1. GÜN - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

1. GÜN

ÖZEL KUR-1
 
“MEAL”

BAKARA-3: “O (müttakîler), sürekli yenilenir ve kuvvet kazanır bir imanla gaybe inanırlar;
namazı bütün şartlarına riayet ederek, vaktinde ve aksatmadan kılarlar ve kendilerine rızık olarak (mal, güç, zekâ, bilgi...) ne lütfetmişsek, onun bir miktarını (Allah rızası için ve kimseyi minnet altında koymadan ihtiyaç sahiplerine geçimlik olarak) verirler.”

---
*Kur’ân’ın mü’minleri, her şeyden önce gaybe olan imanlarıyla tanıtması çok mühimdir. Çünkü varlık, şu görünür ve gözlemlenebilir fizikî veya maddî âlemle sınırlı değildir.
*Bu âlem, görünmeyenin, gaybın tecellisinden ibarettir.
*Dolayısıyla, bu âlemin ve bu âlemdeki her varlığın, her hadisenin hakikatı, görünmeyen gayb âleminde yatar.
*Kur’ân, ta baştan kalkış noktasını belirler ve mü’mine gerçek bakış açısını kazandırır.
*Bu âlem, gaybın bir tecellisi olarak, hakikatin ve bütün hakikatlerin kaynağı Cenab-ı Hakk’ın tanınması adına bir kitap gibidir.
*Mü’min, bu kitabı okuyarak, onun Yazarını bulan ve O’na inanan insandır.
 
---------------------------------------------------------------------------------------------------

“HADİS”

Abdullah el-Hatmi (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) birisiyle vedalaştı mı şöyle derdi:

“Dininizi, emanetinizi ve işlerinizin akıbetini Allah'ın muhafazasına bırakıyorum.”

(Ebu Davud)

---------------------------------------------------------------------------------------------------

“TEFEKKÜR PENCERESİ”

*Aklın yolunu aydınlatıp ona yeni ufuklar açan bir ilâhî meşale vardır ki, onun aydınlığında bir senede kat’edilecek yollar bir saatte alınabilir: O da, fikirdir.
*Fikrin işi, doğruyu araştırmaktır. Fikir, düşünmek demektir.
*Düşünmek, muhakeme etmeden akla gelen şeylere inanmak ve başkalarının arızalarını bulup, onlara itirazlarla ömrünü çürütmekten daha ziyade, hakikate ulaştıran faziletli bir gayrettir ki, gücünü mantık, hikmet ve ilâhî vâridâttan alır...
*Fikir, bir manada aklın inceliği ve nuranileşmesidir.
*Aklın, her şeyi aydınlıkta yakalayıp değerlendirmesine mukabil; fikir, mütalâa edeceği şeyleri daha çok karanlıkta mütalâa etmeyi sever. Evet, fikir ile ruh, karanlıkta daha çok iş görürler...
*Eksiği ve gediği ile felsefeye “hikmet” diyeceksek, feylesof da, hikmet seven mânâsına “hakîm” demektir.
*Hikmetin gayesi, Allah’a ve ruha giden yolları aydınlatmaktır.
* “Âlim”, bilen değil, bildiği şeyi vicdanında duyandır.
*Âlim, şehadet âlemi ve sırf mülk cihetiyle varlıklarla münasebete geçer; hakîm ise, sürekli olarak gayb âlemi ve öteleri kurcalar durur...
*Hakîm, her şeye perde arkası durumu itibarıyla yaklaştığı için, bütün fikrî faaliyetlerini âdeta bir ibadet neşvesi içinde sürdürür.
*Hikmet, akıl ile değil, ruhun tasdik ve şehadetiyle takdir edilebilir.
*Aklın çok defa hikmeti beğenmemesi, onu idrak edememesindendir. Hikmetin meseleleri o denli ince ve akıl üstüdür ki, ilhamla kanatlanmayan aklın ona ulaşması çok zor, hatta imkânsızdır.
*Akıl, maddenin sınırlarını aşamaz.. madde ötesini hikmet ve hakikî felsefe görüp sezebilir.
*Ne acıdır ki, insanlar, hikmetin o gürül gürül ve aldatmaz sesini dinleyeceklerine, gider, davul-zurna dinlerler...
*Hayatın karanlık ve dolambaçlı yollarını aydınlatan iki meşale vardır: Biri salim akıl, öbürü de hikmet...
*İlimler, aklın ziyası; hikmet ise, ruh semasında çakıp-duran şimşeklerdir.
*Milletler, sık sık hikmetsiz kuvvetin paletleri altında kalıp ezilmişlerdir. Aslında, hikmetsiz kuvvet, kuvvetsiz hikmeti ezerken, gerçekten ezilip ağlayan biri vardır: O da, hakikat...
*Cevahir kadrini, sarraflar; ilim adamını, âlimler; insanı da insanlığa yükselmiş olan kâmiller anlar.
*Cevher, bakırcılar çarşısında garip; âlim, cahiller arasında; insan, hayvanî ruhlar içinde; hakîm de, muhakeme ve vicdanın kulak ardı edildiği bir dünyada...
 
---------------------------------------------------------------------------------------------------
 
“NURDAN YANSIYANLAR”

Her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder. Zerre kadar tohumlar ve çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşır, dağ gibi yükleri kaldırır.
 
Demek ki, her bir ağaç “Bismillah” diyerek rahmet hazinesinin meyveleriyle ellerini doldurur, bize tablacılık eder.
 
Her bir bostan “Bismillah” der, içinde çeşit çeşit pek çok leziz yiyeceğin beraber pişirildiği, Cenâb-ı Hakk’ın kudret mutfağından bir kazan haline gelir.
 
İnek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlardan her biri “Bismillah” diyerek rahmetin feyzinden birer süt çeşmesi olur. Bize hoş, temiz, âbıhayat gibi bir gıdayı Rezzak namına takdim eder.
 
Her bir bitkinin, ağacın, otun ipek gibi yumuşak kök ve damarları, “Bismillah” diyerek sert taş ve toprağı deler geçer. “Allah namına, Rahman namına” der, her şey ona itaat eder.
 
Evet, dalların havada büyümesi ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve toprağın altındaki köklerin kolayca yayılması ve yer altında yemiş vermesi, hem o nazik, yeşil yaprakların, sıcaklığın şiddetine karşı aylarca yaş kalması da her şeyi tabiata bağlayanların ağzına şiddetli bir tokat vuruyor. Kör olası gözlerine parmağını sokuyor…
 
Madem her şey mânen “Bismillah” der, Allah’ın nimetlerini O’nun namına getirip bize verir. Biz de “Bismillah” demeliyiz. Allah adına vermeli, Allah adına almalıyız. O’nun namına vermeyen gafil insanlardan bir şey almamalıyız.

---------------------------------------------------------------------------------------------------

“DUA İKLİMİ”

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla…
Allah’ım! Hatalarımı kar ve dolu suyu ile yıka. Beyaz elbisenin kirlerden arındığı gibi, kalbimi günahlardan arındır ve benimle günahlarımın arasını, doğu ile batının arasını ayırdığın gibi ayır.

Allah’ım! Aciz düşmekten, tembellik yaşamaktan, korkak davranmaktan ve kocamaktan Sana sığınırım. Kabir azabından Sana iltica ediyor; hayatın ve ölümün fitnelerinden de yine Sana sığınıyorum.

Allah’ım! Kalp katılığından, gafletten, fakirlikten, zillet ve meskenetten Sana sığınırım. Fakirlikten, küfür ve nankörlükten, fısktan, ihtilaf çıkarmaktan, süm’a ve riyadan, kulluğumu başkalarının duyup görmesine bağlamaktan da Sana sığınırım. Sağırlık, dilsizlik, delilik ve cüzzam gibi ağır hastalıklardan da yine sadece Sana iltica ediyorum Allahım.

Allah’ım! Gücümün zayıflığını, çaresizliğimi ve insanlarca önemsenmeyişimi Sana arz ediyorum.

Allah’ım! Nefsime takva bahşeyle ve onu temizle; onu temizleyecek olan şüphesiz yalnız Sensin. Sen, onun velîsi ve mevlâsısın.

Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalbden, doyma bilmeyen nefisten ve icabet edilmeyen duadan Sana sığınıyorum. İşlediğim ve işlemediğim amellerin şerrinden Sana sığınıyorum.

Bildiklerim ve bilmediklerimin şerrinden de yine Senin rahmetine iltica ediyorum Allah’ım!

Ey Rahman ü Rahîm, celâl ve ikram sahibi, Hayy u Kayyûm olan Allah’ım! Nimetinin zevalinden, afiyetinin değişmesinden, azabının ansızın gelip çatmasından ve her türlü gazabından Sana sığınıyorum.

Allah’ım! Enkaz altında kalmaktan Sana sığınırım. Düşmekten ve yuvarlanmaktan Sana sığınırım. Boğulmaktan, yanmaktan, kocamaktan Sana sığınırım. Ölüm esnasında şeytanın çarpmasından Sana sığınırım. Yılan ve akrep gibi hayvanlar tarafından sokulmuş olarak ölmekten de yine Sana sığınırım.

Allah’ım! Huy, amel, arzu ve hastalıkların kötü olanlarından Sana sığınırım.

Allah’ım! Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve O’nun nebî ve resûl kardeşlerine, mahlûkatın sayısınca, Ulu Zâtının rızası, Arşının ağırlığı ve kelimelerinin mürekkepleri miktarınca salât eyle. Amin..!

---------------------------------------------------------------------------------------------------

GÜNÜN ZİKRİ: " YA ALLAH "

TESBİH ADEDİ: 66

TESBİH NİYETİ: HER TÜRLÜ İSTEK, TÜM DUALARIN KABULÜ.



 
İçeriğe dön | Ana menüye dön