RECEP 27 (14 NİSAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RECEP 27 (14 NİSAN)

ÖZEL KUR-2

MEAL”

EN’ÂM-119. “Hem, zaruret halinde zaruret miktarı yemenizin helâl olması dışında, yenmesi haram olan yiyecekleri size açıklamışken,

Allah’ın adı anılarak kesilmiş hayvanların etlerinden niye yemeyecekmişsiniz?

Bilin ki insanlardan pek çokları, (Allah’tan gelmiş) hiçbir doğru bilgiye dayanmadan kendi arzu ve kuruntularına göre halkı saptırmaktadırlar.

Muhakkak ki Rabbin, haddi aşanları en iyi bilendir.”

---------------------------------------------------------

HADİS”

İki göz cehennem ateşi görmez:

Düşmana karşı nöbet bekleyen ve Allah (c.c.) korkusundan ağlayan gözler.”

(Tirmizî, Fedâil-i Cihad, 12)

---------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Her kademedeki temsilci için doğruluk, emniyet, vazife şuuru, emsaline nispeten üstün idrak, geleceği bugünle beraber görüp sezebilme vasfı ve her şeye rağmen iffetli yaşamak şarttır.

*Bir idareci için bu vasıflardan birini kaybetmek ciddî bir eksiklik ve temsil edilenler adına da bir bahtsızlıktır.

*Dünyayı düzeltmeye kalkanlar, önce kendilerini düzeltmelidirler. Evet, önce içlerini kinden, nefretten, kıskançlıktan, dışlarını da her türlü uygunsuz davranışlardan temiz tutmalıdırlar ki, çevrelerine misal teşkil edebilsinler.

*Kendi içini kontrol edememiş, nefsiyle savaşamamış, duygu âlemini fethedememiş kimselerin etrafa sunacakları mesajlar, ne kadar parlak olursa olsun, ruhlarda heyecan uyaramayacak, uyarsa da, sürekli tesir bırakamayacaktır.

*İnsanları aydınlatma yolunda koşanlar, hep onların saadetleri için çırpınıp duranlar, hayatın çeşitli uçurumlarında onlara el uzatanlar, kendilerini idrak etmiş öyle yüce ruhlardır ki; bunlar, içinde yaşadıkları cemiyetin koruyucu melekleri gibi, toplumu saran musibetlerle pençeleşir, fırtınaları göğüsler, yangınların üzerine yürür ve muhtemel sarsıntılar karşısında daima tetikte bekler dururlar.

*Yüksek irade ve yüksek karakterler, elli bin defa kazanlarda kaynatılıp, defalarca değişik kalıplara sokulsalar da yine benliklerinden bir şey kaybetmeyecek ve özlerini koruyacaklardır.

*Ya, günde birkaç defa düşünce ve yol değiştiren iradesiz yaratıklara ne demeli.?

*Garip, yurdundan-yuvasından uzak kalan, dostundan ahbabından ayrı düşen değildir. O, yaşadığı dünya içinde bulunduğu toplum itibarıyla hâlinden, yolundan anlaşılmayan; yüksek idealleri, ötelere ait düşünceleri, başkaları uğruna şahsî zevklerinden fedakârlığı ve fevkalâde himmet ve azmiyle, menfaat ve çıkar gruplarıyla sık sık zıtlaşıp çakışan, çevresi tarafından yadırganıp irdelenen ve her davranışıyla garipsenen insandır.

---------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Dünkü konunun devamı:

Hem mesela, Belkıs’ın tahtını Hazreti Süleyman’ın (aleyhisselam) yanına getirmek için vezirlerinden, kendisine uzaktaki eşyada tasarruf ilmi verilmiş âlim bir zâtın, “Gözünüzü açıp kapayıncaya kadar o tahtı yanınızda hazır ederim.” dediği harika hadiseyi ifade eden şu ayet:

Ama kitaptan hususi bir bilgiye sahip olan bir zât da: ‘Ben, sen gözünü açıp kapamadan onu getirebilirim’ der demez, Süleyman tahtın yanı başında hazır oluverdiğini görünce...” (Neml sûresi, 27/40)

İşaret ediyor ki, uzak mesafelerden eşyayı aynen veya suretiyle, bir anda getirip hazır etmek mümkündür.

Cenâb-ı Hak, peygamberlikle beraber saltanatla da şereflenen Hazreti Süleyman’a (aleyhisselam), hem masumiyetini koruması hem de adaleti sağlaması için, pek geniş memleketinin her tarafından bizzat, zahmetsizce haberdar olmayı, idaresi altındakilerin hallerini görmeyi ve dertlerini işitmeyi bir mucize suretinde ihsan etmiştir.

Demek, Hazreti Süleyman (aleyhisselam) Cenâb-ı Hakk’a güvenip ismet lisanıyla bunu istediği gibi, bir insan da kabiliyetlerinin diliyle istese ve O’nun kâinatta işleyen kanunlarına ve inayetine uygun hareket etse, dünya kendisi için küçük bir şehir hükmüne geçebilir.

Evet, Belkıs’ın tahtı Yemen’deyken Şam’da aynen veyahut suretiyle hazır olmuş, görülmüştür.

