ve bütün sahabe-i güzîne olsun.

----------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - VELİYY "

TESBİH ADEDİ: 46

TESBİH NİYETİ: HER İŞTE ALLAH'IN YARDIMINI İSTEMEK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön