24. DERS: BİDAT - HAKİKİ KİŞİSEL GELİŞİM SİTESİ

İçeriğe git

Ana menü:

24. DERS: BİDAT

3. KUR

WORD HALİ


BİR AYET:

       

“Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.” (6/153)


BİR HADİS:

       

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:


"Ümmetimin bozulması zamanında kim sünnetime sımsıkı sarılırsa, şehîd sevabı alır."


Ebû Hureyre radıyallahu anh. Taberânî.



BİD
ATIN ANLAMI

       

Kelime olarak bidat, önce bulunmayan veya bir örneği önceleri görülmeyen ve yeni ortaya çıkarılan fiil veya şeydir. “Falan bidat çıkardı” sözü, “yeni bir şey ortaya çıkardı, ilk defa bu işi o başlattı, dolayısıyla bu yeni bir iştir” anlamına gelir.


Kısacası kelime olarak Bidat, düşünce, fiil özellik ve eşya türünden, daha önce bir benzeri olmayıp sonradan ortaya çıkan her şeyi kapsar. Bu anlamda bidat dinle de sınırlı değildir.
       

Dini literatürde kullanılan bidat kelimesi ise bir terimdir. Ve sınırlı bir anlam taşımaktadır. Âlimler tarafından yapılan bidat tariflerinden birkaçını şöyle sıralayabiliriz.

Hz. Peygamber (s.a.v)in dine ait söz, fiil ve takrirlerinden bize aktarılanlar sünnet, bunun zıttı da bidattır.
       

Bidat öyle bir görüşün ileri sürülmesidir ki, o görüşü ortaya koyan ve o görüşle amel eden kişi, Hz.Peygamber (s.a.v.)e ve dinin büyüklerine uymamış, dinin kesin esaslarına muhalefet etmiş olur.
       

İslam teşriinde kendisinden dalalet edecek bir kaynak olmadan ortaya çıkarılan şeydir.
       

Bidat, seleften aktarılmayan yeni görüştür.
       

Bidat, sünnete muhalif olan fiildir.
       

Bidat, sahabe ve tabiunun söylemediği, yapmadığı ve şeriatın gerektirmediği durumdur.
       

Hz.Peygamber (s.a.s) ve ashabı zamanında olmayıp, kavli, fiili ve takriri sünnetten herhangi biriyle ona işaret olunmayan ve hakkında asar ve sahabi sözü dahi bulunmayan durumlara bidat denir.


BİDATIN ÇEŞİTLERİ

       

Biday-ı Hasene / Biday-ı Seyyie

Bidatı hasene ve seyyie olarak ikiye ayıran âlimlerin ilki İmam-ı Şafii hazretleridir.


İmam-ı Şafiiden naklolduğuna göre “bidat” iki kısımdır:

Övülen ve yerilen bidat.


Sünnete uygun olana övülen, sünnete muhalif olana ise yerilen bidat denir.


Yerilen bidatın dinde dayanacağı bir aslı yoktur. Bu mutlak bidattır.


Övülen bidat ise sünnete uygundur. Yani sünnetten dayanacağı bir delil vardır. Bu şeri manası değil sözlük manası ile bidattır. Hayır olarak ortaya çıkarılan yenilikler ihtilafsız bir şekilde iyidirler. Tenkit edilemezler.
       

İmam-ı Gazali bu konuda geniş bilgi vermemekle birlikte masa veya benzeri bir şey üzerinde yemek yeme konusu işlerken şöyle diyor:

”Hz.Peygamber (s.a.v.) den sonra ortaya çıkarılan şeylere bidat denir. Ama her bidat kötü değildir. Kötü bidat bir sünnete zıt olan şeri bir emri kaldıran ve illeti sabit olan şeydir. Oysa sebepler değiştiğinde bazen yenilik yapmak gereklidir.
        

Bidatı kısımlara ayıranların tarifleri topluca değerlendirilirse;

bidatı hasene, aslı dinde olup ayrıntıları formüle edilmeyen,

bidatı seyyie ise hem aslı hem de ayrıntıları dinde olmayan hususlar olduğu anlaşılır.
      

Bu düşüncede olanlar bidayı haseneye şu örnekleri verirler:

Minare, ribat, medrese, han ve buna benzer şeyler inşa etmek her ilimde kitap yazmak, hadis toplamak, İslamı neşretmek amacı ile kitap yazmak, dergi çıkarmak vs.

Bidat bir bütündür:  

Bidatın iyisinin, güzelinin olmayacağını, bidatın bir bütün olduğunu savunan âlimler çoğunluktadır.


Bunlardan Şatibi, bidatı ikiye ayıran fikirlerini verdikten sonra şöyle der:

Öyle bir taksimatı gerektirecek hiçbir şeri delil bulunmamaktadır. Çünkü bidat nass veya genel kaide cinsinden şeri bir delili olmayan şeye denir. Eğer o işin vacip, mendup veya mubah olduğuna delil olabilecek bir dayanak varsa bidattan söz edilmez. O iş ya emirler manzumesine dâhildir ya da serbest bırakılmıştır. Hem bidat olsun hem de vacip, mendup veya mubah olduğuna delil bulunsun. Bu çelişkiden başka bir şey değildir. Haram veya mekruh sayılan bidatlara gelince bunların haram veya mekruh olduklarına şeri bir delil varsa onlarda bidat olmazlar. Günah ve isyan hükmünü alırlar. Adam öldürme, zina, hırsızlık vb. bidat değil birer günahtır.

      

Bu izahlardan yola çıkarak diyoruz ki bidat kavramı ilk duyulduğunda kötü, yanlış, aslı olmayan, günah olan anlamlarını çağrıştırır. Hem halk arasında hem alimler arasında bidat denildi mi kötü ve yanlış şeyler akla gelir. Onun için ayrıma kail olanlar seyyie ve hasene şeklinde açıklama yapma ihtiyacını hissederler.
      

Kavram kargaşasının had safhaya ulaştığı günümüzde yeni bir karışıklığa meydan vermemek için bidat kelimesini terim anlamı kapsamına giren hususlar için kullanmak en uygun davranış olmalıdır.
      

Hele dinin ilerlemeye, ilme, tekniğe, medeniyete engel olduğu düşüncesinin her tarafta kasıtlı bir şekilde konuşulup tartışıldığı bir dönemde adeta bu düşüncenin ekmeğine yağ sürercesine, her yeniliğe bidat damgasını vurmak yanlıştır ve bu yanlışlığı bidatı ikiye ayırarak ortadan kaldırmakta mümkün değildir. Çünkü meseleye art niyetle yaklaşan düşünce, bu izahımızı görmezlikten gelecektir. Zaten, yukarıda izah edildiği gibi işin aslıda söz konusu ayrımı kabul etmemektir. Öyle ise bir yanlışlıktan yola çıkıp çok daha büyük yanlışlılara meydan verilmemelidir.


 
İçeriğe dön | Ana menüye dön