Elbette tahtın etrafındaki adamların suretleri görüldüğü gibi sesleri de işitilmiştir.

İşte Kur’an, suretlerin ve seslerin uzak mesafeden nakline haşmetli bir şekilde işaret ediyor ve mânen diyor ki:
Günahsızlık, masumiyet, şaibelerden arınmış olmak. Peygamber vasıflarındandır.

Ey saltanat sahipleri! Kusursuz bir adalet uygulamak isterseniz, Hazreti Süleyman gibi, yeryüzünü tamamıyla görmeye ve anlamaya çalışınız. Çünkü adaletli bir hükümdar, idaresi altındakilerin hukukunu gözeten bir padişah, ancak memleketinin her tarafından, istediği vakit haberdar olma derecesine çıkarak manevî sorumluluktan kurtulur veya tam adaleti sağlayabilir.”

Cenâb-ı Hak bu ayetin işaret lisanıyla mânen şöyle diyor:

Ey insanlar! Madem bir kuluma geniş bir mülk verip o geniş mülkünde tam adaleti sağlaması için onu yeryüzünde olup bitenlerden bizzat haberdar ediyorum. Ve madem her bir insana, yaradılıştan, yeryüzüne halife olma kabiliyetini vermişim. Elbette buna göre hikmetim, yeryüzünü görecek, anlayacak ve ona bakacak kabiliyeti de vermeyi gerektirdiğinden, onu da ihsan etmişim. İnsan o noktaya şahsen yetişemese de tür olarak yetişebilir. Maddî olarak erişemese de veli zâtlar gibi, mânen erişebilir. Öyleyse şu büyük nimetten istifade edebilirsiniz. Haydi, göreyim sizi, kulluk vazifenizi unutmamak şartıyla öyle çalışınız ki, yeryüzünü, her tarafı her birinizce görülen ve her köşesindeki sesler işitilen bir bahçeye çeviriniz.

İşte şu ayet, insanlığın ince sanatlarından olan suret ve ses naklinin çok ilerisindeki son sınıra işaret ve insanı üstü kapalı bir şekilde ona teşvik ediyor.

---------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Allahım!
Bizim ahlâkımızı güzelleştir.
Rızkımızı bollaştır.
Şevkimizi genişlet.
Amellerimizi dupduru hâle getir ve bereketlendir.
Günahlarımızı mağfiret buyur.
Sinelerimize inşirah bahşet.
Kalblerimizi tertemiz hâle getir.
İşlerimizi kolaylaştır.
Ruhlarımızı ferahlandır.
Kalblerimizde ilahî bir vedîa olan latîfe-i rabbaniyemizi, sırlarımızı pak hâle getir.
Kalblerimizin derinliklerindeki sırlarımızı her türlü bulanıklıktan kurtar.
Basiret ve basarlarımızı tenvîr buyur.
Vatanımızı ve memleketimizi ma’mur kıl.
Hastalarımıza şifa bahşet.
Bize rahmet yüklü yağmurlarını bolca lutfet ve feth-i mübîn nuru ile kalblerimizin paslı kilitlerini çözüver.

Ya Ekramelekramîn ve ya Erhamerrahimîn!

Ey dilediği kullarını muhabbete mazhar kılan Vedûd!
Ey cömertçe ihsanlarda bulunan Cevâd!
Ey rahmetini en süratli şekilde ulaştıran Rabb!
Ey keremi sonsuz Kerîm! Ey Merhametliler Merhametlisi!
Ey nusret ve inayetiyle her zaman sevdiği kullarının yanında olan Nâsır u Muîn!

Bizi Cehennem azabından muhafaza buyur ve nimet yurdu olan Cennetine al.

Allahım! Bizi Senin ulvî sıfatlarına ait ince hakikatlerin ahlâkı ile ahlâklandır.

Bizi, Habîbin, Halîlin, Mustafan ve hidayet rehberin, parlak cemâl, kâhir celâl, iftihar tablosu kemâl, nübüvvet kolyesinin ortasındaki şâşâlı inci, kerem ve fütüvvet deryalarının en derin noktası, bütün kâinatı aydınlatan ışık ve nur tufanı, getirdikleriyle insanlığı karanlıklardan kurtaran engin deniz, Efendimiz, Peygamberimiz, Habibimiz, hakkımızdaki şefaati kabul olunan şefaatçimiz, bütün peygamberlerin Seyyidi, Âlemlerin Rabbinin Habîbi, Zikr-i Mübîn’de Kendisi için “Başka değil, Biz seni bütün âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” buyurduğun Efendimiz Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) vesilesiyle yaratmış olduğun fiillerinin bereketinin kokusunu sürünmüş kullarından eylemeni diliyoruz.

Allahım! Seyyidü’l-Kevneyn Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve asfiyadan kıldığın Eş’ıya Nebîye salât et. Senin salât ve selâmın Efendimiz’in ve onun üzerine olsun.

---------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ: " EL - HAMÎD "

TESBİH ADEDİ: 62

TESBİH NİYETİ: KAZANCININ GENİŞLEMESİ, ALLAH'A DAHA ÇOK HAMD ETMEK İÇİN YARDIM İSTEME…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön