RECEP 28 (15 NİSAN) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RECEP 28 (15 NİSAN)

ÖZEL KUR-2

MEAL”

EN’ÂM-135. De ki:
Ey halkım, gücünüz neye yetiyorsa var gücünüzle yapmaktan geri kalmayın;

ben de yapmam gerekeni yapıyorum.

Şu dünya yurdu kime kalacak ve sonunda kim sevinip mutlu olacak elbette bileceksiniz.

Gerçek şu ki, zalimler asla kurtulmaz ve muratlarına ermezler.”

-----------------------------------------------

HADİS”

Altı şey güzeldir.  Fakat bu altı şey, altı sınıf insanda olunca daha güzeldir:

Adâlet güzeldir, fakat idârecilerde olursa daha güzeldir.

Cömertlik güzeldir, fakat zenginlerde olursa daha güzeldir.

Dinde titiz olmak güzeldir, fakat âlimlerde olursa daha güzeldir.

Sabır güzeldir, fakat fakirlerde olursa daha güzeldir.

Tevbe güzeldir, fakat gençlerde olursa daha güzeldir.

Hayâ güzeldir, fakat kadınlarda olursa daha güzeldir.”


(Hz. Ali’den kerremallahu vechehu,
Ali el-Müttaki, Kenzu’l-Ummal, 15/1349, 1353, 16/175;
Münavi, Feyzu’l-Kadir, 4/378; Suyuti, Camiu’s-Sağir, hadis no: 8292)

-----------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Akıcılığını kaybedip hareketsiz kalan sular kokuşup bozulduğu gibi, kendini rehavete terk eden tembel kimselerin de çürüyüp zayi olması muhakkaktır.

*İnsanda rahat etme arzusu, ilk ölüm alarmı ve işaretidir.

*Bir fert, hissiyatıyla felç olmuşsa, ne bu alarmı duyar, ne de bu işaretten bir şey anlar. Tabiî, dostların ikaz ve uyarılarından da...

*Tembellik ve tenperverlik, her türlü zillet ve mahrumiyetin en başta gelen sebeplerindendir.

*Kendini rahat ve rehavetin kucağına salıveren ölü ruhların, bir gün zarurî ihtiyaçlarının dahi, başkaları tarafından karşılanmasını bekleme gibi bir zillete dûçâr olacaklarında şüphe yoktur.

*Mücadele aşkı ve “serhat tutkusu” sayesinde, küçük bir aşiretten koca bir imparatorluk doğmuştur. Bir gün gelip de, bu aşk ve arzunun yerini harem sevdası alınca, koskoca bir millet yerle bir olmuştur.

*İnsanın değişikliğe uğrayıp çürümesi, âheste âheste ve fevkalâde sessizce cereyan eder.

*Ne var ki, böyleleri, kendilerini hep aynı çizgide ve mevzilerinde gördüklerinden, çok defa minare gibi bir zirveden kuyunun dibine düştüklerinin farkına bile varamazlar!

-----------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Dünkü konunun devamı:

Hem mesela, yine Hazreti Süleyman’ın (aleyhisselam), cinleri, şeytanları ve kötü ruhları kendine boyun eğdirip şerlerine engel olmasını ve onları faydalı işlerde kullanmasını anlatan,

(Bina yapan, dalgıçlık yapan her şeytanı ve) bukağılarla bağlı olan başkalarını da onun hizmetine verdik. Buyurduk: ‘Süleyman! İşte bu, sana ihsanımızdır. İster dağıt, ister yanında tut, bu hesapsızdır.’” (Sâd sûresi, 38/38-39)

Kendisi için denize dalan ve daha başka birtakım işler yapan bazı cinleri de (şeytanları) hizmetine amade kıldık. Biz onları gözetim altında tutardık.” (Enbiyâ sûresi, 21/82)

ayetleriyle Kur’an diyor ki:

Yerin, insandan sonra en mühim şuur sahibi sakinleri cinler, insana hizmetkâr olabilir. Onlarla temas edilebilir. Şeytanlar da düşmanlığı bırakmaya mecbur olup ister istemez insana hizmet edebilirler ki, Allah onları, emirlerine uyan bir kuluna boyun eğdirmiştir.”

Cenâb-ı Hak, şu ayetlerin işaret lisanıyla mânen şöyle buyuruyor:

Ey insan! Bana itaat eden bir kuluma cinleri ve şeytanları, hatta onların şerlilerini itaat ettiriyorum. Sen de benim emirlerime uyarsan pek çok varlık, hatta cinler ve şeytanlar bile sana hizmetkâr olabilir.”

İşte şu ayetler, sanat ve ilmin kaynaşmasından süzülen, insanın maddî-manevî fevkalâde hassasiyetinden doğan ispritizma gibi, ruh çağırmanın ve cinlerle haberleşmenin en son sınırını çiziyor, en faydalı şeklini tayin ediyor ve ona yolu açıyor.

Fakat bu, şimdiki gibi, bazen kendini ruhu çağrılan ölü diye gösteren cinlere, şeytanlara ve kötü ruhlara itaat edip maskara ve oyuncak olmak değil, belki Kur’an’ın tılsımları ile onları kendine boyun eğdirmek, şerlerinden kurtulmaktır.

Yine mesela, “Ve Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti.” ayeti

Hazreti Âdem’in (aleyhisselam) büyük hilâfet davasındaki en büyük mucizesi, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin kendisine öğretilmesidir.” diyor.

İşte diğer peygamberlerin mucizeleri insanlığın hususi birer harikasına işaret ettiği gibi, bütün peygamberlerin babası ve nebilik divanının fatihası (başlangıcı) olan Hazreti Âdem’in (aleyhisselam) mucizesi, bütün insanî kemâl vasıflarının ve ilerlemelerin son noktasını, en ileri hedeflerini neredeyse açıkça gösteriyor.

Cenâb-ı Hak şu ayetin işaret lisanıyla mânen diyor ki:

 “Ey Âdemoğulları! Meleklere karşı hilâfet davasında üstünlüğüne delil olarak babanıza bütün isimlerimi öğrettiğimden, -madem onun evladı ve kabiliyetlerinizle varisisiniz- sizin de bütün o isimleri öğrenip emanet-i kübra mertebesinde, bütün varlıklara karşı üstünlüğe lâyık olduğunuzu göstermeniz gerekir.

Zira sizin için, kâinatta bütün varlıkların üstünde, en yüksek makamlara ve yeryüzü gibi büyük varlıkları kendinize itaat ettirmek misali yüce mertebelere yol açıktır.

Haydi, ileri atılınız ve birer ismime yapışınız, o mertebelere çıkınız!..

Fakat babanız bir defa şeytana aldandı, cennet gibi bir makamdan geçici olarak yeryüzüne düştü.

Sakın siz de o mertebelere çıkarken şeytana uyup ilahî hikmetin semâsından tabiat dalâletine düşmeyiniz.

Her vakit başınızı kaldırıp esmâ-yı hüsnâma dikkat ederek o semâlara yükselmek için ilimlerinizi ve maddî ilerlemelerinizi merdiven yapınız ki, ilmin ve mükemmelliklerin kaynağı ve hakikati olan isimlerimin semâsına çıkasınız ve onların dürbünüyle, kalbinizle Rabbinize bakasınız.”

-----------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Allahım! İyilik ve keremin zirvedeki temsilcisi, azîzler azîzi, büyükler büyüğü, şeref, fazilet ve merhamet hususunda en öndekilerden daha önde, yüce izzet, yüksek şeref, parlak nur, vâzıh ve açık hak sahibi, iyilik ve ihsan sahibi Hazreti Muhammed (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) Efendimiz’e, âline, Din’i en güzel şekilde muhafaza edip sonraki nesillere ulaştıran ashâbına, azamet-i celâlinle müheymin, cemâlinin celâliyle müşerref, nimet ve lütuflarının büyüklüğüyle mükerrem, mülkün devam ettikçe devam eden, Senin yüceliğinle beraber yücelen, şeref, kerem ve azametine yaraşır şekilde büyüyüp artan bir salât ile salât ve selâm eyle.

Bu salât Senin şanına yaraşır bir salât olsun ey Azîm!

Efendimiz’in liyakatine uygun bir salât olsun ey Kerîm!

Senin, habîbine olan muhabbetin ve onun Sana olan sevgisi kadar, bütün varlığın Sana ve ona olan sevgisi kadar, kadri takdir edilemeyecek ve künhüne vâkıf olunamayacak kadar yüce bir salât ile, O’nun risalet ve nübüvvetinin şerefi, kadrinin azameti ve liyakati ölçüsünde salât ve selâm eyle.

O salavât-ı şerife hürmetine ya Rab, ya Allah, ya Ğaffâr, ya Hayy, ya Kayyûm, ya Ze’l-celâli ve’l-ikrâm, bizi, cüz’î irade ve ihtiyarımızla meydana gelen hâdiselerin tasalarından kurtar.

O salât ve selâmlarla vücudumuzdaki günahları kurbet semasının yağmurlarıyla yıkayıp temizle.

Nebîler ve resûller dairesinin kutbu ve merkez noktası, Kitab-ı Meknûn’da yer alan “Her hâlde Sen, ahlâkın–Kur’ân buudlu, ulûhiyet eksenli olması itibarıyla– ihâtası imkânsız, idraki nâkabil en yücesi üzeresin.” beyan-ı mübeccelinin biricik muhatabı Efendimiz Hazreti Muhammed’e salât ve selâm eyle.

Allahım! Yüceler Yücesi Allahım! Kendisiyle ukdeleri çözeceğin, kederlerimizi gidereceğin, tasa, gam ve hüzün sebeplerini izale edeceğin ve bizi taleplerimizin gaye noktasına ulaştıracağın bir salât ile Efendimiz’e salât eyle.

Efendimiz Hazreti Muhammed’e, tertemiz, pırıl pırıl ailesine, kerem ve iyilik yıldızları olan bütün ashâbına salât ve selâm eyle. Ezelden ebede hamd ü sena, şükr ü minnet, medh u tebcil yalnız Senin hakkın ve Sana mahsustur Allahım!

-----------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ:  " EL - MUHSÎ "

TESBİH ADEDİ: 148

TESBİH NİYETİ: ZEKANIN KUVVETLİ OLMASI…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön