RECEP 4 (22 MART) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RECEP 4 (22 MART)

ÖZEL KUR-2

MEAL”

MÂİDE-32. “İşte bundan dolayıdır ki, (bütün insanlığı kapsamına alan umumî bir kaide olarak, bilhassa) İsrail Oğulları için şu hükmü koyduk:

Kim, meşrû çerçevede bir başka can karşılığı (kısas) veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarma cezası olmaksızın bir cana kıyarsa,

sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur.

Kim de bir hayatı kurtarırsa, sanki bütün insanların hayatını kurtarmış gibidir.

Onlara (böylesi hüküm ve ölçüleri tebliğ etmeleri için) rasûllerimiz, apaçık gerçekler (ve rasûl olduklarını gösteren) gün gibi aşikâr deliller ve mucizelerle geldiler.

Ne var ki, bütün bunlardan sonra içlerinden pek çoğu halâ yeryüzünde taşkınlık yapıp durmaktadır.”

--------------------------------------------------------

HADİS”

Nasıl olursanız, öyle idare edilirsiniz.”

(Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, 6/89)

--------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Peygamberler, insanlar arasında dağlar gibidirler. Yeryüzünde, yerin istikrar kazanması ve havanın tasaffî etmesi için dağlar nasıl emniyet unsuru ise, peygamberler de insanlar içinde öyledir.

*Evet, Hz. Nuh–Cûdi, Hz. Musa–Tur, Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)–Hira, bu muammadan sır perdesini aralayan birer işarettir.

*Din, sağlam düşünceye, akl-ı selime ve ilme istinat eder. Bu zaviyeden de onun hiçbir meselesini tenkit etmeye imkân yoktur.

*Onu tanımazlıktan gelenlerin ya düşünce sistemleri bozuk ya ilim anlayışları yanlış ya da muhakemeleri yetersizdir.

*Din, gerçek medeniyet prensiplerini ihtiva eden bereketli bir kaynaktır. Onun sayesinde insan, gönül ve his dünyasında ulvîleşir, başı fizik ötesi âlemlere ulaşır ve bütün hayırların, güzelliklerin, faziletlerin asıl kaynağından doya doya içme ufkuna ulaşır.

*Din, Allah yolu; dinsizlik ise, şeytan yoludur. Bundan dolayıdır ki, din ve dinsizlik mücadelesi, Âdem (aleyhisselâm) zamanından günümüze kadar süregeldiği gibi, kıyamete kadar da devam edecektir.

--------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

İşte ey tembel nefsim! Bir çeşit mirac hükmündeki namazın hakikati, bir askerin tamamen bir lütuf olarak padişahın huzuruna kabulü gibi, tamamen bir rahmet eseri olarak, Cemîl-i Zülcelâl Mabud’un huzuruna kabulündür.

Allahü Ekber” deyip mânen, hayalen veya niyetinle iki cihandan geçip, maddî kayıtlardan sıyrılıp engin bir kulluk mertebesine veya onun bir gölgesine veyahut suretine çıkarak bir nevi huzuruyla şereflenmektir.

(Haydi öyleyse deyiniz): Yalnız Sana ibadet ederiz.” (Fâtiha sûresi, 1/5) hitabına -herkesin kabiliyeti ölçüsünde- büyük bir mazhariyettir.

Âdeta, namazdaki her harekette tekrar tekrar “Allahü Ekber, Allahü Ekber” demek, mertebeleri kat edip manevî bir yükselişe ve cüzî dairelerden küllî dairelere çıkmaya bir işarettir.

O’nun, bilemediğimiz yüce kemâl vasıflarının özlü bir unvanıdır. Âdeta her bir “Allahü Ekber” bir mirac basamağı kat etmeye işarettir.

İşte şu namaz hakikatinin mânen, niyetle, tasavvurla veya hayalen bir gölgesine, bir parıltısına mazhar olmak bile büyük bir saadettir.

Hacda pek çok kere “Allahü Ekber” denilmesi de şu sırdandır. Çünkü hacc-ı şerif, herkes için bizzat küllî mertebede bir kulluktur.

Nasıl ki bir asker, bayram gibi hususi bir günde, bir paşa gibi, padişahın bayram davetine gider ve iltifatına mazhar olur.

Aynen öyle de, hac ibadetinde sıradan bir insan da, çok mertebe kat etmiş bir veli gibi bütün yeryüzünün Yüce Rabbi unvanıyla Rabbine yönelir.

Küllî bir kullukla şereflenir.

Bizzat görülen veya tasavvur edilen o mertebeler “Allahü Ekber” diyerek ilan edilebilir.

Şu yüce ve küllî mânâ, hacdan sonra çeşitli derecelerde bayram namazında, yağmur namazında, husuf ve küsuf namazlarında ve cemaatle kılınan namazlarda bulunur.

İşte, sünnet nevinden de olsa İslam şeairinin öneminin sırrı budur.

--------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Rabbim… Gazabına maruz kalıp da daha kendisine rıza nazarıyla bakmadığın kimseler gibi beni gözden düşürme.

Rahmetin hakkında ümitsizliğe mağlup düşmekten muhafaza buyur.

Tâkat yetiremeyeceğim yüklerle beni imtihan etme.

Beni aciz düşürme ve fazl u muhabbetine olan güvenimin sarsılmasına izin verme.

Beni, kendi yapıp ettikleri yüzünden rahmet ve inayete istihkaklarını kaybetmiş kimselerin hâline düşürme.

Kendisini görülüp gözetilme liyakatinden mahrum etmiş ve hakkında rüsva olma hükmü verilmiş bedbahtlar gibi kapından kovma.

Kovma ve tut elimden Allahım! Tut ki, düşüp yuvarlanmaktan, yoldan ayrılıp korkuya kapılmaktan, gurura saplanıp tökezlemekten ve helake yürüyenlerin düştüğü çukurlara düşmekten korunabileyim.

Afv u afiyet ver ve kullarının düştüğü bela cenderelerine düşmeme müsaade etme.

Hususî seralarda müşaheden altında tuttuğun, nimetlerinle lütufta bulunduğun, hoşnutluğunla mesut kıldığın, hayattayken hep salih ve güzel işler yaptırdığın, nezdine alırken de bahtiyar bir saîd olarak aldığın kullarının derecelerine beni de yükselt.

Hasenâtı hiçe indirecek, bereketi alıp götürecek amellerden beni uzak tut.

Kalbime günahların çirkinliğini, utanç vericiliğini ve onlardan uzak durmanın hazzını duyur.

Senin şe’n-i rûbûbiyetin gereğini düşünüp onunla meşgul olurken, yerine getirmekle Senin hoşnutluğuna vesile olacak asıl vazifelerimi unutmaktan beni koru.

Yüce nezdindeki güzelliklere ulaşmaktan, Sana yaklaştıracak vesilelerin peşine düşmekten ve kurb yolunda ilerlemekten alıkoyan geçici dünya nimetlerinin sevgisini kalbimden söküp al.

Gece ve gündüz, ıssız koyları kollayarak Sana yalvarıp yakarmanın güzelliğini ruhuma hissettir.

Bir masumiyet lutfet ki Allahım, içimi haşyet hisleriyle doldursun; haramlara tenezzül ve tevessül etmekten ve büyük cürümlerin esiri olmaktan beni korusun.

Allahım! İmamü’l-Enbiya Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve kavmi için eşsiz bir vâiz ve hatip olan Hazreti Şuayb’ a (aleyhisselâm) salât et. Senin salât ü selâmın Efendimiz’in ve onun üzerine olsun.

--------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ: " EL - AZÎM "

TESBİH ADEDİ: 1020

TESBİH NİYETİ: SÖZÜNÜN TESİRLİ OLMASI, SÖZÜ DİNLENİR OLMAK…

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön