RECEP 9 (27 MART) - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

RECEP 9 (27 MART)

ÖZEL KUR-2

MEAL”

MÂİDE-89. “Allah, yalan yere yapmadığınız ve çok farkına varmadan dilinizden dökülüveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz;

ama bilerek yaptığınız ve onlarla kendinizi bağladığınız yeminler sebebiyle sorumlu tutar.

Böyle yapıp da yerine getirmediğiniz bir yeminin kefareti, ailenize yedirdiğiniz orta halli yemekle on yoksulu (sabah-akşam veya bir yoksulu on gün) doyurmak veya onları giydirmek ya da bir köle âzat etmektir.

Bunlara gücü yetmeyen, on gün oruç tutsun.  İşte, yemin ettiğinizde onu bozmanın kefareti budur.

Bununla birlikte, yeminlerinize sahip çıkın: (olur olmaz şeyler için yemin etmeyin; yemin ettiğinizde de yerine getirin).

Allah, size âyetlerini, O’nun yolunun işaretlerini işte böyle açıklıyor ki, şükür içinde bulunasınız.”

----------------------------------------------------------

HADİS”

Yüksek el, aşağı elden (veren insan, alan insandan) daha hayırlıdır.”

(Buharî, Vesâya, 9, Zekat,18; Müslim, Zekat, 94; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/4)

----------------------------------------------------------

TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Edebiyat, bir milletin ruhî yapısı, düşünce dünyası ve irfan hayatının beliğ bir lisanıdır.

*Söz, fikirlerin bir dimağdan diğer dimağa, bir ruhtan diğer ruha intikalinde en önemli vasıtalardandır.

*Altın ve gümüşü sarraflar anladıkları gibi, söz cevherini de ancak söz sarrafları anlar.

*Yere düşmüş bir çiçeği hayvan ağzına alır çiğner; kadir bilmezler, ona basar geçer; insanlar ise, onu koklar ve göğüslerine takarlar.

*Yüksek düşünce ve yüksek mefhumlar, mutlaka zihinlere nüfûz edecek, gönüllerde heyecan uyaracak ve ruhlarda kabul görecek âlî bir üslûpla anlatılmalıdır.

*Edebiyat olmasaydı, ne hikmet o debdebeli yerini alabilir, ne felsefe gelip bu günlere ulaşabilir, ne de hitabet kendinden bekleneni verebilirdi.

*Edipler ve şairler, iç ve dış dünyalarda (enfüs ve âfâk) görüp hissettikleri güzellikleri seslendiren birer neyzene benzerler.

*Duygular yoluyla gelip onların ruhlarını saran alevlerden habersiz kimselerin, neyi de, neyden yükselen feryadı da anlamalarına imkân yoktur.

*Maksatları ifadede, kullanılacak manzum ve mensur her söz, düşünce pırlantasına mahfaza olmalı; onun yerine geçmemeli ve ona gölge etmemelidir.

*Her gerçek, önce insan ruhunda bir öz hâlinde belirir; sonra hissedilir; sonra da sözle, kalemle, çekiçle canlandırılır, kristalleştirilir ve nokta nokta, çizgi çizgi sanat eserinin çehresinde veya bir sanat eseri hâlinde ifade edilmeye çalışılır.

*Her sanatkâr gibi edebiyatçı da, kâinat gerçeğindeki renk, şekil ve çizgilerde hep kendine ait bir şeyler aramaktadır. O, aradığını bulup ifade edebildiği gün kalemini kırar, fırçasını atar, hayret ve hayranlık içinde kendinden geçer.

*Bunun için de en büyük sanatkârlar, Hakk’ın azat kabul etmez, mütefekkir ve duyarak yaşayan kulları arasında aranmalıdırlar.

----------------------------------------------------------

NURDAN YANSIYANLAR”

Ya Rab! Tevekkülsüz, gafletle, kendi sınırlı iktidar ve irademe dayanıp derdime derman aramak için “cihet-i sitte” denilen altı yönüme baktım.

Maalesef derman bulamadım. Bana mânen denildi ki: “Derman olarak yetmez mi dert sana!”

>Evet, sağımdaki geçmiş zamanda teselli bulmak için gafletle oraya baktım.
Fakat dünkü gün bana babamın kabri, geçmiş zaman ise ecdadımın büyük mezarı şeklinde göründü. Teselli yerine yalnızlık ve korku verdi.

>Sonra sol tarafımdaki geleceğe baktım.
Derman bulamadım.
Ertesi gün benim kabrim; istikbal ise akranlarımın ve gelecek neslin büyük mezarı suretinde görünüp bana dostluk değil, yalnızlık ve korku hissi verdi.

>Soldan da hayır görünmediğinden, içinde bulunduğum güne baktım.
Gördüm ki, şu gün âdeta bir tabuttur; can çekişmekte olan cismimin cenazesini taşıyor.
Bu tarafta da deva bulamadım.

>Sonra kafamı kaldırıp ömür ağacımın başına baktım.
Gördüm ki, o ağacın tek meyvesi benim cenazemdir; ağacın üstünde duruyor, bana bakıyor.

>O yöne bakınca da ümitsizliğe düşüp başımı aşağı eğdim.
Baktım ki: Aşağıda, ayağımın altında, kemiklerimin toprağı ile yaratılışımın başlangıcındaki toprak birbirine karışmış. Bu da bana derman olmadı, derdime dert kattı.

>Gözümü oradan da çevirip arkama baktım.
Gördüm ki, esassız, fâni bir dünya, hiçlik derelerinde ve yokluk karanlığında yuvarlanıp gidiyor. Derdime merhem olmadı, aksine, korku ve dehşet zehri ilave etti.

>Oradan da hayır bulamadığım için önüme, ileriye baktım.
Gördüm ki, kabir kapısı yolun sonunda açık duruyor, onun arkasında ebediyete giden bir cadde uzaktan uzağa göze çarpıyor.

İşte şu altı yönde dostluk hissi ve teselli değil, dehşet ve korku bulduğum halde, elimde cüzî, sınırlı bir iradeden başka bir şey yoktur ki, ona dayanıp o dehşet ve korkuya karşılık vereyim.

Halbuki insanın cüzî irade denilen o silahı hem aciz hem kısadır; ayarı noksandır, bir şey var edemez. Gayretten başka bir şey elinden gelmez.

Cüzî iradem ne geçmiş zamana dâhil olabilir ne de gelecek zamana nüfuz edebilir.

Geçmişe ve geleceğe dair emellerime ve elemlerime faydası yoktur.

O cüzî iradenin hareket sahası, şu kısacık şimdiki zaman ve sadece bir andır.

İşte bütün bu ihtiyaçlarımla, zayıflığımla, fakrım ve acizliğimle beraber altı yönden gelen dehşet ve korkularla perişan bir haldeyken; kudret kalemiyle, yaradılışımın sayfasında ebediyete uzanan arzular ve sonsuzluğa yayılan emeller açık bir şekilde yazılmış, mahiyetime yerleştirilmiştir.

----------------------------------------------------------

DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…

Rabbim… Bütün şek ve şüphelerimi izale buyur. Rahmetinin eseri olarak beni hep hak yolda tut.

Mevhibe ve ihsanlarından payıma düşenleri bollaştırdıkça bollaştır.

Yüce katındakilere karşı kalbime sika ölçüsünde tevekkül hissi bahşet ve onlara ulaşabilmek için irademi tastamam ortaya koymaya beni muvaffak kıl.

Beni de has kullarını istihdam buyurduğun güzel amellerde kullan.

Akılların şaşkınlık yaşadığı vadilerde kalbime Sana kulluğun hazzını içir.

Gönül tokluğu, iffet, hilm ü rıfk, silm ü selâmet, sıhhat, genişlik, itminan ve afiyet gibi güzelliklerden beni cüdâ düşürme.

İşlediğim ma’siyetler yüzünden hasenâtımı boşa çıkarma.

Altından kalkamayacağım fitnelere maruz bırakmak suretiyle beni imtihan etme Allahım!

Kullarından herhangi birisinin önünde yüzsuyu dökmekten ve dinim (in en küçük bir hakikatin) den taviz vermek suretiyle fasıkların ellerindeki bir şeye tamah etmekten muhafaza buyur.

Zalimlere yandaş olmaktan ve Senin dinine yaptıkları taarruzlarda bilerek ya da bilmeyerek onlara destek çıkmaktan Sana sığınırım Allahım!

Her türlü zarardan da yine Sana sığınırım.

Nezdindekilere rağbetimi Sen daha iyi bilirsin Allahım; ne olur tevbe, rahmet, re’fet ve bol rızık kapılarını ardına kadar bu benden için de aç.

Şüphesiz en hayırlı nimetler Senin nimetlerindir. Lütfen ve keremen üzerimdeki nimetlerini tamamla.

Ömrümün geride kalan kısmını hac ve umrede Senin hoşnutluğunu yakalamak için geçirmeye muvaffak kıl ey Âlemlerin Rabbi olan Allahım!

Efendimiz Hazreti Muhammed’e, tertemiz, dupduru ehline, bütün ashâbına da ebedlere kadar salât ve selâm eyle!

----------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ: " EL - HAFÎZ "

TESBİH ADEDİ: 998

TESBİH NİYETİ: NEFSİNİN VE MALININ KORUNMASI…


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön